Tevhide Davet

T

Tevhid Akidesi

Kayıtsız
Misafir
بسم الله الرحمن الرحیم
Es-selamu Aleykum;

Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a; salât ve selâm ise Rasûlü Muhammedﷺ'e ehline, ashabınadır. Bundan sonra;

Forumu incelediğimde bazı ayrıntılar dikkatimi çekti ve hem dinen, hem de edeben yazmam gerektiğini düşündüm. Nihayetinde her birimiz Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın huzuruna tek başımıza çıkacağız ve her şeyin hesabını vereceğiz. Okurken bunu aklınızdan çıkarmayasınız.

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh'den rivayet edilen bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân 78. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17)

Öncelikle forumda "Akaid"e dair bir bölüm olmadığını gördüm ki, itikadî sapmaların had safhada olduğu bir çağda bunun ihmal edilmeyeceğini düşünerek belirtmek istedim. Sonra düşündüm ki, belki de diğer kategorilerin içine almış da olabilirdiniz. Ama forumu incelediğimde Celaleddin Rumi ve Risaleler için bile bir bölüm varken Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın uğruna Kitaplar indirdiği, nebiler ve rasûller gönderdiği "Tevhid" hakkında bir bölümün olmamasına hayret ettim işin esası ve bu yüzden nasihat etmeden geçmek istemedim.

Ben sizi akaid konusundaki yanlışlarınızı düzeltmeye ve saptırıcıların saptırmasından teberri etmeye davet ediyorum.
Bilesiniz ki; İslâm dininin iki kaynağı vardır. Bunlar Kur'ân ve Sünnet'tir. Akide yani itikad dediğimiz şey "inanç esasları" demektir ve bu da ancak Allah ve Rasûlüﷺ'den alınır. Kırmızı ciltli kitaplardan veya kimin yazdığı belli olmayan külliyatlardan değil. Sizi üzerinde bulunduğunuz yolu Allah için sorgulamaya davet ediyorum ve sizi Kur'ân ile uyarıyorum.


"Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, sanki bunları işitmemiş, sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. Sen de ona acıklı bir azabın müjdesini ver!" (Lokman 7)

Lokman suresindeki ayette geçen "büyüklük taslayarak yüz çevirenlerden" olmayasınız.

Bilin ki; bizim sizi çağırdığımız şey; Uğruna göklerin ve yerin yaratıldığı, nebilerin gönderildiği ve kitapların indirildiği tevhidin ta kendisidir. Namazı, orucu, duayı, ibâdetleri, hükmü ve ibâdetin bütün türlerini ve şekillerini her hâliyle yalnızca Âlemlerin Rabbi olan Allah'a yapmak ve Allah dışında ilahlık vasfedilen her şeylerden teberri etmek, uzak olmak ve onlara buğz etmek nebilerin ve onların yolundan gidenlerin dosdoğru yoludur.

"Kabak hikayesi", "Kimya hatun" gibi pek çok, insanı ebedî cehenneme sokabilecek küfrün, şirkin, tezat ve sapkınlıkların olduğu Celaleddin Rumi'den veya "Cevizim kaybolsa falanca gavstan isterim" gibi insanı ebedî cehenneme sokacak büyük şirke davet eden Said Nursi ve türevlerinden sizi sakındırarak tevbeye davet ediyoruz. Bilin ki bunlar kılıf uydurulacak, aklanacak sözler değildir. Bu konuları araştıranlar zaten meselenin ne boyutta olduğunu göreceklerdir. Çünkü sadece bahsi geçen bu olaylar ile sınırlı değil, pek çok sapkınlıklar mevcuttur.

İnsan bazen senelerini verdiği bir fikri kolayca bırakamaz ve onu temize çıkarmaya çalışır. Bu tıpkı işlediği günaha kılıf uydurup onu işlemeye devam etmek gibidir. Ama Allah'ın huzurunda sorguya çekildiğimiz zaman bunun faydası olacak mı? Bugün önemsemediğiniz, çekindiğiniz, kibirlendiğiniz şeyin yarın aleyhinize delil olmayacağından emin olabilir misiniz? İnsan senelerini bir fikre verdiği zaman eğer ki bir de çoğunluğun olduğu yerde bulunuyorsa elbette o fikri bırakmak istemez veya bırakmakta tereddüt eder. Ama çoğunluk ölçü müdür?

"... Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, kurtuluşa eren fırka (Fırka-ı Naciye) dışında kalan yetmiş iki fırka cehenneme gidecektir." (Tirmizi, İman, 18; İbnu Mace, Fiten, 17)

"Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler." (En'âm 116)

"...insanların çoğu bilmezler." (Sebe 36)

"...çoğu müşrik idi." (Rûm 42)


"...çoğu kâfirdir." (Nahl 83)

"...çoğu iman etmez." (Bakara 100)

Bunun gibi ayetler pek çoktur. Örnek olması açısından bu kadarını zikretmekle yetindik. Görüldüğü üzere hem Kur'ân'da, hem Sünnette çoğunluğun bir ölçü olmadığı sârih bir şekilde gelmiştir. Bundan sonra hâlâ çoğunluğun hak olduğunu zanneden olabilir mi?


"De ki: "Ben sizi ancak vahiyle korkutup uyarıyorum"" (Enbiyâ 45)

Sizi Nebiﷺ'in sahabesinin yani selef-i salihin'in güzellikle tabi olduğu akideye davet ediyorum ve müşriklerden de beri olup tevbe etmeye davet ediyorum. Hak olan akide; selef-i salihin akidesidir. Bunun delili şu ayettir;

"(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır." (Tevbe 100)

Bilin ki şirk koşanlar, onları takip edenlere Allah cenneti haram kılmıştır ve onlar (şirkten ve küfürden tevbe etmez ve o hâl üzere ölürse) cehennemde ebedî kalırlar. Mesele bu kadar ciddidir.

"Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır." (Nisa 116)

"Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar..." (Maide 72)

Eğer siz kulluğu yalnızca Allah'a has kılmaz ve Allah dışında tapılanları reddetmezseniz hiçbir ibâdetin faydası olmaz. Bunun delili ise şudur;

“Kim Lâ ilâhe illallah der ve Allah’tan başkasına kulluk yapılmasını inkar ederse, malı ve canı haram olur ve hesabı Allah’a aittir.” (Müslim, îman, 8.)

Ama birisi La ilâhe illaAllah der ama Allah'ın hakkı olan bir ibâdeti, duayı, hükmü Allah dışındaki bir beşere verirse o zaman ne olur?

"Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış zerreler haline getiririz (değersiz kılarız)." (Furkan 23)

Yani bir adam hayatı boyunca 5 vakit namazı ve nafileleri hiç aksatmasa, bütün malını Allah yolunda infak etse ama bununla birlikte Allah'a ortak koşarsa, Allah'tan başka kabirlere, ölülere dua ederse, Allah'ın el-Hakem ismini inkâr ederse, yani inancında bir küfür/şirk ile Allah'ın huzuruna gelirse yaptığı ibâdetlerin ona hiçbir faydası olmayacak ve cennet ona haram olacaktır.

