ALLAH C.C'nün ZATİ SIFATLARI

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Hz. Allah, ''yoktan var eden, ol deyip oldurandır'' ifadesini sıkça kullanıyoruz.

Bütünü ile, güç, kuvvet, kudret, ilim ve irade Hz. Allah 'ın zatına mahsustur. Bir şeyin olmasını dileyen, murat eden O 'dur. Bir şeyin olmasını, tertip, taktir ve tanzim eden, yine O 'dur. Her bir zerrenin, her bir hadisenin zuhuru, O 'nun izni iledir.

Hz. Allah 'ın ilmi ve iradesi her bir zerreyi kuşatmıştır..

Başkaca bir ilmin, iradenin, başkaca bir güç ve kudretin varlığını düşünmek, Hz. Allah 'a noksan sıfat isnat etmektir, şirktir, bu yönlü düşünen kişinin helakine sebebiyet verir.

Hz. Allah buyuruyor ki, ''Ben kulumu zikretmez isem, kulum beni zikredemez''!..

Bu ifadeyi genel manada ele aldığımızda ortaya çıkan sonuç şu; Hakka olan sevgisi, imanı, ibadeti, yaptığı veya yapmadığı her bir hal ve hareketleri, Hz. Allah 'ın taktir ettiği gibi, taktir ettiği kadar, taktir ettiği zaman, taktir ettiği ölçüde gerçekleşir. Sevgi yukarıdan aşağıya doğrudur, aşağıdan yukarı sevgi olmaz..

Maddede ve manada gerçekleşen, zuhur eden her şey, insanlık için murat edilendir, dışında hiç bir zuhurat gerçekleşemez. Bu ifadelerle şuna dikkati çekmek istiyorum;

Kul zanneder ki, benim gücüm her şeye yeter, her şeyin kararını veren benim, dünyanın altını üstüne getiririm.

Madem öyle düşünelim, biraz tefekkür edelim..! Bütünü ile maddede ve manada zuhur eden her bir şey Hz. Allah 'ın dilemesi ve taktiri ile oluyorsa, insana, insanlığa düşen nedir.? İnsan işin neresinde ve hangi boyutundadır.?

İşin en enteresan yanı burası. İnsan yalnızca dileyendir, isteyendir, talep edendir. Hz. Allah şöyle buyuruyor;

Sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin, fakat Allah, dilediğini doğru yola iletir. O, yola gelecek olanları daha iyi bilir.
(Kasas suresi 56)

Hadisi şerifte ise, ''Ben kulumun zannı üzereyim''..! buyrulmakta..

Demek oluyor ki, maddede ve manada zuhur eden her şey, Allah 'ın dilemesi iledir. Allah dilemedikçe, kulları dileyemez.

İş yerlerinde gördüğümüz, ''Bu gün Allah için ne yaptın''.? sorusu, aslında Allah için hiç bir şey yapmaya muktedir olmadığımız, olamayacağımız anlamındadır.

Madem ki her şey, maddede ve manada zuhurat tamamı ile O 'nun dilemesi ile oluyorsa, Allah için yapabileceğimiz tek şey, şayet becerebilirsek, O 'na layık bir kul olabilmeyi dilemek, onun rızasına talip olmak, O 'nun emir ve yasaklarına riayet etmekle elde edilebilir.

''Talebena, vecedena''.! Kul talep edecek, Hz. Allah lütfedecek, verecek..

Cennet sevdası ile, cehennem korkusu ile yapılan bir çok şey makbul değildir. Makbul olan, Hz. Allah'ın rızasını kazanmaya çalışmaktır. Hz. Allah 'ın rızası, içerisinde her şeyi barındırmakta. Rızaya talip olmak kulun kurtuluşuna vesiledir..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Hz. Allah 'ın subuti sıfatlarından, ''İlim, irade ve kudret''.!

Hz. Allah 'ın madde ve mana alemini ne kadar kuşattığını anlamamız için, Allah Kelamı olan Hz. Kuran 'a, Allah 'ın subuti ve fiili sıfatlarına yakından bakmamız gerekir.

Gerçek manasını tam olarak idrakten, yaratılmışlar olarak uzak olsak da, fiili ve subuti sıfatlarını müşahede edebiliyor olmayı, Hz. Allah kullarının Zatını bilmesi olarak kabul etmiştir. Bu da rahmeti ve merhametinin, lütuf ve ihsanının, Zatı 'nın ne kadar yüce olduğuna işaret eder.

Hz. Allah bazı ayetlerinde bütünü ile yaratılmışlar üzerindeki tek tasarrufatın kendisine ait olduğunu, tamamı ile tertip, taktir, tanzim edenin Zatı olduğunu, yaratılmışlara verilenin sadece cüz'i bir güç ve irade olduğunu bizlere bildirmekte.

