Tasavvuf Farz Mıdır?

ÖmerZ

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
18 Aralık 2023
Mesajlar
34
Tepkime puanı
18
Tasavvufun bir fariza olup olmadığı meselesinin belli aralıklarla gündemimizi meşgul eden bir sual olduğu bir çoğumuzun malumudur. Buna mukabil bazılarımız “farzdır elbette” derken bir kısmımız da “İslam’da böyle bir farz yoktur” diyerek kesip atma usulü bir cevap tarzını benimsemektedir. Oysa tasavvufun bir farz olup olmadığı meselesi belli bir zemin ve alt yapı beraberinde masaya yatırılması gereken bir mevzudur.

Şöyle ki, İslamiyet’in insana yüklemiş olduğu sorumluluklar iki kısımda incelenmelidir. Bunlardan birincisi zahirî amellerle ilgili olan konular olduğu gibi ikincisi de batınla alakalı olan meselelerdir. Bir diğer tabirle birinci kısım insanın cismi ve bedeniyle taalluk eden ibadetler olup ikinci kısım ise kalbi ve iç dünyasıyla ilgili hükümlerdir. Birinci kısma misal olarak Allah (azze ve celle)’ın insana namazı, zekatı, haccı, orucu emretmesi, zinadan, hırsızlıktan ve adam öldürme gibi günahlardan onu alıkoyması zikredilebilir. İkinci kısmın misali de Cenab-ı Hakk’ın insanı iman etmekle mükellef kılması ve ona haset, kibir, riya gibi batınî amelleri yasak kılmış olmasıdır.

Buna göre yukarıda sayılan sorumlulukların her biri yarın rûz-i cezâda hesabı verilecek olması haysiyetiyle eşittir. Yani mümin bir fert iman etmek ve namaz farizasını yerine getirmekle ne kadar mükellefse kalbini her türlü riya, haset, kibir gibi kötü hasletlerden uzak tutmakla da mükelleftir.

Allâme İbn Âbidîn’in şu ifadeleri bu meyanda önemlidir: “Muhakkak ki ihlas (ın nasıl tahsil edileceği) ucup, haset ve riya ve bunların dışında nefsin afetleri olarak sayılabilecek kibir, cimrilik, kin, aldatma, düşmanlık, buğz, tamah, böbürlenme, ihanet etme, yağcılık yapma, hakkı kabul etmeyerek kibirlenme, tuzak kurma, katı kalplilik ve uzun emel sahibi olma (gibi ahlâk-ı zemîmeden nasıl kurtulunabileceğinden bahseden) ilmi (öğrenmek) farz-ı ayndır. [1]

Nitekim (İmam el-Gazzâlî) İhyâ’da “helak edici unsurlar” başlığı altında bunları tadat etmiş ve şöyle demiştir: “Bunları bilmekten hiçbir beşer müstağni kalamaz. Bunlara yönelik nefsinin öğrenme ihtiyacını hissettiği şeyleri öğrenmesi kişiye gereklidir. Bunların izalesi farz-ı ayndır. Bu farzı yerine getirmek de ancak bu kötü huyların tariflerini, sebeplerini, alametlerini ve ilaçlarını bilmekle mümkün olacaktır. Zira şerri bilmeyen kişi gider o şerrin içine düşer.”[2]

el-Hediyyetu’l-Alâiyye sahibi de şöyle demektedir: “Haset, Müslümanları hakir görmek, onlar adına kötülük istemek, kibir, ucub, riya, nifak gibi bilcümle kalbî amellerin haram olduğu hususunda şer‘î naslar ve icma birbirini destekler mahiyettedir. Bilakis kulak, göz ve gönül kişinin isteği doğrultusunda gerçekleşen bütün bu işlerden sorumludur.[3]

Merâki’l-Felâh sahibi de özetle şöyle der: “Allah (azze ve celle)’a karşı ihlas sahibi olma, aldatma, kin, haset gibi şeylerden beri olma, kalbi Allah ’ın dışında olan iki dünyadaki şeylerden temizleme manasındaki bâtınî taharet olmadan zahiri taharet, fayda vermez. ”[4]

Benzerleriyle çoğaltılması mümkün olan bu örnekler üzerinden de gördüğümüz üzere tasavvufun farz olduğu şeklindeki fetva mesnetsiz değildir. Olamaz, zira Kur’an ve sünnet bize bâtınî taharetin, zâhirî taharet kadar önemli olduğunu söylerken kalbini tezkiye edip ibadetlerini sadece Allah (azze ve celle)’a tahsis ederek riyadan arındıran ve selim bir kalple yarın Allah (azze ve celle)’ın huzuruna varanların kurtulanlardan olacağını haber vermektedir.

Takdir edersiniz ki, nefsin her türlü saptırıcı arzuları ve helak edici telkinleri karşısında Cennet’i kazanmak için mücadele veren insanoğlunun ruhunu cevval kılarak manevi dünyasını mamur hale getirmesi, daha önce tecrübe edilmiş netice veren bir usulü takip ederek hasıl olacaktır. Bu diğer ilimler için böyle olduğu gibi, maneviyatımızı ne şekilde koruyup, Allah’a kurbiyet mertebelerini nasıl kat edeceğimizden bahseden tasavvuf ilmi için de geçerlidir. Bu anlamda tasavvuf, tıpkı namaz, zekat ve sair ibadetler gibi farzdır.

ÖMER FARUK KORKMAZ
---------------------------------
[1]İbn Âbidîn, Muhammed Emin b. Ömer, Reddu’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr, Daru’l-Fikr, Beyrut, 1412, Baskı: II, I/43

[2]el-Gazzâlî, Ebu Hâmid Muhammed b. Muhammed, İhyâu Ulûmiddîn, Daru’l-Ma‘rife, Beyrut, I/15

[3]Alâuddin b. Muhammed Emîn Abidîn, el-Hediyyetu’l-Alâiyye li Telâmîzi’l-Mekâtibi’l-İbtidâiyye fi’l-Fıkhi’l-Hanefî,Daru İbn Hazm, Beyrut- Lübnan, 2003, Baskı: I,, s.249

[4]eş-Şurunbulâlî, Hasen b. Ammâr, Merâki’l-Felâh Şerhu Nûri’l-Îzâh, el-Mektebetu’l-Asriyye, 1425, Baskı: I, s.49, Bkz. Abdülkâdir Îsâ, Hakâik ani’t-Tasavvuf, Daru’l-İrfan, Haleb, 2007, Baskı: XVI, s.31-32
 
Son düzenleme:

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
109
Tepkime puanı
21
Farz değildir ama gereklidir. Kime gereklidir derseniz Allah'a ulaşmak isteyene.. Herkes bununla mükellef midir değildir elbet..

(Bu yazacaklarım 40 yaş üstünün anlayabilmesi içindir. Çünkü herşey gibi bu örnekte anlatacağım şeyler de bozuldu.)

Okur yazar olmak için ilkokulu bitirmek yeterlidir. Kişi isterse bu aşamada bir yerde çalışarak hemen meslek sahibi olabilir. Ama okur yazarlığını pekiştirmek ve bu yolda ilerlemek için ortaokul okuması gerekmektedir. Üniversite hayali kuran için ise lise en önemli duraktır. Liseyi bitiren kişi hemen iş sahibi olabilir veya dilerse üniversiteye giderek daha yüksek makamlara çıkabilir. Üniversiteyi bitiren kişiye talebeleri yetiştirmek için öğretmenlik diploması verilir. Kişi hem öğretmenlik yapıp hem de yüksek lisansına devam eder. Sırasıyla doktor, doçent ve profesör ünvanlarını alır. Eğer bu işe senelerini vermiş ve yaptığı işte de herkes tarafından çok sevilen ve saygı duyulan biri olursa o zaman ona ordinaryus ünvanı verilir.

Burada ilkokul şeriattır, ortaokul tarikat, lise hakikat, üniversite ise marifet.. Öğretmenlik diploması verilmesi o kişinin Mürşidi Kamil düzeyine ulaşmasıdır. Ordinaryus olması ise o kişinin Kutup (Gavs) olmasıdır.

Herkes ordinaryus olamaz ama herkes en azından ortaokula başlayabilir. Ortaokulda dersler bir anda çoğaldığı için öğrenci (talebe) zorlanır. (Öğretmenin yardımıyla ve öğrencinin gayretiyle bu zorlu süreçler kolayca geçilebilir.) Öğrencilerin en çok ayağının kaydığı yer bu ortaokuldur. Yani ortaokulu bitiremeden terk eden çoktur. Kimileri daha ortaokula başlayamaz bile. Kişinin en çok kibire kapıldığı yer ilkokuldur. Çünkü her öğrendiği şey ile kendisinin çok şey öğrendiği yanılgısına kapılır ve hemen hayata atılmak ister. Halbuki öğrendiği şeyler diğerlerinin yanında nedir ki. Üniversite okuyan kişi diğerlerinden çok şey bilse de kendi ilmini yok hükmünde bilir. Çünkü her gün yeni şeyler öğrenmekte ve her öğrendiği şey onu daha da hayretler içerisinde bırakmakta.

Sonuç olarak herkes aynı yolun yolcusu değildir. Herkesin tarikate girmesi de söz konusu olamaz. Ama Tarikatsiz de ilerlenemez.
 

VOYAGER

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
8 Şubat 2024
Mesajlar
25
Tepkime puanı
3
Takdir edersiniz ki, nefsin her türlü saptırıcı arzuları ve helak edici telkinleri karşısında Cennet’i kazanmak için mücadele veren insanoğlunun ruhunu cevval kılarak manevi dünyasını mamur hale getirmesi, daha önce tecrübe edilmiş netice veren bir usulü takip ederek hasıl olacaktır. Bu diğer ilimler için böyle olduğu gibi, maneviyatımızı ne şekilde koruyup, Allah’a kurbiyet mertebelerini nasıl kat edeceğimizden bahseden tasavvuf ilmi için de geçerlidir. Bu anlamda tasavvuf, tıpkı namaz, zekat ve sair ibadetler gibi farzdır.

Esselamu aleyküm. Ehl-i sünnet ve'l cemaat yolu ile belli olan itikadi ve ameli esaslara göre müminlerin kötü huylardan arınmaları gerektiği zaten belirtilmiştir ve farzdır. Kendini muhasebe eden bir mümin zaten sürekli bu gayretin içinde değil midir? Zaten mevcut olan bu hedef tanımını ayrıca sonradan icat başka bir kelimeyle yâni tasavvuf kelimesi ile ifade etmek ve müminlerin bir mürşit yâni bir rehber ile bu hedefe ulaşmaları gerektiği iddiasında bulunmak, kısmen Hristiyanlıktaki rahip uygulamasına benzediği için yâni Allah ile kul arasına bir aracı girdiği için itiraz konusu değil midir? "Allah'a kurbiyet" ile kastedilen amaç, şayet kötü huylardan arınmak ise "âmennâ"dır. Bunun için her müminin mutlaka bir mürşit bulmasının adeta farz olduğu iddiası ise söz konusu olmamalıdır ve "mürşiti olmayanın mürşiti şeytandır" ifadesi ile müminleri tedirgin ederek onları ticarileşmiş, holdingleşmiş beyaz veya yeşil sarıklı, sakallı, cübbe ve şalvarlı, belki kendisi himmete muhtaç olan sözde şeyhlerden medet ve himmet arayışına sokmak doğru bir iş değildir. Tarihte çok kötü bir sürü sahte şeyh ve sözde mürşit örnekleri mevcuttur.

Bunların hakikisi var mıdır sorusunun cevabı olumludur, meselâ meşhur Abdülkadir Geylani (1078-1166) için böyle söylenebilir. Onun menkıbeleri çok etkileyici olduğu için sanki tasavvuf kelimesi ile ifade edilen bir tür manevi yolculuk, sanki dünyadaki her mümine günde beş vakit namaz gibi bir farzmış iddiası doğru zannedilmektedir. Oysa kişiye özel bir durumdur söz konusu olan. Yâni özel bir durum bütün müminler için genelleştirilmemelidir.