"(Rasûlüm!) Şüphesiz sana da, senden öncekilere de şöyle vahyolunmuştur ki: Andolsun Allah'a ortak koşarsan, işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun!" (Zümer 65)

Eğer ki insanların en hayırlısı, Allah katında en değerlisi olan Nebiﷺ bile şirk koşunca bütün işleri boşa gidiyorsa insanların durumu ne olur?

Önyargılarınızı bırakın ve Kur'ân Sünnete yapışın. Allah dışında ilâh yoktur. O, el-Hakem, el-Aziz, el-Kadir olandır. Hüküm O'nundur. Yalnızca O'na dua edilir. Yalnızca O'ndan şefaat istenilir. Allah'ın dışındakiler, O'nun izni olmaksızın hiçbir şey yapamazlar.

"Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!" (Hac 73)

"Dikkat et, hâlis din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez." (Zümer 3)

Son olarak bir video ile kapanışı yapıyorum.



Umuyorum ki buraya kadar zikrettiğim meselelerde şeytanın tuzaklarını bertaraf edebilmiş ve basiret üzere bir nasihat edebilmişimdir. Rabbim cümleten hepimizi Sırat-ı Mustâkim üzere ayaklarımızı sabit kılsın. Hakkı, hak bilip ona intisap edebilmeyi; bâtılı, bâtıl bilip ondan ictinap edebilmeyi bizlere nasip eylesin. Allahumme amin.

Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. Salât ve selâm ise Rasûlü Muhammedﷺ'e, ehline, ashabına ve kıyamete kadar onların yolundan giden tüm müslümanların üzerine olsun.
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
120
Tepkime puanı
23
ve Aleyküm Selam,

Yazınızı okumaya başladığım an sizin neden bahsedeceğinizi kolayca anladım.

Öncelikle şunda karar kılalım. Ahir zamanda mıyız değil miyiz ? Eğer ahir zamanda olduğumuzu biliyor isek o zaman ahir zaman hadislerinden ne kadar haberdarız ? Ahir zaman hadislerinin belki de en önemlisi şu hadislerdir.

Ahir zamanda sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacaktır. [İbni Asakir]

Bu ümmetin son zamanlarında gelenler, önceki âlimleri kötülediği zaman, ilmini gizleyen, Allah’ın indirdiği Kur’anı gizlemiş olur. [İbni Mace, İbni Adiy, İbni Asakir]

Eğer anlamada bir zorluğunuz yoksa, ahir zamanda gelecek olan kişiler kendisinden çok önce gelmiş alimlere sataşacaklardır. Kim ki bu zamanda, tarihte yaşamış ehli sünnet alimlerine kötü bir söz söylüyorsa bu o kişinin kötülüğünden kaynaklanır.

Bir hadisi şerifte mealen, Ümmetim için en çok korktuğum şey müşriklere inen ayetlerin müslümanlara söylenmesidir buyurulmaktadır.

Örnek olarak verdiğiniz ayetlerin müşrikler için olduğunu söylemeye gerek bile yok. Peki ya bu müşriklere inen ayetleri müslümanlar için söyleyen kimselerin ahiretteki durumu ne olur ?

Gelelim Tevhide.. Bir kimse bir şeyi ne kadar çok söylüyorsa o şeyi o kadar az biliyordur. Tevhid kelimesini çok kullanan kimseler de tevhidden bir o kadar uzak kimselerdir. Tevhid kelimesi birlemek anlamına geliyor iken o kişiler hep bir ayrıştırma içerisine girerler.

Bilenler söylemez, söyleyenler bilmez.. İşte tevhid böyle bir şeydir.

Allah'ın 99 Esması vardır. İnsanı kamil kimseler bu esmaların hepsinin mazharıdırlar. Bunun içerisinde El-Mudill esması da vardır. Bir evliyanın derecesi ne kadar yüksekse kendisine inanmayanlara kapı aralamak için (El-Mudill esması nedeniyle) o kişilerin ekmeğine yağ çalar.

Bunu şöyle düşünün.. Bir sorudan elde edilecek puan ne kadar çoksa o sorunun cevabında yer alan yanlış şıkkın da o kadar akıl karıştırıcı olması gerekir. Buna ceviz örneğini ile de cevap verebiliriz. Cevizin üstünde yeşil bir tabaka vardır. Allah c.c, cevizin özüne herkes erişemesin diye onu acı yeşil bir katmanla örtmüştür. Onu yemeye çalışan kişi bu ne acı şeymiş diye onu bırakır. Bazı kimseler ise o yeşil katmanı soyar ama bu kez sert bir katmanla karşılaşır. Onu da geçen kimseyi bu kez çok ince bir katman karşılar. İşte cevizin özü o ince tabakanın da altındadır.

Muhyiddin Arabi Hz.lerinin Sizin taptığınız ayaklarımın altındadır sözü ile yüzyıllarca sizin gibi kişiler tarafından tekfir edilegelmişti. Yavuz Sultan Selim Han Hz.leriyle bu sözün sırrı ortaya çıkmış ama bu sürede çok kişiler bu söz sebebiyle onu kötülemişlerdi. İşte bu o zâtın El-Mudill esmasının da mazharı olmasından dolayıdır.

Gelelim kabak tadı veren şeye.. Bizim öncelikle dilimizi bozdular. Dilimizle beraber ahlakımızı da bozdular. Bu ikisi bozulduktan sonra dinimiz çok hızlı bir şekilde bozulur ve öyle de oldu. Her bir söz ve kelimenin bir ruhu vardır. O kelimeler aynı zamanda o toplumun ahlaki değerlerini de içerir.

Helada def-i hacetimi eyledim diyen bir kimse için bu ne kadar terbiyesiz demezsiniz değil mi ? Peki tuvalete s.çmaya gittim diyen bir kişi için ne düşünürsünüz. İki cümlede aynı şeyi anlatırken birinden rahatsız olmazken diğerinden neden rahatsız oldunuz. İşte bu o kelimelere atfedilen anlam sebebiyledir. İşte bizim dilimizle beraber ahlakımız da bozulduğu için Mesnevi Şerifte geçen hikayeleri de bu minvalde anlıyoruz veya anlamak istiyoruz.

Medrese ve okul kelimelerini ele alalım. İkisi de mana olarak aynı şey olsa da aslında ikisi birbirinden çok farklı anlamdadırlar. Bizim dinimizle olan bağı kesmeleri için öncelikle dilimizi değiştirmeleri gerekiyordu. Yeni kelimeler üreterek onlara istediği anlamı yükleyebileceklerdi ve öyle de oldu. Medrese deyince aklımıza dini eğitim veren bir yer gelirken okul dediğimizde ise bu anlam hiç gelmemektedir. Çünkü okul kelimesi dinle hiç bir zaman ilişkilendirilmemiştir.

