- Katılım
- 26 Temmuz 2011
- Mesajlar
- 19,432
- Tepkime puanı
- 185

Kalbin, gözle görülen ve gözle görünmeyen iki askeri vardır...
Kalb hükümdar, askerleri ise onun hizmetçisi ve yardımcısıdırlar...
Kalbin gözle görülen askerleri el, ayak, göz, kulak gibi vücut azalarıdır.Bu azaların hepsi, kalbin emrinde ve hizmetindedirler...
Kalp, bu azaların üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunur ve istediği şekilde yönlendirir...
Zaten bütün bu azalar, yaratılış fıtratları gereği, kalbe itaat etmeye mecburdurlar...
Kalbe asla muhalefet ve isyan etmezler.
İnsanın niyeti ve iradesi kalbinde oluşur..Bu irade ve talep, önce beyine gönderilir....
Beyinde bunları denetleyerek, gerekli organlara yönlendirir...
Beyin de kalbin emrindedir...
Örneğin kalp, göze açılmasını, ayağa adım atmasını, dile konuşmasını emrettiği zaman, bu azalar asla kalbe karşı gelemezler...
Vücuttaki bütün azalar böyledir.Azaların, his ve duyguların kalbin emrinde olmaları, bir yönüyle, meleklerin Allah-u Zülcelal'in emrinde olmalarına benzer.Çünkü melekler de Allah-u Zülcelal'e itaat ve ibadetle bağlı olup O'na muhalefet etmeye muktedir değildirler.
Kalp, Allah-u Zülcelal'e ulaşmak için yaratılmıştır ve yolculuğu O'nadır...
Bir kimse, zahiri vücudun, bedenin arzu ve isteklerinden ve dünyadan geçmediği sürece, Allah'a ulaşamaz...
Dünya, ahiretin tarlası, bir konaklama yeridir.Zira enginlerden geçmeden yükseklere çıkılmaz.
İşte, buraya kadar anlattıklarımıza bakarak insan, Allah-u Zülcelal'in kendisine vermiş olduğu bu azaları, O'nun yolunda kullanırsa saadete kavuşur...
Aksi takdirde, nefsinin arzu ve istekleri için kullanırsa perişan olur.