Bu durumda konu başlığındaki iddianın itikadi ve ameli olarak bütün müminler için geçerli olduğu söylenemez. Söylenirse o zaman kötü örneklerin önü alınamaz. İşte o yüzden zamanında tekke ve zaviyeler kapatılmış olsa gerektir.

Farz değildir ama gereklidir. Kime gereklidir derseniz Allah'a ulaşmak isteyene.. Herkes bununla mükellef midir değildir elbet..

Bu görüş, makul ve olması gereken açıklama gibi durmaktadır. Burada "Allah'a ulaşmak" ifadesi ile mecaz olarak bir tür manevi yolculuk anlatılmak istenilmektedir, çünkü cismani olarak böyle bir fiilin olamayacağı açıktır. Fakat Allah ve yarattığı mevcudatın her bakımdan birbirinden tamamen ayrı ve benzemez olduğu düşünülürse, "Allah'a ulaşmak veya vasıl olmak" başlığı ile anlatılmak istenen bir hedefin, bir anlamı olup olmadığı ve eğer böyle bir şey varsa bunu nasıl anlamak gerektiği gerçekten müşkül bir iş olsa gerektir. Yaratılmamış ve kendiliğinden var olan tek varlığın yarattığı meleklerin, cinlerin, insanların ve diğer varlıkların, Onun zavallı ve muhtaç kulları olmaktan başka bir vasfı zaten olabilir miydi acaba? O hiç emretmemiş olsaydı bile belki varlık veya kulluk ahlâkı denilebilecek bir görüşe göre Ona ibadet etmek, şükürde bulunmak, kullara düşen bir vicdani mesuliyet zaten değil midir? İnsanın bundan başka yapabileceği daha başka yüce bir davranış zaten olabilir miydi?
 

omer_ömer

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
32
Tepkime puanı
9
Her mesleğin bir ustası vardır. Din-i İslam 'ın' ustası ise Evliyaullah 'tır. Tasavvufsuz Din yaşanmaz. Tasavvuf farklı bir inanış değil, İslam 'ın yaşanılabilirliğidir. Pir-an hazeratı ve Evliyaullah, Hz. Muhammed Mustafa s.t.a.v efendimizin varisleridir.

İslam 'da biat vardır. Biat mercileri ise peygamberler efendilerimizden sonraki süreçte, Pir-an hazeratı ve Evliyaullah 'tır.

Tasavvuf, Hz. Allah 'ı bilme sanatıdır. Evliyaullah ise bu sanatın ustalarıdır.
 

VOYAGER

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
8 Şubat 2024
Mesajlar
25
Tepkime puanı
3
Her mesleğin bir ustası vardır. Din-i İslam 'ın' ustası ise Evliyaullah 'tır. Tasavvufsuz Din yaşanmaz. Tasavvuf farklı bir inanış değil, İslam 'ın yaşanılabilirliğidir. Pir-an hazeratı ve Evliyaullah, Hz. Muhammed Mustafa s.t.a.v efendimizin varisleridir.

İslam 'da biat vardır. Biat mercileri ise peygamberler efendilerimizden sonraki süreçte, Pir-an hazeratı ve Evliyaullah 'tır.

Tasavvuf, Hz. Allah 'ı bilme sanatıdır. Evliyaullah ise bu sanatın ustalarıdır.

İslam dini bir meslek midir? Ehl-i sünnet ve'l cemaat yolu ile ne anlatıldığı zaten asırlardır belli değil midir? İtikadi ve ameli esaslar zaten asırlardır belli oluğuna göre, buna göre yaşayanlar acaba İslam dini dışında mı yaşamış oluyorlar? Allah ile kul arasına bir takım zevatı koymak anlamına gelebilecek bir iddia doğru bir iş midir? Her kul ibadetini kendisi yapmakla mükelleftir ve bunu nasıl yapacağı ise itikadi ve ameli esaslar ile zaten asırlardır bilinmekteyken bunun üstüne daha başka şeyler ilave edilebilir mi? İslamda biat kelimesi ile anlatılan konu, başlangıçta Hz. Muhammet (S.A.V.) tarafından nakledilenlere ve icra edilenlere inanmak ve kabul etmek ve o şekilde devam etmekten ibarettir. "Size Kur'an ve sünneti bırakıyorum." hadisi ne anlama geliyor? “Âlimler, peygamberlerin vârisleridir.” hadisi vardır ve ilim sahibi olmanın yüksek şerefini anlatmaktadır ama "Benden sonra filanca zevat gelecek, siz onlara biat edin." diye bir hadis vardır da, kimsenin bundan haberi mi yoktur? O halde müslümanlar için Peygambere biat ermekten başka ikinci, üçüncü vs. bir biat iddiası ortaya atmak ne kadar doğru olabilir?

Allah (C.C.), müslümanlara Kur'an-ı Kerim kitabında "Ey iman edenler!" yâni "Ey inananlar!" diye hitap eder. İnanmak denilen iş yâni iman, görmeden, işitmeden yâni bilmeden, o şey her ne ise onun varlığını kabul etmek değil midir? Eğer bir şey bilinirse ona inanmaktan artık söz edilemez, çünkü o şeyin varlığı zaten görüldüğü için kabul edilmiş demektir.

Allah'ın varlığı ve birliği, gözle görülüp bilinebilecek bir iş değildir, O, yarattığı mevcudattan tamamen ayrı ve ondan münezzeh olup Onun varlığına ve birliğine sadece inanılabilir. Onun, akıl ile donatmış olduğu melek, cin ve insan gibi canlı mevcudat tarafından bilinmesi, Onun mekândan ve zamandan münezzeh olmasından dolayı görülemez ve işitilemez olması sebebiyle asla mümkün değildir. İşte tam da bu yüzden Kur'an-ı Kerim kitabında sıklıkla "Ey inananlar!" hitabının kullanılmış olması fazlasıyla açık değil midir? Kısacası, Allah (C.C.) kendi yüce zâtının, yoktan var ettiği canlı mevcudat tarafından asla bilinemeyeceğinin ve kendisinin onlar tarafından daima bilinemez olduğununun zaten her zaman farkındadır. Bu yüzden müslümanlara, mümin yâni inanan kişi denilir! O halde "Tasvvuf, Hz. Allah'ı bilme sanatıdır." ifadesi fazlasıyla abartılı ve gerçekte imkânsız bir iddiadır. Sadece, Ona karşı gerçekleşen çok güçlü bir imandan söz etmek mümkün olabilir, ama buna "Onu bilmek" denilemez, çünkü sadece ve sadece "O kendisi, kendisini bilebilir!" Eğer insanlar için "bilmek" kelimesi ile mecaz anlamda "görmeden varlığını tanımak, varlığını kabul etmek" anlamı kast ediliyorsa bu durumda bir olumsuzluk yoktur. Dolayısıyla bahsettiğiniz zevat için imanları çok güçlüdür denilebilir ve bu yüzden Allah indinde onlar yüksek şeref sahibidirler. Bizler de onlara sadece hürmet edebiliriz. Kurân-ı Kerim'de ve Hadis-i Şerif'te yer almamış olan tasavvuf kelimesi ile, imanı güçlendirmek ve yüksek ahlâk seviyesine çıkmak için çalışmak kast edilirse bir sıkıntı yoktur ama buna ilaveler yapılması tamamen tartışma ve itiraz sebebi olur.

Galiba siz bu zevata yapılan hürmet ile Peygambere yapılan biat kelimesini karıştırmaktasınız. Çünkü bu zevata biat edilmesi gibi bir iddia, zaten emir ve yasaklar asırlardır sâbit ve belli olduğu için, temelsiz ve tamamen gereksiz bir zandan ibarettir. Eğer amacınız bu zevattan imanı güçlendirmek için onların bu husustaki tavsiyelerini dinlemek ve ilim öğrenmek ise bu işi ifade etmek için biat kelimesini kullanmak, yanlış anlamalara sebep olarak, âdeta bu zevatı Hz. Peygamber (S.A.V.) seviyesine çıkarmış olmak gibi nâhoş bir sonuç verebilir. Çünkü İslam dininde gerçekleşen tek biat, Peygambere yapılmış olan biattır ve ondan sonra gelenlerin yaptığı da aslında bundan ibarettir. O halde biat mercileri ifadesi, bu yüzden hatalı olup hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Kast edilen eğer muâllim-talebe kelimeleri ile belirtilen faaliyet ise buna kısaca ilim tahsili faaliyeti denilebilir ki, buradaki durum için Peygambere yapıldığı anlamda biat kelimesini kullanmak doğru olmaz.

Hürmetler.
 

VOYAGER

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
8 Şubat 2024
Mesajlar
25
Tepkime puanı
3
Maalesef bu sitede Rapor sistemi etkin olmadığı için ve "Bize ulaşın" sekmesi ile iletilen mesajlara moderatör bakamadığı için #5 numaralı mesajımdaki bir ifade bozukluğunu ve bir imla hatasını kendim düzelterek bildirmek durumundayım. Eğer moderatör bu mesaj ile durumu görüp kendisi düzeltirse bu mesajın yayınlanmasına gerek kalmaz.

Allah'ın varlığı ve birliği, gözle görülüp bilinebilecek bir iş değildir

"Allah'ın varlığını ve birliğini bilmek, gözle görülüp bilinebilecek bir iş değildir" veya
"Allah'ın varlığı ve birliği, gözle görülüp bilinebilecek bir durum değildir" olarak düzeltilmelidir.

O halde "Tasvvuf, Hz. Allah'ı bilme sanatıdır."

O halde "Tasavvuf, Hz. Allah'ı bilme sanatıdır." olarak düzeltilmelidir.
 

Rhodium

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
6 Eylül 2023
Mesajlar
30
Tepkime puanı
10
Tasavvuf koyun derisi giyen insanlar anlamından gelen, sonra evrile çevire bir akım olmuş durumdur. Bir çeşit felsefe gibi, felsevi bir uygulama gibi düşünebiliriz.

Tarikatlar ise tasavvuf manasına gelmez. Tasavvuf tarikatları doğru bir tabir olur. Ben genel olarak tasavvuf edebiyatını, düşüncelerini tehlikeli sular olarak görüyorum. Panteizme giriş gibi...

Farz ise çok basittir: Allahın Kuranda ki Emri. İbadetler 32 farzdır. Uyumamız gereken kesin kurallarda 52 farzdır. Tasavvuf sufilik vb bunların içinde yer almaz. Hem mana anlam bakımından hemde yaşam şekli bakımından yer almaz. Daha da önemlisi hiç kimse şu farzdır da diyemez. Mesela Hz. Muhammedin (sav) emirleri de farz değildir. Bir şeyin farz olabilmesi için Allahın Emri olması gerekir.

Tasavvuf veya Tarikat İslami yönden bir ilerleme şekli de kabul edilemez. Çünkü İslam inancında ilerleme unsuru takvadır. Ve takvanın da bilgisi Allaha dır. Mesleki açıdan da ilerlemek isterseniz bunun yolu ilahiyat fakültesi veya dinayet müftülük vb. Dir.

Biat ise çak! yapmaktır. Bir sözleşmede anlaşma için araplar 5.yy da bizim koyun alırken el sıkışmamız gibi bunun yerine çak! Yaparlardı. Sağ el sağ ele değdirilirdi. Bu anlaştık söz verdik ifadesinin fiziksel şeklidir. Peygamber efendimize İslam dinine girdim, Müslüman oldum, söz veriyorum vb. Demek için biat yapılmıştır. Burada söylendiği gibi biat, mason locasına girme töreni ve locaya bağlılık yemini gibi garip bir şey değildir.

İSLAMDA SÜPERMAN YOKTUR.

Bizim dinimizde piran, evliyhullah diye bir şey yoktur. (böyle bir kelime Türkçe de de yoktur)
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
109
Tepkime puanı
21
Tarikat yol anlamına gelir, tasavvuf ise kişinin o yolda kazanım elde ettiği şeylere denir. Yolculuk esnasında giden kimseye Salik (süluk eden), yolun sonuna varan kişiye ise Salih kimse denilir.