Mesnevide ahlaksız hikayeler şeklinde söylenen şeyler aslında bizim toplumca ahlaksız bireyler olduğumuzdan dolayıdır. Mesnevi bilindiği üzere 6 cilttir. Bu hikayeler 5. ve 6. ciltinde yer alır. Mevlana Hz.leri Mesnevide bir öğrenci yetiştirir gibi davranmıştır. Kişi belli bir olgunluğa geldikten sonra o hikayeleri söylemiştir. Eğer ilk 5 cildi okumamışsanız direkt o hikayeleri okumuşsanız siz zaten o hikayeleri anlayabilecek olgunlukta değilsiniz.

Bunu şu örnekle açıklayayım.. Bizlere orta okulda verilen biyoloji dersinin ilkokulda verildiğini düşünün..Erkek ve kadının cinsi uzuvları, birleşmesi vb. bunun gibi şeyleri.. Gelişim çağında olan ve olgunlaşmamış kişileri bir anda ahlaki olarak çökertirsiniz. Eğer o öğrenciye olgunluk çağına geldiğinde bu dersi verirseniz o bunu garipsemez ve onda ahlaki bir çöküntüde yaşanmaz.

Tıb öğrencisinin, öğretmenine bize bu kadavrayı ne gösteriyorsun bizim ahlakımızı bozuyorsun demesi gibi bir şey.. İnsanı Kamil mertebesine ulaşacak kişi, şehevi tüm şeylerden arınmış olmalıdır. İşte siz o hikayeler benim ahlakımı bozuyor diyorsanız siz hala çocuk mertebesindesiniz. Siz gidin en iyisi arkadaşlarınızla oyun oynayın..
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
120
Tepkime puanı
23
Hubbi fillah, buğdi fillah..

Bir kimsede imanın olduğunun en büyük göstergesi ve imanın yegane sağlaması bu sözdür. Bir kimsenin münafık olup olmadığını bile bununla kolayca anlayabilirsiniz..

İman ve küfür iki farklı ağaçtır. İman ehlinin ağacına Tûba diyelim, küfür ehlinin ağacına ise Zakkum diyelim.. Her kişi nereye aitse, o ağaca tabi olan kişileri sever ve onlarla birlikte olur. Diğer ağaçtaki kişileri sevmez ve onlardan uzak olur. Peki bir kimse her iki ağaçtaki kişilerden de birilerini seviyorsa ? İşte o kişiler münafık kimselerdir.

Neden bir ayeti inkar eden tüm ayetleri inkar etmiş olur ? Neden bir peygamberi inkar eden tüm peygamberleri inkar etmiş sayılır ? İşte bundan dolayı bir mümini sevmeyen kişi de tüm müminleri sevmemiş sayılır. Müminler bir vücud gibidir hadisini iyi anlamaya çalışın..

Mesela bir kişinin iman ehli olup olmadığı hakkında bir şüpheniz var. Onun sevdiği ve sevmediği kişilere bakın. Kişi kendisini saklasa bile asla arkadaşlarını (sevdiklerini) saklayamaz. Bu yüzden bu turnusol kağıdı gibidir ve asla sizi yanıltmaz.

Mesela birinin iyi biri mi kötü biri mi olduğunu anlamak istiyorsunuz. Öncelikle Peygamber Efendimizi s.a.v ve Sahabe Efendilerimizi sevip sevmediğine bakarsanız ve sırasıyla Tabiin ve Tebei Tabiinden sevmediği var mı diye bakarsınız. Sonra ehli sünnet alimlerinden birini sevip sevmediğine bakarsınız. Tüm bunlara baktığınızda o kişinin profilini detaylı bir şekilde çıkartmış olursunuz.

Aslında bu kadar uğraşmanıza gerek yok. O kişiye Levlake (Sen olmasaydın, sen olmasaydın eflakı yaratmazdım) hadisini sorun. Sahabe Efendilerimizden Muaviye'yi r.a, evliyalardan da Muhyiddin Arabi Hz.leri veya Mevlana Hz.lerini sorun. Mutlaka o kişi bu sorudan en az birisiyle kendisini belli edecektir. İman ehli kimseler ancak gerçek iman sahibi kişilerce sevilir.

Çünkü müminler tek bir vücud gibidir. Onları birbirinden asla ayıramazsınız..
 
T

Tevhid Akidesi

Kayıtsız
Misafir
Evvela başlarken şunu diyeyim: Konuyu açarken onaylanacağı konusunda kuşkudaydım ama ilmî ahlâk gereği onaylanmasını da erdemli buldum. Bugün iki kişi oturup insan gibi bir fikri bile tartışamazken böyle şeylerin hoş bir davranış olduğunu itiraf etmeliyim.

Ahir zamanda sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacaktır. [İbni Asakir]

Bu ümmetin son zamanlarında gelenler, önceki âlimleri kötülediği zaman, ilmini gizleyen, Allah’ın indirdiği Kur’anı gizlemiş olur. [İbni Mace, İbni Adiy, İbni Asakir]
Birincisi; Yazıda Kur'ân ve Sünnetten deliller ile konuşmuş hiçbir âlimi cahillikle itham ettiğimi hatırlamıyorum. Eğer böyle bir iddianız varsa belirtir misiniz?

İkincisi de; Âlim diyerek neyi kastettiğimize açıklık getirmemiz gerekecek sanırım. Âlim, "ilim sahibi kişi" demektir. Istılahî olarak ise İslâmî ilimlerde (Kur'ân, Hadis, Fıkıh, Usûl, Ferâİz...) yeterli bilgiye sahip kişi anlamında kullanıyoruz.

Eğer denilirse ki; "Bunun dışındaki ilimlerde söz sahibi olan kişiler de âlim değil midir?"

Derim ki; "Evet, teknik olarak öyledir. Lâkin biz burada bahsetmiş olduğum İslâmî ilimlerde yeterli bilgi ve edinimi olan âlimleri konuşuyoruz.

Kastetmiş olduğunuz âlimleri cahillikle suçladığımı kötülediğimi demeye getirmişsiniz. Asla öyle bir niyetim olmadığını bilmenizi isterim. Ben yalnızca İslâm dininin aslını bozan, kişiyi İslâm dininden çıkaran, elfâz-ı küfür ve ef'al-i küfür amellerini işlediklerinden bahsederek bilmeyen kimseleri bundan sakındırmak istedim. Madem ki, iddia sahibi delil getirmekle mükelleftir. O zaman ağzımızdan çıkan her sözü delillendirmemiz gerekir. Ben bahsettiğim ve henüz bahsini açmadığım bütün iddialarımı inşâAllah delillendireceğim. Delilini sormak istediğiniz sözlerime yanıt verebilirsiniz, buyrun, bekliyorum.

Bir hadisi şerifte mealen, Ümmetim için en çok korktuğum şey müşriklere inen ayetlerin müslümanlara söylenmesidir buyurulmaktadır.

Örnek olarak verdiğiniz ayetlerin müşrikler için olduğunu söylemeye gerek bile yok. Peki ya bu müşriklere inen ayetleri müslümanlar için söyleyen kimselerin ahiretteki durumu ne olur ?

Müşrik ne demektir?