Verilmiş olan bu cüz'i güç ve irade ise, kulun, kulluk yapabileceği ölçüdür. Bu ise dünya hayatını idame ettirebilmek olarak ifade edilir. İyi ve kötüyü, doğru ve yanlışı ayırt edebilme, buna bağlı olarak dilek, talep ve zanları bu ölçüde kullanabilme yetisidir. Hiç bir kula başkaca bir güç, kuvvet ve irade verilmemiştir.

Ayetlerden birkaçında şöyle buyrulmakta ;

De ki: “Ben kendime, Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbette çok hayır elde ederdim. Bana kötülük dokunmamıştır. Ben sadece inanan bir kavim için, bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. (Araf 188)

De ki: “Ben kendime bile Allah’ın dilediğinden başka ne bir zarar ne de bir menfaat verme gücüne sahip değilim.” Her ümmetin takdir edilmiş bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman ne bir saat geri kalırlar ne de ileri giderler. (Yunus 49)

''Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz''. (Tekvîr 29)

''Sen, sevdiğini doğru yola iletemezsin, fakat Allah, dilediğini doğru yola iletir''. O, yola gelecek olanları daha iyi bilir.
(Kasas 56)

Hadisi şeriflerde ise;

''Ben kulumu zikretmezsem, kulum beni zikredemez''.

''Ben kulumun zannı üzereyim''.. buyrulmakta..

Belirtilen bu hususları göz önünde bulundurursak, yaratılmışlar olarak bizlerin, Allah 'tan başka bir güç, başkaca bir kuvvet ve kudretin, ilim ve iradenin olmadığını kulca anlayabiliriz.

Hz. Allah 'ın Zatı karşısında hiç 'liğimizi anlayabilmek, aczimizi, kulluğumuzu, muhtaçlığımızı fark edebilmek, genel anlamda olmasa da inşaallah kurtuluşumuza vesile olacaktır.

İmanın şartı olan Amentüde belirtildiği üzere, ''ve bil kaderi, hayrihi ve şerrihi minAllah'u teala'' kader ve kaza Allah 'tan, hayır ve şer yine Allah 'tan ise, bizlere kalanı düşünmek gerekir. Her şey ezel'i ervahta belirlenmiş, taktir edilmiş..

''Biz her şeyi bir kadere, bir ölçüye göre yarattık''. (Kamer suresi 49)

Yaratanına karşı yok mesabesinde, hiç olan biz yaratılmışların, hatırlamamız, görmemiz gereken yanlarımızın ne kadar çok olduğunu ve bu çokluk içerisinde Vahdetin, tekliğin farkını fark etmemiz gerektiğini unutmamamız gerekir.

Hz. Allah, kullarını şerefli mahluk olarak yaratmış, dolayısı ile Zatını bilecek, batanları sevmem diyecek kabiliyeti de insanlığa bahşetmiştir..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Aklın yolu zan ve tahmindir. Kalbin yolu temaşa ve hayranlıktır.

El evvelü Allah, el ahiru Allah, Ez zahiru Allah, el batinu Allah,
(Hadid 3)

Kimin kalbinde Allah var ise, onun dostu Hz. Allah’tır. Kimin Kalbinde Allah yok ise, onun hasmı Hz. Allah’tır.
(Hz. Muhammed Mustafa s.a.v)

Dünya fani, ahiret bakidir. Bakiliğin tohumu faniliktedir, faniyi fenaya veren bakiyi de kaybeder.

Nefsimizi daha iyi tanımak bizim sorumluluğumuzdur.

1. Nefsi emmare; Kötülüklerle ziyade olarak cehil ve emreden hayvani nefis
2. Nefsi levvame; Kötülüklerden nefsini levmeden.
3. Nefsi mülhüme; Mülhem olarak iyilikleri işlemeye kötülüklerden terke azimli.
4. Nefsi mutmaine; Ahlakı hamide ile muttasıf olmak
5. Nefsi raziye; Her hususda Allah’tan razı olan nefis.
6. Nefsi marziye; Hak teala kendisinden razı olan nefistir.
7. Nefsi kamile; Kemalatı insaniye,safayı beşeriyeye mashar olan nefistir.

''Nefsini bilen Rabbını bilir'' hitabına mazhar olmak için iyi okuyup, iyi anlayalım.
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Hz. Allah insanoğluna, istisnasız her kuluna, İbrahim a.s gibi, ''batanları sevmem'' diyebilecek kabiliyeti vermiştir.