Her vakit namazlarımızda Fatiha süresindeki, Bizi doğru yola ilet ayetini okuruz. Peki kişi, doğru yol hangisidir diye bir soru soracak olursa, hemen akabindeki ayet bunu açıklar.. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna..

Eğer gidilecek bir yol varsa, o yolda bize rehberlik edecek kişilerin de olması gerekmektedir. Bu fıtratın bir gereğidir.. Bir öğrenci varsa, öğretmenin de olması gerekmektedir..

Peygamber Efendimiz s.a.v miraç günü, kendisine su, süt ve şarap ikram edildiğinde sütü tercih etmiş ve Cebrail a.s ise sen fıtratı seçtin demiştir.. Süt burada bir remizdir..

Bir bebek, sütü annesi aracılığı ile alır. Süt, ilmin remzidir.. Su da ilmin remizidir. Fakat ikisi arasında fark vardır.. Su, ilmi ledünni'nin remzi iken, süt ise bir anneden yani bir mürşidi kamilden alınan (manevi) ilimdir.. İşte tarikatların esas amacı, Mürşidi Kamillerin Peygamber Efendimizden s.a.v aldıkları manevi ilimleri müridine aktarmaktır..

Vahdeti Vücud inancı, Panteizme değil Pananteizme yakındır.. Bu ikisi arasındaki farkı bilemeyecek kadar bu terimlerden habersiz olmanız, diğer konularda da kendisini açıkça göstermektedir.

Pananteizm, Muhyiddin Arabi Hz.lerinin eserlerinin avrupalılar tarafından okunarak onun bir akıma çevrilmiş halidir.

Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Fetih 10

Kuran-ı Kerim tüm zamanlara inmiştir.. Bu yüzden ayetlerde belirtilen her şey, bizler için de geçerlidir.. Peki biz Resulullah'ı görmezken, O'na nasıl biat edeceğiz.. İşte Mürşidi Kamil olan zâtlar, yeryüzünde Peygamber Efendimizin halifesidirler..

"Âlimler, peygamberlerin vârisleridir" Hadisi Şerif

Bu zamanda bir mürşidi kamile biat etmeyen kimse, aynen bir peygamber çıktığında ona biat etmeyen kimse gibidir.

"Yaşadığı zamandaki imama biat etmeden ölen kişi, sanki cahiliye ölümüyle ölmüş olur." Hadisi Şerif

Mehdi a.s için söylenen "Ona uyan bana uymuştur, onu reddeden beni reddetmiştir" Hadisi özel manada Mehdi için söylense de genel manada tüm Mürşidi Kamiller içindir..

İslamda Süperman yoktur demişsiniz.. Bir evliyanın yapabildiklerini bilmiş olsaydınız, Süperman'in esamesini bile okumazdınız..

Eğer bir evliyanın kerametlerini hak saymıyor iseniz, bu inanç sizi 72 fırkaya dahil eder.. Hatta daha da kötüsü, Deccal çıktığında onun yapabildiklerini gördükleriniz de ise, hemen onun önünde secdeye kapılırsınız.

Ehli Sünnet ve'l-Cemaat fırkası, Peygamber Efendimizin ve ashabının gittiği yoldan gitmektir.. İşte bu yol, silsile boyunca zamanımıza kadar gelmiştir. Yol varsa, yolda giden yolcu da var demektir.. Yolcu varsa o yolda ona eşlik eden, ona önderlik eden biri de var demektir..

Şeyhi olmayan kimsenin şeyhi şeytandır sözünün manası budur.. Sizi gittiğiniz yoldan döndürecek değilim.. Bu sözlerim, (huzuru ilahide) kimse beni uyarmadı dememeniz içindir..
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
109
Tepkime puanı
21
Farz değildir ama gereklidir. Kime gereklidir derseniz Allah'a ulaşmak isteyene.. Herkes bununla mükellef midir değildir elbet..
Bu sözüme açıklık getireyim..

Vacib kelimesinin anlamı yapılması gerekli olan şeye denir. Allah'a ulaşmak isteyen her kimsenin üzerine tarikata girmek vaciptir.

Herkes bir tarikata girmek zorunda değildir ama mürşidi kamilleri sevmek zorundadır. Yani bir kimse mürşidi kamile bağlanmak isteyip de bir şekilde bağlanamadıysa üzerindeki vaciplik düşmüş olur ama kalbinde onlara karşı bir buğz bulunursa işte bu o kişinin imansız gitmesine sebep olur.

“Her kim (ihlâs ile bana kulluk eden) bir dostuma düşmanlık ederse, ben de ona karşı harb ilân ederim." Hadisi Kutsi

Alimler o kişinin imansız gideceği üzerine ittifak etmişlerdir.
 

Rhodium

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
6 Eylül 2023
Mesajlar
30
Tepkime puanı
10
"Allah cevizleri verir ama ısırıpta kırmaz onları" şimdi buradan Allah cevizi yaratmış ve bizde bol bol ceviz kırıp yemeliyiz diye anlarmıyız?

Tabi ki Fatihada ki örneğin de ki yol, bir tercih, yani buradan Tarikat kelimesinin anlamının yol olduğu ve buradan da bir A noktasından B noktasına bir yola çıkmamız gerektiği ve tasavvuf la kazanımlar elde etmemiz gerektiği VS. VS. Bunlar sağlıklı çıkarımlar değil.

Şimdi Ramazan da sözlükte kuru sıcak anlamına geliyormuş. Ama ramazan deyince benim aklıma oruç geliyor. Tarikat değince de Tarikatlar geliyor. Topluluklar, bir araya gelmiş yapılar geliyor. Mesela halkın tapınağı tarikatı vardı... Biat kelimesinde de benim ne dediğimin de pek önemi yok. Hepimiz şu aşamada biat dan tabi olmak gibi benzer bir şey anlarız.

İlim ilim diyorsun nedir? İlim. İlim bildiğimiz fizik matematik kimyadır. Allahın yarattığı ilim bunlardır. Mesela DNA. Mesela heisenbergin belirsizlik ilkesi, vb. Senin söylediklerin Allahın ilmi değil insanların düşünceleridir.

İslamın temeli, Allahın birliği ve Allahın kendini bir yaratıcı olarak başka ilahların olmaması esası ile başlar. Bu kutsallıkla ilgilidir.

Mekke putperestliği ile yunan putperestliği arasında temel bir fark vardır. Yunanlar fırtına tanrısı gibi çeşitli tanrıların varlığına inanırken mekkeliler Tıpkı bizim gibi Tek bir ilaha inanırlardı. Ancak onlar yunanlılardan farklı olarak el-ilaha direkt dua edemeyeceklerini putlara tapınarak Allaha ulaşacaklarına inanırlardı. Hem Allahın kızları, hem mekke fethinde yıkılan 30 put, hemde evlerde ki putlar, hepsi tapınmak için bir araçtı.

İnsan ilahını yer mi? Eliyle helva dan put şekli yapıp sonra ona secde ve dua ile yönelinip bizim inandığımız Allaha taparlardı. Sonra putu yerlerdi.

Bizler mekkelileri taşa tapacak kadar aptal insanlar sanmayalım, lütfen...

İslamın ve Hz peygamberin (sav) özünü anlayalım...

Allah: gezegenlere, mekanlara, peygamberlere, meleklere, insanlara, seccadelere, heykellere, tespihlere, mezarlara, din adamlarına vb. Hiç bir kutsallık ilahilik vermemiştir. Ve Allah herkese kendi varlığından daha yakındır.

Panteizm de pananteizmde varlığı Allahın bir parçası olarak görür ve bana göre her ikiside doğru değildir.

Bir Müslümanın şeyhi onu Allaha ulaştıran bir şeyi olamaz. Bu rahipliktir. Evliyalar ne keramet gösterebilir kerametin nesi harikulade olabilir. Mesela gebeliği düşünün plesantadan bebeğin beslenmesini ve anne karnında büyümesini, bebeğin geçirdiği milyonlarca reaksiyonu, hücrelerinde ki mitokondriyi vb. Mucize bunlardır fendir, bilimdir.

Alimler, şeyhler şıhlar değildir. Alimler ibni sinadır, newton dur.

Genelde İslamı konuştuğumuz insanlar fikirlerimizi beğenmediğinde önce imandan çıkma suçlaması refleksi yaparlar, ardından da bu yemez ise topluluktan çıkarma reflexi gelir.

"Pusulanın sana doğru yol göstermesini mi istiyorsun , öyleyse onu yanındaki mıknatıslardan koru." Goethe
 

omer_ömer

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
32
Tepkime puanı
9
İslam dini bir meslek midir? Ehl-i sünnet ve'l cemaat yolu ile ne anlatıldığı zaten asırlardır belli değil midir? İtikadi ve ameli esaslar zaten asırlardır belli oluğuna göre, buna göre yaşayanlar acaba İslam dini dışında mı yaşamış oluyorlar? Allah ile kul arasına bir takım zevatı koymak anlamına gelebilecek bir iddia doğru bir iş midir? Her kul ibadetini kendisi yapmakla mükelleftir ve bunu nasıl yapacağı ise itikadi ve ameli esaslar ile zaten asırlardır bilinmekteyken bunun üstüne daha başka şeyler ilave edilebilir mi? İslamda biat kelimesi ile anlatılan konu, başlangıçta Hz. Muhammet (S.A.V.) tarafından nakledilenlere ve icra edilenlere inanmak ve kabul etmek ve o şekilde devam etmekten ibarettir. "Size Kur'an ve sünneti bırakıyorum." hadisi ne anlama geliyor? “Âlimler, peygamberlerin vârisleridir.” hadisi vardır ve ilim sahibi olmanın yüksek şerefini anlatmaktadır ama "Benden sonra filanca zevat gelecek, siz onlara biat edin." diye bir hadis vardır da, kimsenin bundan haberi mi yoktur? O halde müslümanlar için Peygambere biat ermekten başka ikinci, üçüncü vs. bir biat iddiası ortaya atmak ne kadar doğru olabilir?

Allah (C.C.), müslümanlara Kur'an-ı Kerim kitabında "Ey iman edenler!" yâni "Ey inananlar!" diye hitap eder. İnanmak denilen iş yâni iman, görmeden, işitmeden yâni bilmeden, o şey her ne ise onun varlığını kabul etmek değil midir? Eğer bir şey bilinirse ona inanmaktan artık söz edilemez, çünkü o şeyin varlığı zaten görüldüğü için kabul edilmiş demektir.

Allah'ın varlığı ve birliği, gözle görülüp bilinebilecek bir iş değildir, O, yarattığı mevcudattan tamamen ayrı ve ondan münezzeh olup Onun varlığına ve birliğine sadece inanılabilir. Onun, akıl ile donatmış olduğu melek, cin ve insan gibi canlı mevcudat tarafından bilinmesi, Onun mekândan ve zamandan münezzeh olmasından dolayı görülemez ve işitilemez olması sebebiyle asla mümkün değildir. İşte tam da bu yüzden Kur'an-ı Kerim kitabında sıklıkla "Ey inananlar!" hitabının kullanılmış olması fazlasıyla açık değil midir? Kısacası, Allah (C.C.) kendi yüce zâtının, yoktan var ettiği canlı mevcudat tarafından asla bilinemeyeceğinin ve kendisinin onlar tarafından daima bilinemez olduğununun zaten her zaman farkındadır. Bu yüzden müslümanlara, mümin yâni inanan kişi denilir! O halde "Tasvvuf, Hz. Allah'ı bilme sanatıdır." ifadesi fazlasıyla abartılı ve gerçekte imkânsız bir iddiadır. Sadece, Ona karşı gerçekleşen çok güçlü bir imandan söz etmek mümkün olabilir, ama buna "Onu bilmek" denilemez, çünkü sadece ve sadece "O kendisi, kendisini bilebilir!" Eğer insanlar için "bilmek" kelimesi ile mecaz anlamda "görmeden varlığını tanımak, varlığını kabul etmek" anlamı kast ediliyorsa bu durumda bir olumsuzluk yoktur. Dolayısıyla bahsettiğiniz zevat için imanları çok güçlüdür denilebilir ve bu yüzden Allah indinde onlar yüksek şeref sahibidirler. Bizler de onlara sadece hürmet edebiliriz. Kurân-ı Kerim'de ve Hadis-i Şerif'te yer almamış olan tasavvuf kelimesi ile, imanı güçlendirmek ve yüksek ahlâk seviyesine çıkmak için çalışmak kast edilirse bir sıkıntı yoktur ama buna ilaveler yapılması tamamen tartışma ve itiraz sebebi olur.