Lisanu'l-Arab'da şirk işleyen kimseye müşrik denildiği geçiyor. Peki şirk nedir?
Allah'a ortak koşmak demektir. Yani Allah'ın hakkı olan bir ibâdet, Allah dışında birisine yapılırsa bu şirk olmuş olur ve bunu işleyen de hükmen müşrik olmuş olur.

Mesela birisi elini kaldırsa ve dese ki; "Ey gavsı Geylani, sana bir Fatiha sen benim kaybettiğim şeyi bana buldur." gibi bir cümle kurarsa bu Allah'ı bırakıp başka bir şeye dua ettiğine dolasıyla şirk işlediğine delâlet eder. Çünkü dua bir ibâdettir. Duanın ibâdet olmasının delili şudur;

Nu’mân İbni Beşîr radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Dua ibadettir.” (Ebû Dâvûd, Vitir 23; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 3, 41, Daavât 1. Ayrıca bk. İbni Mâce, Duâ 1)

Bahsetmiş olduğunuz ve sizin âlim olarak nitelediğiniz kişnin kitabında geçen de bu cümledir. Hemen delilini de verelim;


Bunu bir örnek olması için verdim. Yoksa tabii ki mesele bununla sınırlı değildir.



Gelelim Tevhide.. Bir kimse bir şeyi ne kadar çok söylüyorsa o şeyi o kadar az biliyordur. Tevhid kelimesini çok kullanan kimseler de tevhidden bir o kadar uzak kimselerdir. Tevhid kelimesi birlemek anlamına geliyor iken o kişiler hep bir ayrıştırma içerisine girerler.
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in hayatı tevhid ile başlamış ve tevhid ile son bulmuştur. Keza sahabeler ve ondan sonra gelenlerin durumu da böyledir. Peki size göre onlar da mı tevhidi az biliyordur?

Ebû Hurayra (r.a) şöyle nakleder:

“Allah Teâlâ: «Yakın akrabalarını uyar!»(Şuara 214) âyeti indiğinde Rasûlullah (s.a.v) ayağa kalktı ve şöyle buyurdu:

«–Ey Kureyş topluluğu! (Veya buna benzer bir kelime söyledi) Kendinizi (Allah’tan) satın alarak (Cehennem’den kurtarınız)! Ben Allah’tan gelen hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam!..." (Buhârî, Tefsîr, 26/2; Müslim, İman, 348-351. Bkz. Tirmizî, Tefsîr, 27/2; Nesâî, Vesâyâ 6)

Görüldüğü üzere daha risaletin başında iken insanları tevhide davet ediyordu ve vefat edeceği zaman başını, Aişe annemizin göğsüne yasladığında bile şöyle buyuruyordu:

"Allah Yahudilere ve Hristiyanlara lânet etsin. Peygamberlerinin kabirlerini mescide çevirdiler."
[Buhârî, Salât 54; Müslim, Mesâcid 20, (530); Ebû Dâvud, Cenâiz 76; Nesâî, Cenâiz 106, (4, 95, 96).]

Tevhid, bütün peygamberlerin ortak davasıdır.

"Andolsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur.Andolsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim!
Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur." (A'râf 59)

"Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u (gönderdik). O dedi ki: «Ey kavmim!
Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Hâla sakınmayacak mısınız?»" (A'râf 65)

"Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona, “Benden başka ilâh yoktur, şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım." (Enbiyâ 25)

Eğer ki kastettiğiniz zümre, günümüzde bulunan kimseler ise bu gayet doğaldır. Çünkü ilimsizce konuşan insanlar her dönemde olmuştur. Bunlar ilimleri olmadan, duydukları şeyleri aktarırlar. Öte yandan görüş farklılıkları olan da vardır. Bu da her dönemde olmuştur. Mesela Ebu Hanife (rahimehullah) ile İmam Şafiî (rahimehullah) farklı görüşler öne sürmüşlerdir ama bu bölünmek manâsına gelmez, bilâkis her ikisi de Ehl-i Sünnet'in imamıdır. İmam Şafiî ile İmam Ahmed (rahimehullahu ecmâin) farklı görüşlere sahiptirler ama İmam Ahmed, İmam Şafiî'nin öğrencisidir.
Bir diğeri ise haricilerdir ki bunlar; tevhid konusunda aşırı gitmiş ve büyük günah işleyenleri tekfir etmiş ve daha pek çok cürüm işlemişlerdir. Onlar hakkında bir hadiste Rasûlullah (sav) şöyle buyurur:

"
Bu ümmet içinde öyle bir kavim çıkacak ki siz onların namazlarının yanında kendi namazlarınızı küçük göreceksiniz. Onlar; Kur’an’da okuyacaklar, fakat Kur’an onların boğazlarını geçmeyecek. Onlar okun avdan çıkdığı gibi dinden çıkacaklar…’ buyurdu.” (Buhari 6796, 6797; Müslim 147)

Başka bir hadis ise şöyledir;
"Zamanın sonunda yaşları küçük, akılları zayıf bir kavim meydana çıkacaktır. Onlar mahlûkatın hayırlısı olan Nebinin sözünü söyleyecekler. Fakat bunların imanları boğazlarından öteye geçmeyecektir. Onlar okun avdan çıkışı gibi dinden çıkacaklar. Siz onlara nerede rastgelirseniz, onları öldürünüz. Çünkü bunları öldürmekte, öldüren kişiye kıyamet gününde ecir ve sevab vardır’ buyurdu.” (Buhari 6795, 6796; Ebu Davud 4765, 4767)

Tabii ki hariciler de kendi içinde bölünmüşlerdir ve her biri kendilerinde olanla övünmektedir. Ama bu zaten pek çok hadiste bize haber verilmiştir. Yani bölünmeler oluyor diye Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın, uğruna; insanları ve cinleri yarattığı, kitaplar ve nebiler indirdiği tevhidi anlatmamak mı gerekir? Halbuki bununla emrolunmuşken...

Biz her "tevhid" diyenin arkasından gitmeye çağırmıyoruz. Bizim kendisini çağırdığımız şey; Allah'ın Kitabı ve Rasûlü'nün sünnetidir.

Allah'ın 99 Esması vardır. İnsanı kamil kimseler bu esmaların hepsinin mazharıdırlar. Bunun içerisinde El-Mudill esması da vardır. Bir evliyanın derecesi ne kadar yüksekse kendisine inanmayanlara kapı aralamak için (El-Mudill esması nedeniyle) o kişilerin ekmeğine yağ çalar.
Öncelikle bu söz bâtıl bir sözdür. Allah'ın bazı esmaları vardır ki, bunlara insanlar da mazhar olabilirler. Bazıları da vardır ki, onlar Allah'a hastır. Mesela "el-Halîk" (Yaratan, yoktan var eden) bunlardandır. Eğer siz bu ve bunun gibi esmaları, yaratılmışın alabileceğine itikad ediyorsanız bu şirk olur. Çünkü Allah'tan başka hiçkimse bir şey yaratamaz. el-Mudill de böyledir.