İbrahim a.s ilk olarak bir yıldıza, sonra ay 'a, daha sonra güneşe, işte benim rabbim demiş ve her birisinin de gündüz battığını görünce, ''batanları sevmem'' diyerek ve Hz. Allah 'ın varlığını müşahade etmiştir.

Bütün kullarda bu kabiliyet vardır, ancak kişide oluşan dünya sevdası, maddeye olan düşkünlüğü neticesinde, ahiretin ihmal edilmesi, kişiyi helake sürükler. Ama yine de merhametin tek sahibi Hz. Allah, kulları arasında ayrım yapmaz.

Kul, günah işlemek üzere yaratılmıştır ve Hz. Allah 'ın da bu yönde müsamahasına mazhar olmuştur. Nasıl mı.?

Eğer Allah, insanları yaptıkları işler yüzünden (hemen) cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiği zaman, kuşkusuz Allah kullarını görmektedir.
(Fatır suresi 45)

Hz. Allah sabreden, affeden, merhamet eden, bağışlayandır.

Hz. Allah, merhametin tek ve gerçek sahibidir. Yeter ki kul, aczinin farkında olsun, varlık, benlik ve kibirden uzak dursun. Allah 'tan gayrı mabud edinmesin. Sağlam bir imanın nelere kadir olduğu gün gibi ortada değil mi..?
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Beyazid-i Bistami hazretlerine sormuşlar:

- “Tarikatte ilerlemek için ne lazım''.?
- Anasından evliya olarak doğması lazım.
Öyle olmazsa.!
- Arif olması lazım.
O da olmaz ise.!
- Gören göz lazım, işiten kulak lazım, mücahede zevkini almış, diri bir vücut lazım.
O da olmaz ise.!
''Ölmesi lazım''. Buyurmuşlar..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Hazret-i Allah ’ın bildirisinde; Dinler diye bir bildiri yok. Yalnız tek din vardır, İslam.!

İkinci din arayan hüsrandadır. Kabul olmayacaktır” buyurdu, Hz. Allah .!

Allah elçileri, hiçbirisi din getirmediler.! Cümlesi İslamiyet üzere geldiler. Cümlesinin dini İslam ’dır !.

Cümle Peygamber Efendilerimiz isimleri ile ve zamana uyumlu şeriatları ile anılırlar, cümlesi Haktır.

İndi ilahiye’den ihsan edilen kitapların anlamı, şeriatların cemisi Haktır. İptal oldu demek, tertibi İlahiye uygun olmayıp,
bilgisizce icra edilen bu hal küfürdür.!
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Cüz’i irademizi kullanmak, her şeyin güzelini, iyisini, zamana göre uygun olanını almak, tertibi tanzim-i ilahiyedir.!

Bu güzelliği bulması için kulunu salahiyetli ve vazifeli kılmış Hz. Allah ve kuluna hitaben:

“Bu alemi ben yarattım. Ey insan, sen tanzim edeceksin”.. buyuruyor.

Hatırla ki, Rabbin meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" dedi. Onlar : Bizler hamdinle seni tesbih ve takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın.? Dediler.. Allah da onlara; Sizin bilmediğiniz şeyleri, elbette ben bilirim dedi.
(Bakara suresi 30)

''Hazret-i insana secde edin'' buyruğunun anlamı, İblis ve o türlü yaratıkların idrakinin dışında oldu nedense.

Bir zamanlar biz meleklere, ''Adem 'e secde edin'' demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu.
(Bakara suresi 34)

Allah’u alem yeteri kadar kendini bilmeden Allah’ı ve “men araf” sırrının nedenini bildiklerini zannedenlerin varlık iddiaları ortada.! Halbuki, “Men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu” (nefsini bilen Allah’ı bilir) buyuruldu.

Yaratanını bilmek, yaratılanı bilmekle ve nefsini bilmekle başlar. Öğrenim yeri ise, dün dünya idi, bugün de dünyadır.! Yarın da bu tertip değişmeyecek.. Dünya yalan olduğu kadar da gerçektir. Çünkü, dünyada iken kurtuluşu elde edemeyene, ne kabirde, ne de ahirette hiç bir kazanç kapısı yoktur.

Güç ve varlık her şeylere kadir olan Hz. Allah’a mahsustur.!

Nefsini bilmeyen, Allah’ı da yeteri kadar bilmiyor demektir. Böylesi bir durumda zafiyetten başka, gurur, kibir, ucub, varlık, benlik meyvesinden başka ne beklenir.?

Kişi ne ekerse, onu biçer. Rahmet ararsa, rahmet bulur. Nefsinin esiri olursa da, zarar görür..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Varlık Hz. Allah ’a mahsustur.