Galiba siz bu zevata yapılan hürmet ile Peygambere yapılan biat kelimesini karıştırmaktasınız. Çünkü bu zevata biat edilmesi gibi bir iddia, zaten emir ve yasaklar asırlardır sâbit ve belli olduğu için, temelsiz ve tamamen gereksiz bir zandan ibarettir. Eğer amacınız bu zevattan imanı güçlendirmek için onların bu husustaki tavsiyelerini dinlemek ve ilim öğrenmek ise bu işi ifade etmek için biat kelimesini kullanmak, yanlış anlamalara sebep olarak, âdeta bu zevatı Hz. Peygamber (S.A.V.) seviyesine çıkarmış olmak gibi nâhoş bir sonuç verebilir. Çünkü İslam dininde gerçekleşen tek biat, Peygambere yapılmış olan biattır ve ondan sonra gelenlerin yaptığı da aslında bundan ibarettir. O halde biat mercileri ifadesi, bu yüzden hatalı olup hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Kast edilen eğer muâllim-talebe kelimeleri ile belirtilen faaliyet ise buna kısaca ilim tahsili faaliyeti denilebilir ki, buradaki durum için Peygambere yapıldığı anlamda biat kelimesini kullanmak doğru olmaz.

Hürmetler.
Kardeşim..
Hz. Allah buyuruyor ki; ''Bilinmekliğimi murad ettim, zatımdan zatıma tecelli ettim, nur-u Muhammediyeyi halkettim''.

Hz. Allah bilinmekliğimi murad ettim buyururken, siz, Hz. Allah görülemez, Hz. Allah bilinmez diyorsunuz. Hz. Allah çıplak gözle görülemez ancak, fiiliyatını idrak etmek, görmektir. Fiili ve subuti sıfatlarını müşahade etmek, Allah 'ı bilmektir.

Acı yiyorsunuz, acıyı görüyor musunuz.? Hayır hissediyorsunuz. Tatlı yiyorsunuz. Peki tat görülebilen bir şey midir.? Hayır, yalnızca hissedilebilir. Vücudunuzdaki ağrıyı görüyor musunuz.? Hayır ancak hissedebilirsiniz. Bu örnekleri sınırsızca çoğaltabilirsiniz. İşte Allah da fiili sıfatları ile görülebilir, subuti sıfatları ile müşahade edilebilir.

Bu biliş, bi-zatihi değil, izafidir, mecazidir. Allah gözle görülemez. Musa a.s kıssasında bunu bir çoğumuz okumuş, haberdar olmuşuzdur.

Hz. Allah bi-zatihi bilinemiyor, sıfatları ile müşahade edilebiliyor ise, peygamberine biat da, bi-zatihi değil, vesilesi ile, varisleri aracılığı ile olacaktır.

Hz. Allah, ''Habibim beni seviyorlarsa, sana tabii olsunlar ki Allah da onları sevsin''.. buyurmakta.
Peygamberi sevmek, Allah 'ı sevmektir.
Evliya 'yı sevmek Resulullah 'ı sevmektir. Dolayısı ile Allah 'ı sevmektir.

Kainatta hiç bir zerre kendi başına bir güç ve kudrete sahip değildir. Hz. Allah 'ın ilim ve iradesi dışında zerrece bir tecelliyat yoktur.

Açlık, doymaya vesiledir.
Susuzluk, su içmeye vesiledir.
Beş duyu ile hissetmek de görmektir.

Uyku, uyumaya, hastalık, şifa aramaya vesiledir. Hz. Allah 'ı bilmekte, Peygamberler efendilerimiz vesile olduğu gibi, Peygamber efendimizi müşahade edebilmek için de Evliyaullah 'a tabii olmak gereklidir.

Şeriat, Tarikat yoldur varana,
Hakikat, marifet andan içeru.

Yunus Emre de diyor ki;

Gel ey gardaş Hakkı bulayım dersen,
Bir kamil mürşide varmayınca olmaz.
Resulün cemalin göreyim dersen,
Bir kamil mürşide varmayınca olmaz.

Tasavvuf, kişiyi kendisine yöneltir. Dışarı değil, içeri bakmayı öğretir. Seni, sana bildirir, yaratılmış her bir zerrede, yaratılanı Yaradan 'dan ötürü sever ki, bu da Hz. Allah 'ın subuti ve fiili sıfatlarını müşahade etmekle elde edilir.

Bal, bal demekle insanın ağzı tatlanmayacağına göre, Hz. Allah 'ın sıfatlarını müşahade edebilmek de herkesin harcı değildir. Yaşayacaksın, zevkini alacaksın, vesselam..
 

omer_ömer

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
32
Tepkime puanı
9
Tasavvuf koyun derisi giyen insanlar anlamından gelen, sonra evrile çevire bir akım olmuş durumdur. Bir çeşit felsefe gibi, felsevi bir uygulama gibi düşünebiliriz.

Tarikatlar ise tasavvuf manasına gelmez. Tasavvuf tarikatları doğru bir tabir olur. Ben genel olarak tasavvuf edebiyatını, düşüncelerini tehlikeli sular olarak görüyorum. Panteizme giriş gibi...

Farz ise çok basittir: Allahın Kuranda ki Emri. İbadetler 32 farzdır. Uyumamız gereken kesin kurallarda 52 farzdır. Tasavvuf sufilik vb bunların içinde yer almaz. Hem mana anlam bakımından hemde yaşam şekli bakımından yer almaz. Daha da önemlisi hiç kimse şu farzdır da diyemez. Mesela Hz. Muhammedin (sav) emirleri de farz değildir. Bir şeyin farz olabilmesi için Allahın Emri olması gerekir.

Tasavvuf veya Tarikat İslami yönden bir ilerleme şekli de kabul edilemez. Çünkü İslam inancında ilerleme unsuru takvadır. Ve takvanın da bilgisi Allaha dır. Mesleki açıdan da ilerlemek isterseniz bunun yolu ilahiyat fakültesi veya dinayet müftülük vb. Dir.

Biat ise çak! yapmaktır. Bir sözleşmede anlaşma için araplar 5.yy da bizim koyun alırken el sıkışmamız gibi bunun yerine çak! Yaparlardı. Sağ el sağ ele değdirilirdi. Bu anlaştık söz verdik ifadesinin fiziksel şeklidir. Peygamber efendimize İslam dinine girdim, Müslüman oldum, söz veriyorum vb. Demek için biat yapılmıştır. Burada söylendiği gibi biat, mason locasına girme töreni ve locaya bağlılık yemini gibi garip bir şey değildir.

İSLAMDA SÜPERMAN YOKTUR.

Bizim dinimizde piran, evliyhullah diye bir şey yoktur. (böyle bir kelime Türkçe de de yoktur)
Hz. Muhammed Mustafa s.t.a.v , Hz. Allah 'ın buyruğu dışında bir şey mi emretmiştir.?

Hz. Allah buyuruyor ki; ''Biz emretmeden habibim bir tek kelam etmemiştir''.

Peygamber efendimiz buyuruyor ki; ''Allah emretmeden bir tek kelam etmedim''..

Hz. Ayşe'nin (ra) kendisine Hz. Peygamber'in ahlakını sorduklarında “Siz Kuran okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kuran'dı” demesi yetmez mi.?

Bilmeden muhalefet ediyorsanız, telafisi mümkün olabilir. Ancak bilerek etmiş olduğunuz muhalefetin vebali telafi edilemez.

Tarikata karşısın. Allah c.c buyuruyor ki; ''Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik''..

Şeriat; Allah 'ın şer-i kuralları,
Tarik ; Yol demektir. Tarikat ise çoğul manada, yollar manasınadır.

Hangi ilim ile Tarikata, Tasavvufa, Evliya'ya, Piran hazeratına karşısın.? Seyid Abdulkadir Geylani, Seyid Ahmed er Rufai, Mevlana Celaledin-i Rumi, Hacı Bayram-ı Veli, Şems-i Tebrizi, Ahmed-el Bedevi ve daha niceleri kimdi.? Hz. Allah bu yol büyüklerini ne için vazifelendirdi.? Bugün hala anılıyor olmalarındaki hikmet nedir.?

İslam nedir, Müslüman kimdir, mü-min kime denir.? Müttakiy, ittika sahibi, ehli takva ve dahası var bu yolda. Neye göre, kime göre bu karşıtlığınız.?
 

Rhodium

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
6 Eylül 2023
Mesajlar
30
Tepkime puanı
10
Hz. Muhammed Mustafa s.t.a.v , Hz. Allah 'ın buyruğu dışında bir şey mi emretmiştir.?

Hz. Allah buyuruyor ki; ''Biz emretmeden habibim bir tek kelam etmemiştir''.

Peygamber efendimiz buyuruyor ki; ''Allah emretmeden bir tek kelam etmedim''..

Hz. Ayşe'nin (ra) kendisine Hz. Peygamber'in ahlakını sorduklarında “Siz Kuran okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kuran'dı” demesi yetmez mi.?

Bilmeden muhalefet ediyorsanız, telafisi mümkün olabilir. Ancak bilerek etmiş olduğunuz muhalefetin vebali telafi edilemez.

Tarikata karşısın. Allah c.c buyuruyor ki; ''Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik''..

Şeriat; Allah 'ın şer-i kuralları,
Tarik ; Yol demektir. Tarikat ise çoğul manada, yollar manasınadır.

Hangi ilim ile Tarikata, Tasavvufa, Evliya'ya, Piran hazeratına karşısın.? Seyid Abdulkadir Geylani, Seyid Ahmed er Rufai, Mevlana Celaledin-i Rumi, Hacı Bayram-ı Veli, Şems-i Tebrizi, Ahmed-el Bedevi ve daha niceleri kimdi.? Hz. Allah bu yol büyüklerini ne için vazifelendirdi.? Bugün hala anılıyor olmalarındaki hikmet nedir.?

İslam nedir, Müslüman kimdir, mü-min kime denir.? Müttakiy, ittika sahibi, ehli takva ve dahası var bu yolda. Neye göre, kime göre bu karşıtlığınız.?
Aslında asıl mesele algoritmalar ve algı hatalarından başlıyor. Ebeveynler çocuklarını severler. Anne sevgisi, baba sevgisi. İnsan-insan ilişkisinde bir sevgi bağı vardır.

Pekala Allah - insan arasında nasıl bir sevgi bağı olabileceğini iddia ediyorsunuz. İnsan katil olur, hırsız olur, zalim bir yönetici olur... Ama Allahı, peygamberi VS. Aşkla, tutkuyla, ruhunun en derinlerine kadar seviyordur. İşte burası bir algı kaymasıdır.

Senin gözünü sağından soluna kaydırmanı yaratıcı sağlamıyor mu? Demek ki Allah emretmeden sende tek kelime konuşmuyorsun.

Genelde bir dokunulmaz kılma alanı vardır. O alanı korumak için şahısların mübarekliği övülür ve orda hak yeme ile ilgili bir masa altından sopa gösterilir. Şahıslar ile ilgilenmiyoruz. Eleştirimiz fikirlere ve olgularadır. Bilerek eleştiriyoruz.

Allah peygamberleri, nebileri, elçileri vazifelendirmiştir. Ama diğer saydıklarını vazifelendirmemiştir. Nerden çıkardın bunu? Hitler de halan anılıyor. Otoyol da bir yol ve nazi almanyasında popüler oldu.

Gerçekten söylediklerine büyük saygı duyuyor ve bahsettikleirne de karşı değilim. Çünkü karşı olabilmem için var olmaları gerekir. Örneğin evliya diye bir şey yoktur ve olmayan şeye karşı da olamayız.
 

omer_ömer

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
32
Tepkime puanı
9
"Allah cevizleri verir ama ısırıpta kırmaz onları" şimdi buradan Allah cevizi yaratmış ve bizde bol bol ceviz kırıp yemeliyiz diye anlarmıyız?