Bunun delili; Rasûlullah (sav)'in Cuma hutbelerinde ve diğer konuşmalarında okuduğu, sahabelere öğrettiği ve Ehl-i Sünnet âlimlerinin yazmış olduğu kitapların baş kısmında geçen "Hutbetu'l-Hace" duasıdır. Bu duanın yalnızca baş kısmını, bizi ilgilendiren kısmını almakla yetineceğim.

إِنَّ الْحَمْدَ لِلَّهِ نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَنَعُوذُ بِاللهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِناَ وَمِنْ سَيِّئاَتِ أَعْمَالِناَ، مَنْ يَهْدِهِ اللهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلاَ هاَدِيَ لَهُ​

Şüphesiz hamd Allah’a mahsustur. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız. Allah’ın hidayete ilettiğini kimse saptıramaz. Saptırdığını da kimse hidayete iletemez.
(Müslim, Cuma: 13; Nesai, Cuma: 24)

"Dilediğini saptırma, delalete düşürme" Allah'a has olan bir özelliktir. Yalnızca Allah dilediğini saptırabilir ve dilediğine de hidayet edebilir. Nitekim İbrahim aleyhisselam, babasının; Nuh aleyhisselam, oğlunun; Nebi(sav), amcası Ebu Talib'in hidayete ermelerini istemesine rağmen bunu beceremediler.

Evliya burada sadece vesile olabilir. Tıpkı peygamberlerin ve davetçilerin imana vesile olması veya patronun rızka vesile olması gibi... Oysa rızık da, hidayet de Allah'tan başkasına nispet edilmez.

Muhyiddin Arabi Hz.lerinin Sizin taptığınız ayaklarımın altındadır sözü ile yüzyıllarca sizin gibi kişiler tarafından tekfir edilegelmişti. Yavuz Sultan Selim Han Hz.leriyle bu sözün sırrı ortaya çıkmış ama bu sürede çok kişiler bu söz sebebiyle onu kötülemişlerdi. İşte bu o zâtın El-Mudill esmasının da mazharı olmasından dolayıdır.

Vahded-i vucud inancı ile İslâm/Tevhid inancının iki farklı inanç olduğuna inanıyoruz. Biz Allah'ın, Âlemlerin Yaratıcısı ve onlardan bağımsız olduğuna, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da arşa istiva eden olduğuna inanıyoruz. Ama diğer inancın sahipleri ise evrenin, bizzat Allah'ın parçası olduğuna itikad ediyorlar ki, bu inanç; Dünya üzerindeki necis maddelerin ve eksikliklerin de Allah'a nispet edilmesine kapı açar ki, bu tabii ki küfür sözüdür. Çünkü Allah'a eksiklik izafe etmek küfürdür. O, bütün eksikliklerden uzak ve yücedir.

Buna kılıf uyduran bazı kimseler de var tabii. Onlar diyorlar ki;
"Bu sizin söylediğiniz gibi değildir. Mesela çiçeğe bakan birisi onun güzelliğini, onun sanatçısına/yaratıcısına izafe eder."
gibisinden sözler söylüyorlar. Ama garip olan şu ki, bu sadece bir te'vil ve fasid bir te'vil yani geçersiz. Bu sözleri söyleyen birisinin ne dediği ortadayken onu çeşitli te'villerle aklama çabası niye?

Helada def-i hacetimi eyledim diyen bir kimse için bu ne kadar terbiyesiz demezsiniz değil mi ? Peki tuvalete s.çmaya gittim diyen bir kişi için ne düşünürsünüz. İki cümlede aynı şeyi anlatırken birinden rahatsız olmazken diğerinden neden rahatsız oldunuz. İşte bu o kelimelere atfedilen anlam sebebiyledir. İşte bizim dilimizle beraber ahlakımız da bozulduğu için Mesnevi Şerifte geçen hikayeleri de bu minvalde anlıyoruz veya anlamak istiyoruz.
Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın mahluk suretine girdiğini ve ... sonrasını yazmak istemiyorum. (SubhanAllah!) Bu derece iğrenç ve rezil şeylerin olduğu bir kitap hakkında konuştuğunuzu biliyorsunuzdur, değil mi?

Okumadıysanız rica ediyorum, lütfen "Kimya hatun" denilen şeyi okuyun ve ona göre kararınızı gözden geçirin.

Mesnevide ahlaksız hikayeler şeklinde söylenen şeyler aslında bizim toplumca ahlaksız bireyler olduğumuzdan dolayıdır. Mesnevi bilindiği üzere 6 cilttir. Bu hikayeler 5. ve 6. ciltinde yer alır. Mevlana Hz.leri Mesnevide bir öğrenci yetiştirir gibi davranmıştır. Kişi belli bir olgunluğa geldikten sonra o hikayeleri söylemiştir. Eğer ilk 5 cildi okumamışsanız direkt o hikayeleri okumuşsanız siz zaten o hikayeleri anlayabilecek olgunlukta değilsiniz.

Size göre olgunluk, Allah'a eksiklik izafe etmek midir?

"Söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve müslüman olduktan sonra kâfir oldular." (Tevbe 74)

Bu ayet, Nebi (sav)'i alaya alan ve yalanlayanlar hakkında nazil olmuştur. Şimdi bu olayın mı, yoksa Celaleddin Rumi'nin sözlerinin mi daha ağır olduğu konusunu düşünün ve kararınızı verin...
Buna rağmen bunu aklamaya çalışıyorsanız el-Mudill ismi hakkında biraz daha tefekkür etmenizi rica ediyorum.

Ayrıca "toplumca ahlâksız bireyler" diyerek herkesi genellemeniz, ne kadar doğru?

Bunu şu örnekle açıklayayım.. Bizlere orta okulda verilen biyoloji dersinin ilkokulda verildiğini düşünün..Erkek ve kadının cinsi uzuvları, birleşmesi vb. bunun gibi şeyleri.. Gelişim çağında olan ve olgunlaşmamış kişileri bir anda ahlaki olarak çökertirsiniz. Eğer o öğrenciye olgunluk çağına geldiğinde bu dersi verirseniz o bunu garipsemez ve onda ahlaki bir çöküntüde yaşanmaz.

Tıb öğrencisinin, öğretmenine bize bu kadavrayı ne gösteriyorsun bizim ahlakımızı bozuyorsun demesi gibi bir şey.. İnsanı Kamil mertebesine ulaşacak kişi, şehevi tüm şeylerden arınmış olmalıdır. İşte siz o hikayeler benim ahlakımı bozuyor diyorsanız siz hala çocuk mertebesindesiniz. Siz gidin en iyisi arkadaşlarınızla oyun oynayın..
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a eksiklik izafe edilmesini, biyoloji dersi gören çocukla mı kıyas ediyorsunuz?
Hem de "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur." (Şura 11) diye ayet varken?

Rasûlullah (sav), insanların en hayırlısı, en üstünü ve en kamil olanı idi, keza diğer peygamberler de insanlardan hayırlı idi. Buna rağmen "şehevî tüm şeylerden" arınmış diyerek kastettiğiniz bir vaziyette değillerdi. Evlenirlerdi ve her insan gibi ihtiyaçlarını karşılarlardı.
Muhtemelen yazmaya devam etseydiniz, Celaleddin Rumi ve yolundan gidenlerin, peygamberlerden daha üstün olduğuna dair bir şeyler yazacakmışsınız ki durumun vahametini de görmüş olduk böylece.

"Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar." (Furkan 43-44)
 
T

Tevhid Akidesi

Kayıtsız
Misafir
Hubbi fillah, buğdi fillah..

Bir kimsede imanın olduğunun en büyük göstergesi ve imanın yegane sağlaması bu sözdür. Bir kimsenin münafık olup olmadığını bile bununla kolayca anlayabilirsiniz..
Bizim akidemizde ise imanın olduğunun en büyük göstergesi ise "Lâ ilâhe illaAllah" sözüdür.

Abdullah İbni Ömer radıyallahü anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ben, insanlarla Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehâdet edip, namazı tastamam kılıp, zekâtı hakkıyla verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları zaman kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. İslâm’ın gerektirdiği haklar bunların dışındadır. Onların kalplerinde gizledikleri şeylerin hesabı da Allah’a aittir.” (Buhârî, Îmân 17, 28, Salât 28, Zekât 1, İ’tisâm 2, 28; Müslim, Îmân 32-36. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 95; Tirmizî, Tefsîru sûre(88); Nesâî, Zekât 3; İbni Mâce, Fiten 1-3)

Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in şöyle buyurduğunu
işitmiştir: “Her kim Allah’tan başka gerçek ilah yoktur der ve Allah’ın dışında ibadet edilip saygı duyulanları inkar ederse onun malı ve canı haramdır, dokunulamaz. Gizli hallerinin hesabı ise Allah’a aittir.”
(Müslim, İman 37)

Bir insan; peygamberleri, ümmetin selefini, Ehl-i Sünnet âlimlerini sevdiğini söyleyebilir. Ama eğer ki bu kişi; kabirlere tapıyorsa, Allah'tan başkasına dua ediyorsa, hüküm hakkını Allah'tan başkasına veriyorsa, Allah'a eksiklik izafe ediyorsa veya bunları yapanların yolundan gidiyorsa vs... kimi sevdiğinin bir önemi yoktur. O kişi, cehennemliktir.
Ebu Talib, yeğenini severdi, oğlunu severdi. Ona fayda sağladı mı?
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
120
Tepkime puanı
23
Bizim akidemizde ise imanın olduğunun en büyük göstergesi ise "Lâ ilâhe illaAllah" sözüdür.

İmanın esası ve en kuvvetli alameti, hubb-i fillah, buğd-ı fillah, yani Allah için sevgi, Allah için buğzdur. [Ebu Davud, İ. Ahmed, Taberani]

İbadetlerin en kıymetlisi, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlıktır. [Ebu Davud]

Din, Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir. [Ebu Nuaym, Hâkim]

İmanın temeli, Müslümanları yani Allah’ın dostlarını sevmek ve kâfirleri yani Allah’ın düşmanlarını, din düşmanlarını sevmemektir. [İ.Ahmed]

Cebrail aleyhisselam gibi ibadet etseniz, müminleri, Allah için sevmedikçe ve kâfirleri Allah için kötü bilmedikçe, hiçbir ibadetiniz, hayrat ve hasenatınız kabul olmaz! [Ey Oğul İlm.]

Yer ve göklerdeki bütün mahlûkatın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevip, düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, faydası olmaz.) [K. Saadet]
Birincisi; Yazıda Kur'ân ve Sünnetten deliller ile konuşmuş hiçbir âlimi cahillikle itham ettiğimi hatırlamıyorum. Eğer böyle bir iddianız varsa belirtir misiniz?
Alimler; Zahiri ve Batıni alim diye ikiye ayrılır. Her evliya Batıni alim iken, her Zahiri alim Batıni alim değildir. Her ikisini bir arada toplayan evliyalar da vardır.. Bunlar evliya olmadan önce bile ilimleri ile söz ettiren kimselerdir. Mevlana Hz.leri de onlardan biridir.. Abdulhakim Arvasi Hz.leri, Ali Haydar Efendi, İsmail Hakkı Bursevi Hz.leri, Aziz Mahmud Hüdai Hz.leri, İmam-ı Rabbani Hz.leri, İmam-ı Gazali Hz.leri, Muhyiddin Arabi Hz.leri (Kaddesallahu Sırrehum).. O kimselerden sadece bir kaçıdır..

Batıni alim olmayan kimseye gerçek alim denilmez. Yani alim denildiğinde ilk anlaşılacak kişiler (batıni alim olan) evliyalardır. 4 Mezhep İmamının da evliya olduğunu biliyor olmalısınız..

Ahir zamanda sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacaktır. [İbni Asakir]

Tevhidi onlar gereği gibi bilmiyor ve anlamıyordu ama biz onlardan daha iyi biliyoruz demeniz, onlara cahillik isnat etmek değil de nedir ?

Bir cemaat düşünün ki hepsi bir imamın arkasında namaza durmuş. Bir kimsenin namazının geçerli olabilmesi için o kişinin ya imamı görmesi, ya imamı göreni görmesi ya da imamı göreni göreni görmesi gerekmektedir.. Her yeni gelen, arka safa geçip namaza durur.. Yeni gelen kişiler, İmam'ın sesini duymakta zorlandığında ise bir kişi o sesi arkalara duyurur.

Burada, İmam Peygamber Efendimizdir s.a.v.. İmam'a görenler Sahabe Efendilerimizdir (r.anhum). İmam'ı göreni görenler, Tabiindir. İmam'ı göreni göreni gören ise Tebei Tabiindir. Bu zamana kadar gelen ve bir önceki saffa uyan her bir müslüman İmam'a uymuş sayılır. Sesi arkalara duyuran kişiler ise o zamanın müceddid zâtlarıdır..

Fıkhi kurala göre cemaat ile arasına yol girmiş kimselerin veya önündeki cemaate uymayan kimselerin namazları fasid (geçersiz) olur.. Nasıl ki bir önceki saftakine tabi olmayan kimse, imama uymamış sayılıyor ise (bu zamandaki) evliya zatın sesine kulak vermeyen kişiler de İmam'a uymamış (ve kendince bir namaz kılmış) olur.

Önceki alimleri cahillikle suçlamak aynen kendisinden önce saf tutmuş kimselere uymayıp, arasına bir yol koyan kimse gibidir. İşte bu 72 fırkadan birinin yolunu, cemaat ile kendisi arasında bir engel olarak koyar. Arasında yol geçen kimselerin durduğu saf kendisine uyanlara göre birinci saf olur. Yani arkasında namaz duranlar imama değil, yoldan sonraki birinci saffa tabi olur. Yani sadece yoldan sonraki birinci saftakilerin değil onlara uyanların namazları da fasid olur.

Eğer ilmi zevkiniz varsa, burada fıkhi bir kuralın tasavvufi bir açıklamasını okudunuz.