İki var bir arada olmaz, tevhidin anlamına ters düşer. Hz. Allah Ahad 'dir, sayı hesabı ile değil, eşi, benzeri, şeriki, naziri olmayan bu isim Hz. Allah’ın zatına mahsustur.

Sıkıntılı, çekilmez, tahammülü güç bir hayatımız mı var? Kuvvet ve kudreti ilahiye inanıyorsak, bu sıkıntı insanlık için bir uyarıdır, rahmettir. Ama bu uyarının devamına tahammül güçtür. Feraha çıkmak istiyorsak, noksanlıkları nefsimizde aramalıyız. Hz. Allah ’ı zulümden tenzih ederiz. Evliyaullah der ki;

Her ne kılmışsa adalettir Cenab-ı Kibriya,
Her kazaya, her belaya kıl rıza, Allah kerim.


Bu ifade şu demektir ki, kul Hz. Allah 'a karşı itiraz etme hakkına sahip olmadığı gibi, her bir hadise için kulun sabretme zorunluluğu vardır. Merkez efendi (Musa Muslihiddin) adında bir yol büyüğü için, şöyle bir kıssa anlatılır;

Üstadı, (Sünbül Sinan hazretleri) merkez efendi ve diğer iki dervişe şöyle sorar;

- Zamanın kutbu siz olsanız ne yaparsınız.? Dervişlerden birisi;

- Efendim, meyhaneleri ve benzeri kötülük üreten yerleri kapatırım der. Bir diğeri;

- Mektep, medrese yaptırırım, yeryüzünde kafir bırakmam der. Sıra merkez efendiye geldiğinde, boyun büker ve;

- Efendim, her şey yerli yerinde değil mi.? Der.. Vermiş olduğu bu cevap karşısında üstadı da ona;

- Sen merkezsin der ve bundan sonra adı, merkez efendi olarak kalır. Musa Muslihiddin adı unutulur..

Kıssadan hisse, Hz. Allah 'ın yaratmasında asla bir noksanlık yoktur. Madde ve mana aleminde var edilmiş her bir zerre, her bir zuhurat, Hz. Allah 'ın tertip, taktir ve tanzimidir ki, karşılaştığımız hiç bir hadise kendiliğinden gerçekleşmez. Bu sebepledir ki tesadüf diye hiç bir şeyin olmadığını anlamak, görmek, bilmek, kul için kemalattır.

Farklı bir ifade ile imanın, amentünün şartlarındandır, ''ve-bil kaderi, hayrihi, ve şerrihi min Allah'u teala'' kader ve kaza, hayır ve şer ancak ve ancak Allah 'tan dır..! Bu sebepledir ki yaratılanda kusur gören, kusurludur..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Allah 'tan başka ilah yoktur, ille Allah vardır.

O 'nun şeriki, naziri yoktur, güç, kuvvet, kudret bizatihi Hz. Allah 'a mahsustur.!

Bütün alem O 'nun yed-i kudretindedir. İzafidir, mecazidir, bi-zatihi değildir.!

Peygamberler efendilerimiz ilah değildir. Cümlesi Hz. Allah 'ın kuludur, elçileridir. Elçilerini bu veçhile bilmek, müttakiy, ittika sahibi, mü-min kullarının imanlarınının bu yönlü olmasına mecbur kılar.

Hz. Allah, vücudu ile mevcut, sıfatı ile muhit, esması ile zahir, ef’ali ile malum olan, her bir zerre üzerindeki tek tasarruf sahibidir.

Bütün alem Hz. Allah ’ın ilim ve iradesinden ve dilemesinden zuhur etmiştir. Hz. Allah ’ın bilgisi, arzusu dışında ne
maddede mevcut bir zerre, ne de manada beliren bir zuhurat görülmesi mümkün değildir. Aksini düşünmek hakikatle
bağdaşmadığı gibi Hz. Allah ’a olan imanda noksanlık var demektir..

Rab, abd olmaz, abd, Rab olmaz. Haşa, kul Allah olmaz, Allah da kul olmaz.

Bu bilginin, bu gerçeğin te’vil tarafına yaklaşmak en büyük şirklerdendir. Hz. Allah ’ı bilmenin anayasasıdır. Şirke sapmaktan sakınmak gerekir ki aksi durumda telafisi mümkün olmayan günah işlenmiş olur...
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Hac sûresi 47. ayette;

''Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vaadinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saymakta olduğunuz şekliyle bin yıl gibidir''.


Zaman mefhumu dünya için, yani madde alemi için geçerlidir.
Mana aleminde, ahiret yurdunda zaman, gün, saat, ay, yıl mefhumu yoktur..!

Hz. Allah alemleri altı günde yarattığını bildiriyor.