Tabi ki Fatihada ki örneğin de ki yol, bir tercih, yani buradan Tarikat kelimesinin anlamının yol olduğu ve buradan da bir A noktasından B noktasına bir yola çıkmamız gerektiği ve tasavvuf la kazanımlar elde etmemiz gerektiği VS. VS. Bunlar sağlıklı çıkarımlar değil.

Şimdi Ramazan da sözlükte kuru sıcak anlamına geliyormuş. Ama ramazan deyince benim aklıma oruç geliyor. Tarikat değince de Tarikatlar geliyor. Topluluklar, bir araya gelmiş yapılar geliyor. Mesela halkın tapınağı tarikatı vardı... Biat kelimesinde de benim ne dediğimin de pek önemi yok. Hepimiz şu aşamada biat dan tabi olmak gibi benzer bir şey anlarız.

İlim ilim diyorsun nedir? İlim. İlim bildiğimiz fizik matematik kimyadır. Allahın yarattığı ilim bunlardır. Mesela DNA. Mesela heisenbergin belirsizlik ilkesi, vb. Senin söylediklerin Allahın ilmi değil insanların düşünceleridir.

İslamın temeli, Allahın birliği ve Allahın kendini bir yaratıcı olarak başka ilahların olmaması esası ile başlar. Bu kutsallıkla ilgilidir.

Mekke putperestliği ile yunan putperestliği arasında temel bir fark vardır. Yunanlar fırtına tanrısı gibi çeşitli tanrıların varlığına inanırken mekkeliler Tıpkı bizim gibi Tek bir ilaha inanırlardı. Ancak onlar yunanlılardan farklı olarak el-ilaha direkt dua edemeyeceklerini putlara tapınarak Allaha ulaşacaklarına inanırlardı. Hem Allahın kızları, hem mekke fethinde yıkılan 30 put, hemde evlerde ki putlar, hepsi tapınmak için bir araçtı.

İnsan ilahını yer mi? Eliyle helva dan put şekli yapıp sonra ona secde ve dua ile yönelinip bizim inandığımız Allaha taparlardı. Sonra putu yerlerdi.

Bizler mekkelileri taşa tapacak kadar aptal insanlar sanmayalım, lütfen...

İslamın ve Hz peygamberin (sav) özünü anlayalım...

Allah: gezegenlere, mekanlara, peygamberlere, meleklere, insanlara, seccadelere, heykellere, tespihlere, mezarlara, din adamlarına vb. Hiç bir kutsallık ilahilik vermemiştir. Ve Allah herkese kendi varlığından daha yakındır.

Panteizm de pananteizmde varlığı Allahın bir parçası olarak görür ve bana göre her ikiside doğru değildir.

Bir Müslümanın şeyhi onu Allaha ulaştıran bir şeyi olamaz. Bu rahipliktir. Evliyalar ne keramet gösterebilir kerametin nesi harikulade olabilir. Mesela gebeliği düşünün plesantadan bebeğin beslenmesini ve anne karnında büyümesini, bebeğin geçirdiği milyonlarca reaksiyonu, hücrelerinde ki mitokondriyi vb. Mucize bunlardır fendir, bilimdir.

Alimler, şeyhler şıhlar değildir. Alimler ibni sinadır, newton dur.

Genelde İslamı konuştuğumuz insanlar fikirlerimizi beğenmediğinde önce imandan çıkma suçlaması refleksi yaparlar, ardından da bu yemez ise topluluktan çıkarma reflexi gelir.

"Pusulanın sana doğru yol göstermesini mi istiyorsun , öyleyse onu yanındaki mıknatıslardan koru." Goethe
Siz, Tasavvuf ve Tarikat kelimelerine takılı kalmışsınız. Tarik yol, Tarikat yollar demek, Tasavvuf, bu yollardaki yaşanıla bilirlikler demektir.

Hz. Resulullah Kuran-ı Kerim 'i tebliğ etmekle kalmadı, İslam 'ın, Allah 'ın emirlerinin nasıl yaşanılacağını da tatbik ve uygulama ile insanlara aktardı. Ta ki günümüze kadar da bu uygulamalarda (mezhep farklılıkları hariç) değişiklik olmamıştır.

Evliyaullah ve Tarikat büyükleri de Allah 'ın emir ve yasaklarını, Peygamber efendimizin kural ve kaidelerinden sapmadan, İslam 'ın yaşanılabilirliğini tebliğ ve muhafazası için vardır. Bir nevi öğretmen, eğitmen, himaye eden, koruyan, muhafaza eden..!

Bir çocuğu okula kayıt yaptıracağınız zaman, bu çocuğun velisi kim diye sorulmuyor mu.? Dünya hayatında hal bu iken, ahiret yurduna gidişte de insanın bir Veli 'ye ihtiyacı var. Ki korunsun, muhafaza edilsin, yetiştirilsin.

Sizin ilim olarak ifade ettiğiniz, fizik, matematik, kimya, madde ilmi olarak beş duyu ile ifade edilebilendir. Dna ve diğer ilim olarak bahsettiğiniz ilimlerin kendiliğinden mi ortaya çıktığını zannediyorsunuz.? Hz. Allah buyuruyor ki; Hiç bir yaprak bizden habersiz dalından düşmez ve bu ''o'' kitapta açıkça yazılıdır. Durum böyle iken kendiliğinden bir kural, kanun, varlık, hadise, zuhurat ne derseniz deyin Allah 'ın izni ve icazeti olmadan kendiliğinden var olmuş olabilir mi..?

Oysa gerçek ilim, Allah 'ı bilmektir. Bu da ancak ''metafizik'' ilim ile anlaşılabilir ki bu durumda Tasavvuf gerçeği devreye girer. Metafizik ilminin açıklaması, bilinmesi ancak bir Mürşid, Evliyaullah aracılığı ile elde edilebilir.

İki yönlü ilimden bahsedilir. Vehbi ilim, Kesbi ilim diye.

Vehbi ilim; Allah 'ın Peygamberlerine ve varislerine verdiği ilimdir ve kalıcıdır. Allah 'ı bilmede müracaat edilmesi gereken ilimdir. Bu ilim ile kişi şahitliği, ''eşhedüenlailahe illallah'' ın manasını, Allah 'tan başka ilah olmadığının ve olamayacağının şahitliğini yaşar.

Kesbi ilim ise; kulun irade ve sayi gayretine bağlanmış, umuma mahsus hayatını idame ettirmesi için fiziki alemde ihtiyarı ile elde edilen ilimdir. Bu ilim Allah 'ı bilmede yeterli değildir. İnanmaktan ve kabul etmekten öte gitmez. Her ne kadar kelime-i şehadet 'i ifade etse de, bu şahit olduğu anlamına gelmez. Çünkü gerçek şahidi olduğu bir Allah 'tan değil, sadece varlığını kabul ettiği bir yaratıcı şahitliğini ifadedir.

O kadar dağınık bir ifade kullanmışsınız ki, her ifadenize cevap verebilmek neredeyse mümkün değil.

Diyorsunuz ki; Allah: gezegenlere, mekanlara, peygamberlere, meleklere, insanlara, seccadelere, heykellere, tespihlere, mezarlara, din adamlarına vb. Hiç bir kutsallık ilahilik vermemiştir. Ve Allah herkese kendi varlığından daha yakındır.

(Şu yakınlığı biraz açıklayın da ilminizden istifade edelim, Allah kullarına ne kadar yakın..?)

Tasavvuf, aslında birilerine, başkalarına değil, kendinize bakmanızı, nasıl bakacağınızı öğretir. Sizi size bildirir, sizi size döndürür. Tasavvuf, dünyadaki canlı, cansız tüm varlıklar dahil, görülen, görülmeyen, bilinen, bilinmeyen her bir zerrenin Allah 'ın ilim ve iradesinin tenezzülen zuhuru olduğunu öğretir. Bi-zatihi değil, izafidir, mecazidir. Hiç bir zuhurat yoktur ki, Allah 'ın ilim ve iradesinin dışında zuhur etsin..! Her şey ''O'' nun yed-i kudretindedir ve her şeyin tek ve gerçek hakimi yalnızca Allah 'tır.

Hiç bir yaratılmış Allah 'ın bir parçası olamaz, bu inanış şirktir. ''O'nun eşi, benzeri ve şeriki yoktur, doğurmamış, doğrulmamıştır. Her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.''

İlim olarak, İslam Dini 'ne pek bir vakıf değilsiniz. Hakir görmek anlamında değil ama, ifadelerinizle bunu açıkça ortaya koymuşsunuz. Ne İslam ile bağdaşır, ne Allah 'ın güç ve kudretini ifade eder, ne de gerçek ilmin sahibinin ve yaratanından haberiniz var.

Sadece muhalefet etmek maksatlı yazılmış ifadeler.. Allah selametlik versin.
 

Rhodium

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
6 Eylül 2023
Mesajlar
30
Tepkime puanı
10
Siz, Tasavvuf ve Tarikat kelimelerine takılı kalmışsınız. Tarik yol, Tarikat yollar demek, Tasavvuf, bu yollardaki yaşanıla bilirlikler demektir.

Hz. Resulullah Kuran-ı Kerim 'i tebliğ etmekle kalmadı, İslam 'ın, Allah 'ın emirlerinin nasıl yaşanılacağını da tatbik ve uygulama ile insanlara aktardı. Ta ki günümüze kadar da bu uygulamalarda (mezhep farklılıkları hariç) değişiklik olmamıştır.

Evliyaullah ve Tarikat büyükleri de Allah 'ın emir ve yasaklarını, Peygamber efendimizin kural ve kaidelerinden sapmadan, İslam 'ın yaşanılabilirliğini tebliğ ve muhafazası için vardır. Bir nevi öğretmen, eğitmen, himaye eden, koruyan, muhafaza eden..!

Bir çocuğu okula kayıt yaptıracağınız zaman, bu çocuğun velisi kim diye sorulmuyor mu.? Dünya hayatında hal bu iken, ahiret yurduna gidişte de insanın bir Veli 'ye ihtiyacı var. Ki korunsun, muhafaza edilsin, yetiştirilsin.

Sizin ilim olarak ifade ettiğiniz, fizik, matematik, kimya, madde ilmi olarak beş duyu ile ifade edilebilendir. Dna ve diğer ilim olarak bahsettiğiniz ilimlerin kendiliğinden mi ortaya çıktığını zannediyorsunuz.? Hz. Allah buyuruyor ki; Hiç bir yaprak bizden habersiz dalından düşmez ve bu ''o'' kitapta açıkça yazılıdır. Durum böyle iken kendiliğinden bir kural, kanun, varlık, hadise, zuhurat ne derseniz deyin Allah 'ın izni ve icazeti olmadan kendiliğinden var olmuş olabilir mi..?

Oysa gerçek ilim, Allah 'ı bilmektir. Bu da ancak ''metafizik'' ilim ile anlaşılabilir ki bu durumda Tasavvuf gerçeği devreye girer. Metafizik ilminin açıklaması, bilinmesi ancak bir Mürşid, Evliyaullah aracılığı ile elde edilebilir.

İki yönlü ilimden bahsedilir. Vehbi ilim, Kesbi ilim diye.

Vehbi ilim; Allah 'ın Peygamberlerine ve varislerine verdiği ilimdir ve kalıcıdır. Allah 'ı bilmede müracaat edilmesi gereken ilimdir. Bu ilim ile kişi şahitliği, ''eşhedüenlailahe illallah'' ın manasını, Allah 'tan başka ilah olmadığının ve olamayacağının şahitliğini yaşar.

Kesbi ilim ise; kulun irade ve sayi gayretine bağlanmış, umuma mahsus hayatını idame ettirmesi için fiziki alemde ihtiyarı ile elde edilen ilimdir. Bu ilim Allah 'ı bilmede yeterli değildir. İnanmaktan ve kabul etmekten öte gitmez. Her ne kadar kelime-i şehadet 'i ifade etse de, bu şahit olduğu anlamına gelmez. Çünkü gerçek şahidi olduğu bir Allah 'tan değil, sadece varlığını kabul ettiği bir yaratıcı şahitliğini ifadedir.