Sizin her sorunuza cevap vermekle uğraşmayacağım.. Cevap veremeyeceğimden değil, beyhude bir iş olduğu için.. Çünkü ne siz beni gittiğim yoldan döndürebilirsiniz ne de ben sizi..

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin, sizden olan Ulu’l-emre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız- onu, Allah’a ve Peygambere götürün. Bu, elde edilecek sonuç bakımından hem hayırlıdır hem de en güzelidir. Nisa 59

Ulu'l-Emr denilen kimseler zannedilenin aksine yöneticiler değildir.. Gerçek Ulu'l-Emr sahibi kimseler Evliya Zâtlardır.

Konuşmamı kısa kesmemin nedeni size hakikat incilerini saçmak istemeyişimdendir.. Selametle..
 

Beyza1221

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
1 Haziran 2023
Mesajlar
25
Tepkime puanı
9
Yaş
22
بسم الله الرحمن الرحیم
Es-selamu Aleykum;

Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a; salât ve selâm ise Rasûlü Muhammedﷺ'e ehline, ashabınadır. Bundan sonra;

Forumu incelediğimde bazı ayrıntılar dikkatimi çekti ve hem dinen, hem de edeben yazmam gerektiğini düşündüm. Nihayetinde her birimiz Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın huzuruna tek başımıza çıkacağız ve her şeyin hesabını vereceğiz. Okurken bunu aklınızdan çıkarmayasınız.

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh'den rivayet edilen bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân 78. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17)

Öncelikle forumda "Akaid"e dair bir bölüm olmadığını gördüm ki, itikadî sapmaların had safhada olduğu bir çağda bunun ihmal edilmeyeceğini düşünerek belirtmek istedim. Sonra düşündüm ki, belki de diğer kategorilerin içine almış da olabilirdiniz. Ama forumu incelediğimde Celaleddin Rumi ve Risaleler için bile bir bölüm varken Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın uğruna Kitaplar indirdiği, nebiler ve rasûller gönderdiği "Tevhid" hakkında bir bölümün olmamasına hayret ettim işin esası ve bu yüzden nasihat etmeden geçmek istemedim.

Ben sizi akaid konusundaki yanlışlarınızı düzeltmeye ve saptırıcıların saptırmasından teberri etmeye davet ediyorum.
Bilesiniz ki; İslâm dininin iki kaynağı vardır. Bunlar Kur'ân ve Sünnet'tir. Akide yani itikad dediğimiz şey "inanç esasları" demektir ve bu da ancak Allah ve Rasûlüﷺ'den alınır. Kırmızı ciltli kitaplardan veya kimin yazdığı belli olmayan külliyatlardan değil. Sizi üzerinde bulunduğunuz yolu Allah için sorgulamaya davet ediyorum ve sizi Kur'ân ile uyarıyorum.


"Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, sanki bunları işitmemiş, sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. Sen de ona acıklı bir azabın müjdesini ver!" (Lokman 7)

Lokman suresindeki ayette geçen "büyüklük taslayarak yüz çevirenlerden" olmayasınız.

Bilin ki; bizim sizi çağırdığımız şey; Uğruna göklerin ve yerin yaratıldığı, nebilerin gönderildiği ve kitapların indirildiği tevhidin ta kendisidir. Namazı, orucu, duayı, ibâdetleri, hükmü ve ibâdetin bütün türlerini ve şekillerini her hâliyle yalnızca Âlemlerin Rabbi olan Allah'a yapmak ve Allah dışında ilahlık vasfedilen her şeylerden teberri etmek, uzak olmak ve onlara buğz etmek nebilerin ve onların yolundan gidenlerin dosdoğru yoludur.

"Kabak hikayesi", "Kimya hatun" gibi pek çok, insanı ebedî cehenneme sokabilecek küfrün, şirkin, tezat ve sapkınlıkların olduğu Celaleddin Rumi'den veya "Cevizim kaybolsa falanca gavstan isterim" gibi insanı ebedî cehenneme sokacak büyük şirke davet eden Said Nursi ve türevlerinden sizi sakındırarak tevbeye davet ediyoruz. Bilin ki bunlar kılıf uydurulacak, aklanacak sözler değildir. Bu konuları araştıranlar zaten meselenin ne boyutta olduğunu göreceklerdir. Çünkü sadece bahsi geçen bu olaylar ile sınırlı değil, pek çok sapkınlıklar mevcuttur.

İnsan bazen senelerini verdiği bir fikri kolayca bırakamaz ve onu temize çıkarmaya çalışır. Bu tıpkı işlediği günaha kılıf uydurup onu işlemeye devam etmek gibidir. Ama Allah'ın huzurunda sorguya çekildiğimiz zaman bunun faydası olacak mı? Bugün önemsemediğiniz, çekindiğiniz, kibirlendiğiniz şeyin yarın aleyhinize delil olmayacağından emin olabilir misiniz? İnsan senelerini bir fikre verdiği zaman eğer ki bir de çoğunluğun olduğu yerde bulunuyorsa elbette o fikri bırakmak istemez veya bırakmakta tereddüt eder. Ama çoğunluk ölçü müdür?

"... Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, kurtuluşa eren fırka (Fırka-ı Naciye) dışında kalan yetmiş iki fırka cehenneme gidecektir." (Tirmizi, İman, 18; İbnu Mace, Fiten, 17)

"Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler." (En'âm 116)

"...insanların çoğu bilmezler." (Sebe 36)

"...çoğu müşrik idi." (Rûm 42)


"...çoğu kâfirdir." (Nahl 83)

"...çoğu iman etmez." (Bakara 100)

Bunun gibi ayetler pek çoktur. Örnek olması açısından bu kadarını zikretmekle yetindik. Görüldüğü üzere hem Kur'ân'da, hem Sünnette çoğunluğun bir ölçü olmadığı sârih bir şekilde gelmiştir. Bundan sonra hâlâ çoğunluğun hak olduğunu zanneden olabilir mi?


"De ki: "Ben sizi ancak vahiyle korkutup uyarıyorum"" (Enbiyâ 45)

Sizi Nebiﷺ'in sahabesinin yani selef-i salihin'in güzellikle tabi olduğu akideye davet ediyorum ve müşriklerden de beri olup tevbe etmeye davet ediyorum. Hak olan akide; selef-i salihin akidesidir. Bunun delili şu ayettir;

"(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır." (Tevbe 100)

Bilin ki şirk koşanlar, onları takip edenlere Allah cenneti haram kılmıştır ve onlar (şirkten ve küfürden tevbe etmez ve o hâl üzere ölürse) cehennemde ebedî kalırlar. Mesele bu kadar ciddidir.

"Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır." (Nisa 116)

"Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar..." (Maide 72)

Eğer siz kulluğu yalnızca Allah'a has kılmaz ve Allah dışında tapılanları reddetmezseniz hiçbir ibâdetin faydası olmaz. Bunun delili ise şudur;

“Kim Lâ ilâhe illallah der ve Allah’tan başkasına kulluk yapılmasını inkar ederse, malı ve canı haram olur ve hesabı Allah’a aittir.” (Müslim, îman, 8.)