Andolsun, biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları "altı günde" yarattık, bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.
(Kâf sûresi 38)

Sabit bakış, Hz. Allah 'ı bilmeyen kişilerde, dünya için var edilmiş zaman, gün gibi mefhumları, "ol deyip olduran" kudret sahibi Hz. Allah 'ı, alemleri yaratırken altı gün haşa, kazma kürek çalıştığını zannediyorlar..

Hz. Allah alemleri yaratırken şöyle buyuruyor;

Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arza: "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. "İsteyerek geldik." dediler.
Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arza: "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. "İsteyerek geldik." dediler.
(Fussilet süresi 11)

Yukarıdaki ayetlerde Hz. Allah 'ın yaratma sanatı, "yoktan var eden, ol deyip olduran, madde ve mana aleminde, her bir zerre üzerindeki tek tasarrufat sahibi" olduğu açık ve net..

Haşa, her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Hz. Allah için zaman isnat etmek, Allah 'ı bilmemektir, cehaletin en büyüğüdür.

Kıyamette' tek bir nida ile bütün yaratılmışların, Adem a.s dan başlayıp, en son yaratılmış olan insan ve hayvanat dahil, kabirlerden çıkmasını, zaman hesabı yapanlar nereye sığdırılacak..?

Ebedi hayat, sonsuz olan ahiret yurdunda hangi vakitten bahsedilebilir..?
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Semavi dinde yeri olmayan, Hazret-i Allah ’a noksanlık isnat eder gibi pozisyona sakın düşmeyelim, tenasüh yani (reenkarnasyon) vardır demeyelim. Allah muhafaza, iman zafiyetidir..

Hz. Ömer r.a. hilafeti zamanında hutbe irad etmiş ve tenasühün dini İslam ile bağdaşmadığını, küfür olduğunu beyan etmiştir. Kuvveti, kudreti ilahiyi yeteri kadar bilemeyenlerin uydurmalarıdır.

Haşa Hz. Allah, ruh ve ceset bulmakta güçlük mü çekiyor ki, bu hale tevessül etsin.?

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Eskiyen ayları ne yapıyorlar.?” diye.

Cevaben: “Ufak ufak parçalayıp yıldız yapıyorlar” diye cevap vermiş..

Amma bugün değil. İnsanların kültür seviyesi yükseldikçe hurafe ve bid’atlardan uzaklaşacak, Allah-u Teala’yı daha yakın anlayacak, kullukta kusur etmemeye gayret gösterecektir.

Bir insan hakikatten ne kadar uzak ise, bidat ve hurafeye o kadar yakındır..!

Cehaletin, şaşılığın, haddi ve hududu yoktur.

Genel manada insanlığın bahsetmediği, belli birkaç kişinin ifedelerini doğruymuş gibi paylaşımlarda bulunmak, Hz. Allah 'ın ayetlerine ters ifadeler kullanmak..! Olsa, olsa hadsizliktir..! Başka türlü izah edilemez.
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Manayı kabul edemeyen kişideki zihniyet devam ettiği müddetçe, gönül yolunu kendisine tıkıyor demektir.

Kişi, gönülsüz ne yaparsa hayatını boşa geçirmiş olur.

Onun için; ''men kâne fi kalbihi Allah, fe-muînühü fi’d-dâreyni Allah''.
Anlamı ; Kimin kalbinde Allah varsa onun muini, yardımcısı, Hazret-i Allah’tır.

Bugün çektiğimiz, ümmet-i Muhammedin, bütün dünyanın çektiği eza, gönül mahrumiyetindendir.

Kevni hakikatlerden (dünyevi hadiselerden) öte gidemeyen insan, ne gönül bilir, ne de aşk-ı ilahiyi bilir.

Yaşayamaz, kulaktan dolma kelime oyunları yapar, iç aleminde hiç bir şey yoktur, sindiremez, imanına hulûl etmez.

Gönüle hulûl etmeyen ilim, kişinin başına beladır bazen. Hayvaniyetten öteye gitmez, utanmaz insan.

Kör Allah’a nasıl bakarsa Allah’ta köre öyle bakar. Kör: Gözü gören amma, gönül gözü, kalp gözü kapalı, manadan habersiz, hiç önemsemeyen, arzu dahi etmeyen manasındadır..

Gerçek körlük, maddeyi değil, hakikati, manayı hissetmemektir..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
... Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih etmektedirler.

O, Aziz ’dir, Hakim ’dir.

... Göklerin ve yerin mülkü O ’nun dur.

O, diriltir, öldürür.

O, her şeye gücü yetendir.

... O, Evvel ’dir, Ahir’ dir,
Zahir ’dir, Batın ’dır.