O kadar dağınık bir ifade kullanmışsınız ki, her ifadenize cevap verebilmek neredeyse mümkün değil.

Diyorsunuz ki; Allah: gezegenlere, mekanlara, peygamberlere, meleklere, insanlara, seccadelere, heykellere, tespihlere, mezarlara, din adamlarına vb. Hiç bir kutsallık ilahilik vermemiştir. Ve Allah herkese kendi varlığından daha yakındır.

(Şu yakınlığı biraz açıklayın da ilminizden istifade edelim, Allah kullarına ne kadar yakın..?)

Tasavvuf, aslında birilerine, başkalarına değil, kendinize bakmanızı, nasıl bakacağınızı öğretir. Sizi size bildirir, sizi size döndürür. Tasavvuf, dünyadaki canlı, cansız tüm varlıklar dahil, görülen, görülmeyen, bilinen, bilinmeyen her bir zerrenin Allah 'ın ilim ve iradesinin tenezzülen zuhuru olduğunu öğretir. Bi-zatihi değil, izafidir, mecazidir. Hiç bir zuhurat yoktur ki, Allah 'ın ilim ve iradesinin dışında zuhur etsin..! Her şey ''O'' nun yed-i kudretindedir ve her şeyin tek ve gerçek hakimi yalnızca Allah 'tır.

Hiç bir yaratılmış Allah 'ın bir parçası olamaz, bu inanış şirktir. ''O'nun eşi, benzeri ve şeriki yoktur, doğurmamış, doğrulmamıştır. Her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.''

İlim olarak, İslam Dini 'ne pek bir vakıf değilsiniz. Hakir görmek anlamında değil ama, ifadelerinizle bunu açıkça ortaya koymuşsunuz. Ne İslam ile bağdaşır, ne Allah 'ın güç ve kudretini ifade eder, ne de gerçek ilmin sahibinin ve yaratanından haberiniz var.

Sadece muhalefet etmek maksatlı yazılmış ifadeler.. Allah selametlik versin.
Aslında pek takılı kalmıyorum. Tarikat, şeriat, evliye, Derviş, bir dil üslübu ile sürekli bize sunuluyor. Adeta bir malafa gibi boynumuzun ölçüsünü o termonoloji ile ölçüp biçiyorlar.

1800 lü yıllardan önce teknoloji gelişmediği zamanlarda dünyada çok önemli bir tartışma vardı. Bu tartışma yüzyıllarca sürdü. Dünya kıtalar 500 bin önce de aynımıydı? Değişiyormuydu? Hristiyan alemi, voilter vb. Bir tarafta, hegel, darvin, müslümanlar bir tarafta idi. Maddenin hep aynı olduğunu değişmediğini savunalara "metafizikçiler" değiştiğini söyleyenlere de "metaryalistler" denildi.

Metafizik maddenin fizik ötesi anlamına gelmezdi. Metafizik maddenin değişmezliği anlamına gelirdi.

İslam METARYALİST BİR dindir bu çok başka bir başlık. Oraya girmeyeceğim.

Bilgi, ilimi birbirine karıştırıyorlar.

Örneğin maxwell denklemleri ile hristiyanlar incildeki ışığın Allah olduğunu söylüyor. Mesela bu da büyük bir atmasyondur. Çünkü ilim emek ister, maxwell denklemlerini anlayabilmek için cebir, matematik, türev, newton fiziği, kimya VS. Çok şeyi çok çalışarak öğrenmek gerekir.

Bu ilmin bir dalıdır ve hepsi böyledir. İlahiyat ve din bilimleride. Hadis vb. Örneğin bir hukukçuya final sınavlarına nasıl çalıştığını sor. Günlerce uyumadan ne büyük çabalarla. Redbull diye bir içecek vardır. O ilk çıktığında kimse bilmezdi. Onu ilk kullananlar öğrenciler ve kamyonculardır. Çok yüksek kafein vardır.

Söylediklerini Detaylıca okuldum. Yani senden pekte farklı düşünmüyorum.
Allah herkese kendi varlığından daha yakındır. Derken düzeltme yapayım,
Allah herkese, (insanın) kendi (kendine) varlığından daha yakındır. Demek istedim.


Özet olarak düşüncelerinin büyük kısmına aynen katılıyorum. Benim ayrıştığım yer, artık insanlar Evliya veya tarikatları bu durumdan çıkarmışlar sanırım. %90 ı senin söylediğin gibi değil. Evet belki masumane böyle iyi başlanmış olabilir. Ama artık bu şekilde söylediğin öğretmen gibi işlemiyor.

Evliyalar, müritlik, vb. Bir Aracı olmuş durumda Allaha ulaştıran bir "insan put" halini almışlar. SÜPERMAN, pelerini öpülen, el pençe divan durulan varlık olmuşlar.

Aynı şekilde tarikatlar tasavvufçuluk VS. De bir menfaat, kendine yontma, güç, konfor, çevre, alanı olmuş durumda. Her tarikatın kendi mehdisi var, kendi baş alimi var. Her oluşum kendini peygambere akraba görüyor, her topluluk kendi geçmişini ve düşüncesini büyük görüyor.

Eee bizimde bu durumda bu şekilde söylememize şaşmamak gerekir.


Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz!.. Der "Jiddu Krishnamurti"
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
109
Tepkime puanı
21
Örneğin evliya diye bir şey yoktur ve olmayan şeye karşı da olamayız.
اَوْلِيَٓاءَ (Evliya) kelimesinin Kuran'da kaç kez geçtiğini ve ne manalarda geçtiğini öğrenmek isterseniz size aşağıda bir link bırakıyorum.. Ayetleri okumadan önce şu hadisi kutsiyi okuyun..

"Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mümin kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." (Buhârî, Rikak 38.)

Ara: evliya - Açık Kuran

Evliya, Allah'ın dostu demektir. Yani o kulu Allah dost edinmiş demektir. Allah'ın dostunu sevmek farzdır.. 54 farzdan bahsetmiştiniz ya yukarıda (gerçi siz 52 yazmanıza rağmen bu hatanızı bile düzeltme ihtiyacı hissetmedim).

Hubbi Fillah, Buğdi Fillah bu 54 farzdan birisidir ve imanın en büyük belirtisidir.. İstediğiniz kadar namaz kılın, oruç tutun, onlarca kez hacca gidin.. Eğer Allah'ın sevdiklerini sevmiyor, sevmediklerini seviyor iseniz sizin imanınız yok hükmündedir. (Aynen tüm ayetleri kabul eden ama bir ayeti inkar eden kimsenin durumu gibi.)

"İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız." Hadisi Şerif

Eğer okuduğunuzu anlayan biriyseniz, cennete girmenin anahtarı iman etmektir. İman etmenin belirtisi ise birbirini sevmek yani Hubbi Fillah'tır..

İslam METARYALİST BİR dindir bu çok başka bir başlık. Oraya girmeyeceğim.
İslam'ın mataryalist bir din olduğunu söylemek tam anlamı ile cahilliktir.. Ateistler ve bugün ki bilime tapan kimseler mataryalisttir (sadece maddeye görmekte ve arkasındaki gücü inkar etmektedirler). Hiç bir mataryalist ruhu kabul etmez ve edemez de.. Eğer ederse metafiziği de kabul etmiş olmuş. Metafiziği kabul eden ise maddenin ötesinde bir şeyler olduğunu da kabul etmiş olur.. Pusulanız gibi kavramlarınız da ters yüz olmuş durumda.. Kuzeyiniz güney, güneyiniz kuzey olmuş.. Metafiziğe ve ötesine inananları, mataryalist ilan ettiğiniz gibi..

Evliyalar, müritlik, vb. Bir Aracı olmuş durumda Allaha ulaştıran bir "insan put" halini almışlar. SÜPERMAN, pelerini öpülen, el pençe divan durulan varlık olmuşlar.
Sana kitabın ortasından değil başından başlayarak anlatayım.. Çünkü kitabın ortasından bahsetmekle kitabın başındaki konuları atlıyoruz..

Bu alem ikilik (dualite) alemidir.. Her şey zıttı ile kaimdir ve hatta olmak zorundadır.. Güney varsa bir kuzey olmak zorundadır. Gündüz varsa, gece olmak zorundadır. Tatlı varsa, acı olmak zorundadır. Erkek varsa, dişi olmak zorundadır. Yukarı varsa, aşağı olmak zorundadır. Bu örnekleri (var olan şeyler adedince) artırabilirsiniz.. Sonucu şuna vardırmak istiyorum. Bir şeyin yanlışı varsa, o şeyin doğrusu da olmak zorundadır.

Allah c.c, kendisi ile arasına aracı konmasına karşı değil ki sadece aracı koydukları şeye karşı.. Kuran'ı okuyan çoğu kimse bu hataya düşüyor. Hatta Allah c.c Kuran'ı keriminde, kendisine ulaşmak için vesile aranması gerektiğini bizzat kendisi söylüyor.

Ey iman edenler! Allah'dan korkun ve O'na yaklaşmağa vesile arayın. Maide 35

Put önünde secde etmek ile taştan yapılmış dört duvar (Kabe) önünde secde etmek fiiliyatta aynı şeydir.. Onu farklı kılan şey ise birini Allah yasak etmiş, diğerini ise emretmiş.. Yani bir şeyin doğru şey olup olmaması, o şeyi yapmayı Allah'ın emredip emretmemesiyle alakalıdır.

Söylediklerimi anlamakta zorlanıyorsanız şu örneği iyi anlamaya çalışın..

Allah c.c, (Hz. Adem yaratılmazdan çok önce) Azazil'e benden başkasının önünde secde etme diye emir buyurdu. Hz. Adem yaratılıp, Allah c.c, O'nun önünde herkesin secde etmesini emir buyurduğunda ise, Azazil ikilemde kalarak Allah'ın ilk verdiği emre uymayı tercih etti. İşte Azazil'e iblis denilmesi bu yüzdendir.. (İblis kelimesi ikilemde kalma fiilinden türetilmiştir.) Allah'ın rahmetinden kovulması sebebiyle de Şeytan ismini almıştır..

Görüldüğü bir şeyin doğru bir şey olup olmaması o şeyin emredilip emredilmemesi ile alakalıdır..

El-emru fevka'l-edeb (Emir, edepten üstündür.)

Allah bize, dostlarını sevmemizi ve onlarla beraber olmamızı buyuruyor.

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun. Tevbe 119

Eğer Allah'ın dostlarını dost edinmemişseniz, ayette buyurduğu gibi şeytanı dost edinmişsinizdir.

Bir kısmını doğru yola iletti. Bir kısmı da sapkın yolu hak etti. Zira onlar, Allah'ın yanı sıra şeytanları evliya edindiler. Ve kendilerini de doğru yolda olduklarını sanıyorlar! A'raf 30

Vermeyince Ma'bud, neylesin Sultan Mahmud üsturunca fazla sözün sizi ikna etmekte bir yararı olacağını düşünmüyorum..

Siz tarafınızı çoktan seçmişsiniz ve onu değiştirmeyi düşünmedikçe de bu söylediklerimi asla anlayamayacaksınız.
 

omer_ömer

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
32
Tepkime puanı
9
Aslında asıl mesele algoritmalar ve algı hatalarından başlıyor. Ebeveynler çocuklarını severler. Anne sevgisi, baba sevgisi. İnsan-insan ilişkisinde bir sevgi bağı vardır.

Pekala Allah - insan arasında nasıl bir sevgi bağı olabileceğini iddia ediyorsunuz. İnsan katil olur, hırsız olur, zalim bir yönetici olur... Ama Allahı, peygamberi VS. Aşkla, tutkuyla, ruhunun en derinlerine kadar seviyordur. İşte burası bir algı kaymasıdır.

Senin gözünü sağından soluna kaydırmanı yaratıcı sağlamıyor mu? Demek ki Allah emretmeden sende tek kelime konuşmuyorsun.