O, her şeyi bilendir.
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Hazret-i Allah, vücudu ile mevcut, sıfatı ile muhit, esması ile zahir, ef’ali ile malum olandır..

Bütün alem, Hz. Allah ’ın ilim ve iradesinden ve dilemesinden zuhur etmiştir. Hz. Allah ’ın bilgisi, arzusu dışında ne
maddede mevcut bir zerre, ne de manada beliren bir zuhurat görülemez, mümkün değil.

Aksini düşünmek hakikatle bağdaşmadığı gibi, Hz. Allah ’a olan imanda noksanlıktır.

Hz. Allah’ın sıfatları bildirildiği kadarıyla, subuti sıfatları, zati sıfatları, fiili sıfatları.. Bunları ezberleyelim. Bunlar her zaman mihenktir, ölçüdür, terazi ve mana kantarıdır.

Herhangi bir şey duyduğumuz zaman, Hz. Allah’ın sıfatına uygun mu bakalım. Ölçü bu.!

İyi anlayalım ki bu ölçüleri bozmayalım.!

“Allah” deyince ne anlıyoruz: Vücudu ile mevcud, sıfatıyla muhit, kaplamış her tarafı, esması ile zahir, ef’ali ile; hareketleriyle malum, gizli değil.!

Rabbimiz bu imanımızı korusun inşallah...
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
İnsan, Hz. Allah’ı idrak ettiği zaman, Cenab-ı Hakk’ın fiili sıfatlarının tecellisini görür zevk alır, aşk-ı ilahi budur.

Amma bi-zatihi değil.. Hz. Allah ’a mahsus olan sıfat, hiç bir zaman kula isnat edilemez.

Kul, Hz. Allah ’ın zatını idrak ettiği kadar aşıktır O’na. Yani tamamiyle idrak mümkün mü.? Hayır, beşer olarak kul buna muktedir değil.

Kur’an-ı Kerim Allah kelamıdır deyip, onu okumakla iktifa etmeyelim. Hz. Allah’ın fiili sıfatlarının tecelli ettiği bu aleme bakalım, mükevvenata bakalım yine bakalım.! Fiili sıfatlarına iyi bakalım...

Bütün kainat, Hz. Allah’ın ilim ve iradesinin tezahürüdür. Bi-zatihi tecellisi değil, fiiliyatının tecellisidir...

Fiili sıfatları bizim alemde gördüğümüz her şey. Her varlık onun varlığından, ibarettir.

Bir aynaya vuran ışık kaynağı gibi. Işığın kaynağını alıp da bu ışık diyebilir miyiz..? Güneşin aydınlığını, ışığını, vurduğu yeri alıp da bu güneş diyebilir miyiz..? Hayır.. Güneşin şulesidir, ancak bu kadar izah edilebilir.

Hz. Allah ’a mahsus olan sıfat, hiç bir zaman kula isnat edilmez.
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Akılcı din olmaz.

Allah 'ın elçileri vasıtası ile kullarına bahşedilen din, tertib-i tanzim-i ilahidir. Din nakildir.

Emr-i ilahiler akıl ve mantıkla ölçülmez. Akılla ölçülen dinde, ibadet ve taat kaybolmaya mahkumdur. Emr-i ilahileri ölçmek aklın işi değildir. Akılsıza teklifat yoktur.

Akılcı dinden felsefe, nakilden tasavvuf, hakikat zuhur eder.. Vahiy yolu ile gelen emr-i ilihileri ölçmek aklın işi değildir.

Ziya Paşa şöyle der:

İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.


Bu kelam, biz beşerlerin aczini bir nebze de olsa ne güzel ifade ediyor.

İnanarak yaşarsak gerçeği görür, zevkini alır, en büyük rütbenin kulluk olduğunu iyi biliriz. Kulluğunu bilen bahtiyar kullar ise, amentü’nün ihtiva eylediği bütün hükümleri nefsinde acz ile tatbike çalışırlar..

Manevi terbiye ustası Evliyaullah der ki;

''Tertib-i ilahiyi tefekkür et. Yaşama fırsatı verildi ise yaşamanın zevkini al. Bu türlü zevk Allah ’a hamd etmenin ruhi lisanıdır. Manayı nefsani ölçülerle ölçmeye yeltenme.
Öyle emr-i ilahiler, tertip ve tanzim-i ilahiler vardır ki, akıl ve mantığın sınır ve gücünün dışında tutulmuştur. Öyle gerçekler vardır ki, ancak Hz. Allah 'ın elçisinin tebliğ ettiği gibi kabul etme mecburiyetindesin.

Yetkin, hudutludur. Haddini bil. İlm-i ledünnideki tecelliyatı ölçmeye kalkışma. Hazret-i Allah bu alemi “kün” emriyle yarattı. “Fe-yekün” emri bu alemin sonu olacaktır.

Akıl, birçok vehimler elinde oyuncaktır. Aklın yolu zan ve tahmindir, kalbin yolu temaşa ve hayranlıktır.

İşte tam da burada tekrar ifade etmek gerekir ki, ''akılcı din olmaz''..!
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Cümle güç, kuvvet, hazreti Allah ’a mahsustur.

Güç, kuvvet, afv u mağfiret, yaşatmak, öldürmek, diriltmek, rızıklandırmak yalnız ve yalnız Hz. Allah ’a mahsustur.

Allah’ın affı mağfireti rahmeti ilahi, o kadar sonsuz ki, bizim konuştuğumuz gibi de değil. Hiç bir beşer bu rahmeti ilahiyi anlatmaya muktedir değildir.

Şeyh Sadi Şirazi Hazretleri de öyle buyuruyor:

Rabbim adaletiyle, celal sıfatıyla zuhur etmesin rûz-i mahşerde, dua edelim; Rahmet sıfatıyla, merhamet sıfatıyla, cemal sıfatıyla tecelli etsin. Allah ’tan ümit kesmek günah-ı kebairdir.

Onun için, “Ben kırık kalplerdeyim” buyuruyor Hz. Allah. Kadrimizi, aczimizi bilelim, Allah’tan ümitle yaşayalım. Fakat vazifemizi de yapalım. Cüz’i irademizi kullanalım. Çünkü bununla yükümlü insan. Bir şeyi yapıyorum diye de böbürlenmeyelim.!

Daima tazarru niyaz ve havf-u reca üzerine olalım ki, kazancını bulalım. Allah ’a yakın olup, Allah ’ın emirlerine riayet eden, hem Allah ’a, hem de rahmet-i ilahiyeye yakın insandır.

Ben kulumu zikretmezsem, kulum beni zikredemez” buyuruyor Hz. Allah.

Onun için rahmeti ilahi bir kişide zuhur ediyorsa, sebebi vardır. Gazabı ilahi varsa, yine bir sebebi vardır. Bunlar rast gele bir şey değil, tesadüf diye bir şey yok.

İmanımızın gereğidir ki ; ''Ve bil kaderi, hayrihi ve şerrrihi min Allah-u tealâ''..!

Kader ve kaza, hayır ve şer ancak Allah 'tan dır...
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Hz. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz müracaatında;

Ya Rabbi.! Sen ne kadar kulluk yaptırmışsan, o kadar kulluk yaptım, Sen ne kadar marifet verdinse, o kadar arif olabildim. Ya Rabbi.! Ne kadar zikrettirdinse, o kadar zikrettim der!..

Hazret-i Allah 'tan lütfedilen tavır ve hareketlerimizle, lisan-ı hal ile yakarmayı ve istemeyi bilelim. Nazargah-ı ilahi olan kalbe yolu uğramayan arzu ve isteklerin, huzuru ilahiden iltifat gördüğü ender görülür. Kalpten beyine geçen gönül yolu, ehli halin, ehli aşkın yoludur.

Peygamberimiz s.t.a.v efendimizin buyurduğu; Allah ’tan bir şey isteyeceğinizde salevat getirerek isteyiniz. Sonunda yine salevat getiriniz. İki salevat arasında dua ret olmaz. Çünkü Hazret-i Allah 'ın Kur’an-ı Kerim'de “salevat getiriniz” diye emri vardır. O bakımdan zikrullah da emri ilahidir. Zikrullah ile yapılan dua ret olunmaz. Bunları da bilmek yine ehli imana göredir.

Zikirle yapılan tazarru ve niyazlar reddolunmaz. Rahmet-i ilahi her zaman mevcut. İstemeyi bilir isek. İstekler lisanen, kalben, halendir. Evvela istekte samimiyet ve rahmetlerin birleşmesi ile zuhur edeceğine inanalım.

Evvela iman, sonrasında hal, duanın kabuluna vesiledir. Lisan ile hal aynı şeyi ifade etmelidir..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Allah ’ın katında samimiyetin yerini hiçbir şey almıyor. Samimiyet imandır, imanın getirdiği haldir. İmanlı bir kişi, “iman ettim” diyor da, Hz. Allah ’a karşı samimi değilse ne ifade eder? Hiçbir şey...

Hz. Allah’ın kanunları aklın dışında değil. Ama akıl, bütün kanunu İlahiyi ölçecek kabiliyette değil. Ben akılla her işi hallederim diyen kişi... Hayır ..! Akıl ile her şeyi halledemezsin..