Genelde bir dokunulmaz kılma alanı vardır. O alanı korumak için şahısların mübarekliği övülür ve orda hak yeme ile ilgili bir masa altından sopa gösterilir. Şahıslar ile ilgilenmiyoruz. Eleştirimiz fikirlere ve olgularadır. Bilerek eleştiriyoruz.

Allah peygamberleri, nebileri, elçileri vazifelendirmiştir. Ama diğer saydıklarını vazifelendirmemiştir. Nerden çıkardın bunu? Hitler de halan anılıyor. Otoyol da bir yol ve nazi almanyasında popüler oldu.

Gerçekten söylediklerine büyük saygı duyuyor ve bahsettikleirne de karşı değilim. Çünkü karşı olabilmem için var olmaları gerekir. Örneğin evliya diye bir şey yoktur ve olmayan şeye karşı da olamayız.
Diyorsunuz ki; Pekala Allah - insan arasında nasıl bir sevgi bağı olabileceğini iddia ediyorsunuz. İnsan katil olur, hırsız olur, zalim bir yönetici olur... Ama Allahı, peygamberi VS. Aşkla, tutkuyla, ruhunun en derinlerine kadar seviyordur. İşte burası bir algı kaymasıdır.

Hz. Allah buyuruyor ki; De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (Al-i İmran suresi 31)

Ey iman edenler! İçinizden her kim dininden dönerse, Allah ona karşılık, kendisinin sevdiği ve kendisini seven insanlar getirir. Bunlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı zorludurlar. Allah yolunda savaşırlar, ayıplayanların ayıplamasından çekinmezler. Bu, Allah’ın lutfudur ki, onu dilediğine verir. Zira Allah’ın keremi geniştir ve Allah ona kimin lâyık olduğunu bilir.” (Maide suresi 54)

Ben Allah 'ı seviyorum gibi bir kelime kullanmak, kişinin Allah 'ı sevdiği anlamına gelmez. İnsan sevdiğini üzmez, kırmaz, incitmez, O 'nun emir ve yasaklarına riayet eder. Bir kimsede iman ya vardır, ya da yoktur, arası bir inançtan bahsedilemez. İki var bir arada bulunmaz.

Sizinle yazışmanın şu durumda pek bir değişikliğe sebebiyet vereceğini sanmıyorum. Şöyle bir deyim vardır: Doğrudan sonuca müdahale etmek, hiç bir şeyi değiştirmez. Sonuca müdahale edebilir olmak için, başlangıcı değiştirmek gerekir. Allah bir kulunu sevmişse, kötü işlerle meşgul etmez. Bunu elde edebilir olmak için de Allah 'ı ve peygamberini yürekten seviyorum demek yetmez. Emeksiz yemek, haramdır.

Katil Allah 'ı sevemez. Çünkü, suçsuz yere bir insanı öldürmek, bütün insanlığı öldürmekle eş değer tutulmuştur.
''Haklı bir gerekçeye dayanmaksızın, öldürülmesini Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın. (İsra 33)

Kim, bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. (Maide suresi 32)

Hırsız Allah 'ı sevemez. Çünkü Allah Kuran 'da, ''Birbirinizin malını haksız yollarla yemeyin. Başkalarına âit bazı malları, günah olduğunu bile bile haksız yolla yemek için mevki ve makam sahiplerine rüşvet vermeyin. (Bakara 188)

Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına bir karşılık ve Allah tarafından caydırıcı bir ceza olmak üzere sağ ellerini bilekten kesin. (Maide 38)

Zalim Allah 'ı sevemez. ''Her kim de Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. (Maide 45)

Allah 'ın ilim ve iradesinin dışında hiç bir şeyde kendi başına bir güç, kuvvet yoktur. Hz. Allah 'ın subuti ve fiili sıfatları insanda zuhur eder. Görmek, işitmek, konuşmak, ilim ve irade tümü ile Allah 'ın insana bahşettiği muhkem sıfatlarındandır.

Yazık.. Hitleri, Evliyaullah ve Pir-an hazeratını aynı kefeye sığdırabiliyorsunuz..! Yazık..

Allah, kainatı bir an boş bırakmamış, bırakmayacaktır. Hz. Allah Evliya göndermemiştir, Evliya yoktur demek, Allah 'a noksan sıfat isnat etmektir ki, inandığını ifade eden bir kişinin en büyük gafı, en büyük günahıdır.

Allah kullarına zulmedici değildir. Lakin kullar zulmü kendi çabaları ile elde eder.

''Asla kuluna eza etmez Hüda 'sı, kulun çektiği kendi cezası''. Yaptıklarımız veya yapmadıklarımız, inandıklarımız veya inanmadıklarımız bizim kendi tercihlerimiz. İşte bizim, bize ait olan yanlarımız.

Her şeye bir sebep, bir vesile kılan Hz. Allah, sebepleri göremeyen, vesileleri ayırt edemeyen bizler, sonucunun ne olacağını düşünmeden ileri geri konuşuyoruz. Bir kimsenin ölümüne vesile olanları görüyoruz ama, hakikatten haberimiz yok.
Trafik kazası, beyin kanaması, kalp krizi, tansiyon..! Bunlar vesiledir. Emr-i Hak vaki olmuş ise, bu rahatsızlıklar birer vesiledir, sebep değil. Sebebi Allah 'a malumdur. Ölüm için, vade, tertip, taktir, kader, kaza gibi Allah 'ın tertip ve taktiri hiç hatıra gelmemekte.

Tıpkı sizin yaptığınız gibi..
 

Rhodium

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
6 Eylül 2023
Mesajlar
30
Tepkime puanı
10
اَوْلِيَٓاءَ (Evliya) kelimesinin Kuran'da kaç kez geçtiğini ve ne manalarda geçtiğini öğrenmek isterseniz size aşağıda bir link bırakıyorum.. Ayetleri okumadan önce şu hadisi kutsiyi okuyun..

"Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mümin kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." (Buhârî, Rikak 38.)

Ara: evliya - Açık Kuran

Evliya, Allah'ın dostu demektir. Yani o kulu Allah dost edinmiş demektir. Allah'ın dostunu sevmek farzdır.. 54 farzdan bahsetmiştiniz ya yukarıda (gerçi siz 52 yazmanıza rağmen bu hatanızı bile düzeltme ihtiyacı hissetmedim).

Hubbi Fillah, Buğdi Fillah bu 54 farzdan birisidir ve imanın en büyük belirtisidir.. İstediğiniz kadar namaz kılın, oruç tutun, onlarca kez hacca gidin.. Eğer Allah'ın sevdiklerini sevmiyor, sevmediklerini seviyor iseniz sizin imanınız yok hükmündedir. (Aynen tüm ayetleri kabul eden ama bir ayeti inkar eden kimsenin durumu gibi.)

"İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız." Hadisi Şerif

Eğer okuduğunuzu anlayan biriyseniz, cennete girmenin anahtarı iman etmektir. İman etmenin belirtisi ise birbirini sevmek yani Hubbi Fillah'tır..


İslam'ın mataryalist bir din olduğunu söylemek tam anlamı ile cahilliktir.. Ateistler ve bugün ki bilime tapan kimseler mataryalisttir (sadece maddeye görmekte ve arkasındaki gücü inkar etmektedirler). Hiç bir mataryalist ruhu kabul etmez ve edemez de.. Eğer ederse metafiziği de kabul etmiş olmuş. Metafiziği kabul eden ise maddenin ötesinde bir şeyler olduğunu da kabul etmiş olur.. Pusulanız gibi kavramlarınız da ters yüz olmuş durumda.. Kuzeyiniz güney, güneyiniz kuzey olmuş.. Metafiziğe ve ötesine inananları, mataryalist ilan ettiğiniz gibi..


Sana kitabın ortasından değil başından başlayarak anlatayım.. Çünkü kitabın ortasından bahsetmekle kitabın başındaki konuları atlıyoruz..

Bu alem ikilik (dualite) alemidir.. Her şey zıttı ile kaimdir ve hatta olmak zorundadır.. Güney varsa bir kuzey olmak zorundadır. Gündüz varsa, gece olmak zorundadır. Tatlı varsa, acı olmak zorundadır. Erkek varsa, dişi olmak zorundadır. Yukarı varsa, aşağı olmak zorundadır. Bu örnekleri (var olan şeyler adedince) artırabilirsiniz.. Sonucu şuna vardırmak istiyorum. Bir şeyin yanlışı varsa, o şeyin doğrusu da olmak zorundadır.

Allah c.c, kendisi ile arasına aracı konmasına karşı değil ki sadece aracı koydukları şeye karşı.. Kuran'ı okuyan çoğu kimse bu hataya düşüyor. Hatta Allah c.c Kuran'ı keriminde, kendisine ulaşmak için vesile aranması gerektiğini bizzat kendisi söylüyor.

Ey iman edenler! Allah'dan korkun ve O'na yaklaşmağa vesile arayın. Maide 35

Put önünde secde etmek ile taştan yapılmış dört duvar (Kabe) önünde secde etmek fiiliyatta aynı şeydir.. Onu farklı kılan şey ise birini Allah yasak etmiş, diğerini ise emretmiş.. Yani bir şeyin doğru şey olup olmaması, o şeyi yapmayı Allah'ın emredip emretmemesiyle alakalıdır.

Söylediklerimi anlamakta zorlanıyorsanız şu örneği iyi anlamaya çalışın..

Allah c.c, (Hz. Adem yaratılmazdan çok önce) Azazil'e benden başkasının önünde secde etme diye emir buyurdu. Hz. Adem yaratılıp, Allah c.c, O'nun önünde herkesin secde etmesini emir buyurduğunda ise, Azazil ikilemde kalarak Allah'ın ilk verdiği emre uymayı tercih etti. İşte Azazil'e iblis denilmesi bu yüzdendir.. (İblis kelimesi ikilemde kalma fiilinden türetilmiştir.) Allah'ın rahmetinden kovulması sebebiyle de Şeytan ismini almıştır..

Görüldüğü bir şeyin doğru bir şey olup olmaması o şeyin emredilip emredilmemesi ile alakalıdır..

El-emru fevka'l-edeb (Emir, edepten üstündür.)

Allah bize, dostlarını sevmemizi ve onlarla beraber olmamızı buyuruyor.

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun. Tevbe 119

Eğer Allah'ın dostlarını dost edinmemişseniz, ayette buyurduğu gibi şeytanı dost edinmişsinizdir.

Bir kısmını doğru yola iletti. Bir kısmı da sapkın yolu hak etti. Zira onlar, Allah'ın yanı sıra şeytanları evliya edindiler. Ve kendilerini de doğru yolda olduklarını sanıyorlar! A'raf 30

Vermeyince Ma'bud, neylesin Sultan Mahmud üsturunca fazla sözün sizi ikna etmekte bir yararı olacağını düşünmüyorum..

Siz tarafınızı çoktan seçmişsiniz ve onu değiştirmeyi düşünmedikçe de bu söylediklerimi asla anlayamayacaksınız.
Verdiğin linkte madde kelimesi 216 kere geçiyor diyor. Freind of God. Evliya kök olarak Allah dostu demek, tamam.

Peki o zaman kimin Allahın dostu kimin olmadığını kim belirleyecek? Mesela ismet İnönü beş vakit namaz kılan oruç tutan bir insan sence o Allah dostu mudur? Tabi ki bunu veya Takvayı Allah bilir. E o zaman kimse diyemez ki falanca Evliya dır.

Burada tasavvuf = Evliya kök anlamı ile değil insanların çoğunluğunun ona yüklediği anlamda söylüyoruz. Ki ben iddia ediyorum ki,
İnsan - Allah ilişkisinde
İnsan - Evliya - Allah şeklinde bir bağlantı yoktur.

İnsan iman etmesi ile Allahı sevmesi aynı şey değildir. Bazı insanlar çok duygusaldır, bazıları romantik, bazıları aşkını değil aşkı saver, kimi insandan çok yüzeyseldir. VS. VS. İman etmenin temeli Allaha akıl erdirmektir. Ve bunun la birlikte imanın şartları...