Baş gözü ile göremediği şeyleri kabul edemeyip, basit, beşeri görünümün mahkumu ve esiri olanlar düşünmezler mi ki,
göremedikleri çok şeylerin mevcut olduğunu, “gördüm” zannettiklerinin ise serap olduğunu..! Görmezler mi ki, kainatın yalnızca madde aleminden ibaret olmadığını.?

Hz. Allah ezel-i ervahta verdiğimiz sözü hatırlatıyor.? Ruhlar alemindeki verdiğimiz sözün cesetli olarak da tekrarını istiyor.

Hz. Allah : ''Elestü bi-Rabbikum'' (ben sizin Rabbınız değil miyim.?) hitab-ı ilahisi ile imanları nispetinde o alemin tertibine uygun, ruhların imtihan olunduğunu beyanla, sonsuz rahmet ve merhametinin tecellisi olan ikinci imtihan yeri dünyayı yarattı.

Hz. Allah tenezzülen fiili sıfatlarının tecellisini, her zerresinde kuvvet-i kudret-i ilahiyi gösterdi. Ki, biz kullarının Zatı 'nın yüceliğini daha iyi anlayalım, daha iyi idrak edelim..

Hz. Allah 'ın varlığı, ezelidir, ebedidir, bakidir.. Zatından gayrısı yok mesabesindedir...
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Hz. Allah 'ın sûbuti sıfatları ;

Hayat: Diri olmasıdır. Diriliği ebedi ve ezelidir. Hiçbir kaynağa muhtaç değildir.

İlim: Her şeyi bilmesidir. Yegane alim O ’dur. İlmin her dalı O’nun yedindedir

Semi: Her şeyi işitmesidir. İşitmesinde de sınır yoktur.

Basar: Her şeyi görmesidir. Cümle yaratılmışların görgü ufku vardır. O’nun görüşünde ufuk yoktur.

İrade: İstediğini dilemesidir. Hiçbir yarattığına karşı sorumlu değildir.

Kudret: Her şeye gücü yetendir. Alemde görülen güç Allah ’ın takdiri kadardır.

Kelam: Söylemesidir. Her zerrenin anlayacağı lisanı konuşur.

Tekvin: Her şeyi yaratan odur. Başka yaratıcı aramak şirktir.

Topraktan halk olmuştur ben'i adem, ceset itibariyle, ruhu Hz. Allah’ın yed'i kudretindedir.

Adem’e ruhumdan ruh nefyettim” hiçbir mahlukata ihsan edilmeyen meziyetler verdim buyuruyor Hz. Allah.!

Baktığı zaman her şeyin güzelini görüyorsa, bir şeyi güzel tanzim ediyorsa, Hz. Allah ’ın o güzel sıfatı, o kimsede tecelli ediyor demektir.

Alemde yaratılmış her bir zerreyi ifade ederken, kelimelerin ne kadar kifayetsiz ve aciz kaldığını görebiliyor olmak da kul için bir ayrıcalıktır. Çünkü, yaşadığımız şu dünyadan, insan denilen yaratılmışı çıkardığımız zaman, olumsuzluk denilen hiç bir şeyin kalmadığını görebilmemiz gerekir.

Yaratılmışların en akıllısı, en zekisi insan, en hayırsızı, en şerlisi insan. Kainattaki bütün olumsuzlukların baş müsebbibi yine insandır. İnsanın dışındaki yaratılmış olan bütün mahlukatlar, kendilerine Allah tarafından verilmiş olan fıtratını yaşar ve ölür.

Hadisi şerifte buyrulur ki; ''Boynuzsuz koyun, boynuzludan hakkını alacak ve toprak olcak''..! Fakat insanoğluna toprak olma şansı verilmeyecek.

Biz, yakında gelecek bir azap ile sizi uyardık. Kişi, elleriyle yaptıklarını göreceği gün için hazırlansın. O gün kafir ''Keşke toprak olsaydım''.! der.
(Nebe suresi 40)

İnsan, ilim ve irade ile donatılmış, seçme hakkı kendisine verilmiş, bu yüzden de sorumluluğu ikiye katlanmıştır. Kendi tercihlerinin, bahşedilen ilim ve iradesinin, ya mükafatı ile, yahut cezası ile yüz yüze gelecektir.

Bilinsin ki.! İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.
(Necm suresi 39)

Ve çalışmasının eseri ileride elbette görülecektir.
(Necm suresi 40)

Sonra ona amelinin karşılığı tastamam verilecektir.
(Necm suresi 41)

İşte her paylaşımda bahsettiğimiz gibi, önce Allah inancı, sonrasında iman İslam 'ın olmazsa, olmazlarıdır.
 
Üst Alt