Eğer sevgi imanın ve islamın bir kaidesi olsa idi o zaman delilerde çocuklarda VS. Sorumlu olurdu. Ha ben demiyorum ki sevgi kötüdür. Tabii ki sevelim tabiki dostlar da edinelim tabii müslümanlar kardeştir ve birbirlerine dost olup birbirlerini sevmelidir.

İslam Maddeciliktir. ile ilgili iddamı konuyu dağıtmamak için bu başlıkta dile getiremeyeceğim çok isterseniz yeni bir açın.

Kabe bir yöndür, Ekvator gibi, kuzey gibi. Belki de Hz. İbrahimin duaları içindir. Allah bilir. Ama putlar gibi değildir.

İş yerinde öğle vakti markete gitmeyi, dışarıda dolaşmayı hep bahane ederim. Bu sayede camiye ezana koşup namaz kılabiliyorum. Benim anladığım vesile de böyle şeyler.


Ben şeytanla ilgili meseleyi insanlara ibadet değilde insanın üstünlüğünü kabul et manasında bir emir olarak biliyorum. Şeytanın kibirli olması. Çoğumuzda böyle biliyoruz. Bu noktaya dualizmden gelmende hoştu.

Açıkçası Hristiyan alemini de tebrik etmek lazım. Bunca Müslümana kendi felsefelerini savunduruyorlar.

Dostlar, islamda ruhban sınıfı yoktur. Ruhban sınıfı bir grup insanı tarikatları kapsar. Bu pederler (Derviş ler) çile hanelerde aç susuz kalıp Allaha ulaşırlar. Ruhban sınıfının özel kıyafetleri vardır. İmamları (rahipleri) vardır. Bu Evliya (azizler) çeşitli kitaplar inciller, mesneviler yazarlar.

Ez cümle Kuran ve sünnet neyinize yetmiyor?
 

Rhodium

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
6 Eylül 2023
Mesajlar
30
Tepkime puanı
10
Diyorsunuz ki; Pekala Allah - insan arasında nasıl bir sevgi bağı olabileceğini iddia ediyorsunuz. İnsan katil olur, hırsız olur, zalim bir yönetici olur... Ama Allahı, peygamberi VS. Aşkla, tutkuyla, ruhunun en derinlerine kadar seviyordur. İşte burası bir algı kaymasıdır.

Hz. Allah buyuruyor ki; De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (Al-i İmran suresi 31)

Ey iman edenler! İçinizden her kim dininden dönerse, Allah ona karşılık, kendisinin sevdiği ve kendisini seven insanlar getirir. Bunlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı zorludurlar. Allah yolunda savaşırlar, ayıplayanların ayıplamasından çekinmezler. Bu, Allah’ın lutfudur ki, onu dilediğine verir. Zira Allah’ın keremi geniştir ve Allah ona kimin lâyık olduğunu bilir.” (Maide suresi 54)

Ben Allah 'ı seviyorum gibi bir kelime kullanmak, kişinin Allah 'ı sevdiği anlamına gelmez. İnsan sevdiğini üzmez, kırmaz, incitmez, O 'nun emir ve yasaklarına riayet eder. Bir kimsede iman ya vardır, ya da yoktur, arası bir inançtan bahsedilemez. İki var bir arada bulunmaz.

Sizinle yazışmanın şu durumda pek bir değişikliğe sebebiyet vereceğini sanmıyorum. Şöyle bir deyim vardır: Doğrudan sonuca müdahale etmek, hiç bir şeyi değiştirmez. Sonuca müdahale edebilir olmak için, başlangıcı değiştirmek gerekir. Allah bir kulunu sevmişse, kötü işlerle meşgul etmez. Bunu elde edebilir olmak için de Allah 'ı ve peygamberini yürekten seviyorum demek yetmez. Emeksiz yemek, haramdır.

Katil Allah 'ı sevemez. Çünkü, suçsuz yere bir insanı öldürmek, bütün insanlığı öldürmekle eş değer tutulmuştur.
''Haklı bir gerekçeye dayanmaksızın, öldürülmesini Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın. (İsra 33)

Kim, bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. (Maide suresi 32)

Hırsız Allah 'ı sevemez. Çünkü Allah Kuran 'da, ''Birbirinizin malını haksız yollarla yemeyin. Başkalarına âit bazı malları, günah olduğunu bile bile haksız yolla yemek için mevki ve makam sahiplerine rüşvet vermeyin. (Bakara 188)

Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına bir karşılık ve Allah tarafından caydırıcı bir ceza olmak üzere sağ ellerini bilekten kesin. (Maide 38)

Zalim Allah 'ı sevemez. ''Her kim de Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. (Maide 45)

Allah 'ın ilim ve iradesinin dışında hiç bir şeyde kendi başına bir güç, kuvvet yoktur. Hz. Allah 'ın subuti ve fiili sıfatları insanda zuhur eder. Görmek, işitmek, konuşmak, ilim ve irade tümü ile Allah 'ın insana bahşettiği muhkem sıfatlarındandır.

Yazık.. Hitleri, Evliyaullah ve Pir-an hazeratını aynı kefeye sığdırabiliyorsunuz..! Yazık..

Allah, kainatı bir an boş bırakmamış, bırakmayacaktır. Hz. Allah Evliya göndermemiştir, Evliya yoktur demek, Allah 'a noksan sıfat isnat etmektir ki, inandığını ifade eden bir kişinin en büyük gafı, en büyük günahıdır.

Allah kullarına zulmedici değildir. Lakin kullar zulmü kendi çabaları ile elde eder.

''Asla kuluna eza etmez Hüda 'sı, kulun çektiği kendi cezası''. Yaptıklarımız veya yapmadıklarımız, inandıklarımız veya inanmadıklarımız bizim kendi tercihlerimiz. İşte bizim, bize ait olan yanlarımız.

Her şeye bir sebep, bir vesile kılan Hz. Allah, sebepleri göremeyen, vesileleri ayırt edemeyen bizler, sonucunun ne olacağını düşünmeden ileri geri konuşuyoruz. Bir kimsenin ölümüne vesile olanları görüyoruz ama, hakikatten haberimiz yok.
Trafik kazası, beyin kanaması, kalp krizi, tansiyon..! Bunlar vesiledir. Emr-i Hak vaki olmuş ise, bu rahatsızlıklar birer vesiledir, sebep değil. Sebebi Allah 'a malumdur. Ölüm için, vade, tertip, taktir, kader, kaza gibi Allah 'ın tertip ve taktiri hiç hatıra gelmemekte.

Tıpkı sizin yaptığınız gibi..
Sence Kuran dini anlamamız için yetersizmidir? Sünnetler ve hadisler yaşamımızı düzenlememiz için eksik midir? Misallahı anlamamız için komşu hakkı gibi...

Yok yeterlidir diyorsan o zaman bu evliyalar neden var?

Louis pasteur 1885 kuduz aşısını bulan bir kimyagerdir. Bu adam kaç tane çocuğun hayatını kurtarmasına vesile olmuştur. Düşünsene...

Bu gün marketler, hastaneler, tekstil bir sürü nimet etrafımızda Allahın Rızkına insanoğlu bolca sahip değil mi? Biraz şükretmemiz lazım.

İşte yaşam alanımızı şekillendiren bizi biz yapan insanlar pasteur gibi bilim adamları, devlet adamları, sanatçılar, edebiyatçılar VS. Dir.

Mesela Evliya diyebileceğimiz, xxx hazretlerinden 1 tanesinin dünyaya ne verdiğini? Yaşamımızza ne kattığını anlatır mısın?

Mimar Sinan mesela? Mimar diyoruz değilimi? Bu kişi dünyayı değiştiren bir dahi idi diyebileriz.

Allah kainatı boş bırakmamış Evliya göndermiş diyorsun, madem evliyalar var ve bunlar muhteşem insanlar bana bizlere ne verdiklerini anlatır mısın?


Sence Kuran Ayetler dini anlamamız için yetersizmidir? Sünnetler ve hadisler yaşamımızı düzenlememiz için eksik midir?
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
109
Tepkime puanı
21
Peki o zaman kimin Allahın dostu kimin olmadığını kim belirleyecek? Mesela ismet İnönü beş vakit namaz kılan oruç tutan bir insan sence o Allah dostu mudur? Tabi ki bunu veya Takvayı Allah bilir. E o zaman kimse diyemez ki falanca Evliya dır.
Yeter ki bir şeyi öğrenmek için sor.. Sana kimsenin cevaplayamayacağı soruları bile bi iznillah çok basit bir şekilde açıklarım..

Allah Teala bir kulu sevdiği zaman Cebrâil’e:

“Ben filanı seviyorum onu sen de sev!” diye emreder. Cebrail onu sever ve sonra gök halkına:

- Allah filanı seviyor, onu siz de seviniz, diye seslenir. Gök halkı da o kimseyi sever, sonra yeryüzündekilerin kalbinde o kimseye karşı bir sevgi uyanır.

Allah Teala bir kula buğzettiği zaman, Cebrail’e:

“Ben, filanı sevmiyorum, onu sen de sevme!” diye emreder. Cebrail de onu sevmez. Sonra Cebrâil gök halkına:

- Allah filan kişiyi sevmiyor, onu siz de sevmeyin, der. Göktekiler de o kimseyi sevmezler. Sonra da yeryüzündekilerde o kimseye karşı bir kin ve nefret uyanır. (Müslim, Birr 157)

Bir radyo yayını düşünün ki dünyanın her yerine yayın yapıyor.. O yayından kimlerin haberi olur.. Tabi ki o frekansta olanların.. İşte Cebrail a.s, tüm müslümanların kalplerine o kişinin sevgisini atar.. Eğer sizin müslümanlıktan yana bir kusurunuz yoksa, o kişiyi istemsiz bir şekilde sevmeye başlarsınız.. Bir kişinin evliya olmasının alemeti, müslümanların hepsinin o kişiyi sevmesidir.. Eğer kendiniz herkesin sevdiği o kişiyi sevemiyorsanız, bilin ki frekansınıza parazit karışmıştır veya onlarla aynı frekansta değilsinizdir.. (Bundan daha açık nasıl anlatılır ki.)

Velayet ve Nübüvvet bu iki kavramı iyi öğrenmelisiniz.. Bir evliya, ne kadar büyük olursa olsun asla velayet makamının üzerine çıkamaz.. Yani derece bakımından en üstün evliya, derece bakımdan en aşağıda olan peygamberi geçemez.

"Ümmetimin alimleri, benî isrâil peygamberleri gibidir." Hadisi bunu açıklar..

Bu hadiste birebir olmaktan değil, benzer olmaktan bahsediyor.. Aynen Aslı gibidir yazan evrağın aslı olmaması gibi.. Aslı değildir, ama aslı gibidir.. Peygamber değildir ama peygamber gibidir..

Her peygamber, peygamberlikten önce velayet sahibidir.. Yani bir başka değişle, her peygamber aynı zamanda nübüvvet sahibidir ama her nübüvvet sahibi peygamber değildir.

Bir evliyanın, Erbaîn çıkartması yani 40 gün bir yerde inzivaya çekilmesi, Peygamber Efendimizin s.a.v vahiy gelmeden önce hira mağarasında uzlet etmesi gibidir.. Bir kimse evliya olana kadar uzlet edebilir ama evliya olduktan sonra o kimse (emredilmedikçe) uzlet edemez. Peygamber Efendimizin s.a.v, peygamberlik geldikten sonra uzlet etmemesi gibi..

Eğer kıyamet kopmuyorsa, bunun sebebi İnsan-ı Kamil olan zatların bulunması sebebiyledir..

"Yeryüzünde 'Allah, Allah' denildiği müddetçe kıyamet kopmaz." Hadisi Şerif

Kıyametin kopması, Allah Allah diyen en son İnsan-ı Kamil olan zâtın vefat etmesiyle olacaktır.. Sen diyorsun ki onların bize ne faydası var.. Kıyamet kopmuyorsa o zatların bulunması sebebiyledir.. En basit görevi kıyametin kopmasına engel olmak ise, diğerlerini siz düşünün..
 
Üst Alt