Ama birisi La ilâhe illaAllah der ama Allah'ın hakkı olan bir ibâdeti, duayı, hükmü Allah dışındaki bir beşere verirse o zaman ne olur?

"Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış zerreler haline getiririz (değersiz kılarız)." (Furkan 23)

Yani bir adam hayatı boyunca 5 vakit namazı ve nafileleri hiç aksatmasa, bütün malını Allah yolunda infak etse ama bununla birlikte Allah'a ortak koşarsa, Allah'tan başka kabirlere, ölülere dua ederse, Allah'ın el-Hakem ismini inkâr ederse, yani inancında bir küfür/şirk ile Allah'ın huzuruna gelirse yaptığı ibâdetlerin ona hiçbir faydası olmayacak ve cennet ona haram olacaktır.

"(Rasûlüm!) Şüphesiz sana da, senden öncekilere de şöyle vahyolunmuştur ki: Andolsun Allah'a ortak koşarsan, işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun!" (Zümer 65)

Eğer ki insanların en hayırlısı, Allah katında en değerlisi olan Nebiﷺ bile şirk koşunca bütün işleri boşa gidiyorsa insanların durumu ne olur?

Önyargılarınızı bırakın ve Kur'ân Sünnete yapışın. Allah dışında ilâh yoktur. O, el-Hakem, el-Aziz, el-Kadir olandır. Hüküm O'nundur. Yalnızca O'na dua edilir. Yalnızca O'ndan şefaat istenilir. Allah'ın dışındakiler, O'nun izni olmaksızın hiçbir şey yapamazlar.

"Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!" (Hac 73)

"Dikkat et, hâlis din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez." (Zümer 3)

Son olarak bir video ile kapanışı yapıyorum.



Umuyorum ki buraya kadar zikrettiğim meselelerde şeytanın tuzaklarını bertaraf edebilmiş ve basiret üzere bir nasihat edebilmişimdir. Rabbim cümleten hepimizi Sırat-ı Mustâkim üzere ayaklarımızı sabit kılsın. Hakkı, hak bilip ona intisap edebilmeyi; bâtılı, bâtıl bilip ondan ictinap edebilmeyi bizlere nasip eylesin. Allahumme amin.

Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. Salât ve selâm ise Rasûlü Muhammedﷺ'e, ehline, ashabına ve kıyamete kadar onların yolundan giden tüm müslümanların üzerine olsun.
Selamün aleyküm güzel kardeşim, foruma üye olursan bu meseleler daha detaylıca konuşulabilir. Allah'a emanet ol.
 
T

Tevhid Akidesi

Kayıtsız
Misafir
İmanın esası ve en kuvvetli alameti, hubb-i fillah, buğd-ı fillah, yani Allah için sevgi, Allah için buğzdur. [Ebu Davud, İ. Ahmed, Taberani]

İbadetlerin en kıymetlisi, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlıktır. [Ebu Davud]

Din, Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir. [Ebu Nuaym, Hâkim]

İmanın temeli, Müslümanları yani Allah’ın dostlarını sevmek ve kâfirleri yani Allah’ın düşmanlarını, din düşmanlarını sevmemektir. [İ.Ahmed]

Cebrail aleyhisselam gibi ibadet etseniz, müminleri, Allah için sevmedikçe ve kâfirleri Allah için kötü bilmedikçe, hiçbir ibadetiniz, hayrat ve hasenatınız kabul olmaz! [Ey Oğul İlm.]

Yer ve göklerdeki bütün mahlûkatın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevip, düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, faydası olmaz.) [K. Saadet]
Sapla samanı birbirine karıştırıyorsunuz. Dininizi, Kur'ân ve Sünnetten değil de, dinimizislam gibi yerlerden alınca işte ortaya böyle sonuçlar ne yazık ki çıkıyor...

el-Velâ ve'l-Berâ yani "Allah için sevmek, Allah için buğz etmek" kaidesi, "Lâ ilâhe illaAllah"dan sonradır. Bir kişi, yalnızca Allah'a ibâdet etmedikçe ve Allah dışında tapılanları reddetmedikçe iman sahibi değildir. İman etmek budur. Ulemâ arasında bu konuda ihtilaf yoktur.

''Zina eden kişi zina ettiği sıra, mümin olduğu halde zina etmez. Hırsızlık yapan kişi hırsızlık ettiği sıra, mümin olduğu halde hırsızlık etmez, içki içen kişi içki içtiği sıra, mümin olduğu halde içki içmez.'' (Buhari, Esribe, 1).

Siz bu hadise bakarak zina eden, hırsızlık yapan veya içki içenleri tekfir ediyor musunuz? Bu imanın, kamilliği hakkındadır. Aynı şekilde Allah için sevmek ve Allah için buğz etmenin de durumuna göre küfür, haram, mekruh ve caiz olan boyutları vardır.
Zina etmeyen, içki içmeyen nasıl ki "Lâ ilâhe illaAllah" deyip bunun gerekliliklerini yerine getirmedikçe iman etmiş olmuyorsa; kişinin sevdiğine bakarak böyle bir çıkarım yapmak bâtıldır. Eğer öyle olsa Ebu Talib'in Müslüman olması gerekirdi. Oysa biz onun kâfir olarak öldüğünü biliyoruz.

Amcası Abbas radiyallahu anh, Rasûlullah (sav)'e sorar;
“Yâ Rasûlullah! Gerçekten Ebû Talib sizi korur ve yardım ederdi. Acaba bu ona bir fayda verdi mi?”
Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdular:
“Evet, verdi. Ben onu cehennemin derin dalgaları içinde buldum da kendisini sığ bir yere çıkardım.”
(Müslim, İman: 358.)

“Cehennemliklerin azap itibari ile en ehveni Ebû Talib’dir. O dahi iki ayakkabı giyecek, onlardan beyni kaynayacaktır.”
(Müslim, İman: 363.)

Ebû Tâlib Kureyş içinde önde gelen, sözü dinlenen, saygı duyulan bir kimse olup himayesini üstlendiği yeğeni Muhammed'in üzerine titrer, onu çok sever, uğurlu olduğuna inanır ve iyi yetişmesi için elinden geleni yapardı. (İbn Sa'd, Tabakât, 1/119-120).


Alimler; Zahiri ve Batıni alim diye ikiye ayrılır.
İmam Berbehari, "Şerhu's-Sunne" isimli eserinde der ki;
"Her kim Kur'ân'da gizli bir ilim (sır) bulunduğunu iddia ederse sapık bir bid'âtçidir. Çünkü bunu ümmetin selefi bile iddia etmemiştir."

Sizin sözünüz de buna benziyor. Hangi ayet, hangi hadis, hangi sahabe sözü ile âlimleri, zahirî ve bâtınî diye ikiye ayırdınız? Batınî dediğinize göre zahir meselelerle iştigal etmeyen ve sırlarla uğraşanlar olması gerekir. Sizin batıni alim (!) dedikleriniz sahabeden, tabiinden daha mı üstündü ki, onların iddia etmediği "gizli sırlara vakıf olduğunu" sizin peşinden gittiğiniz zâtlar iddia ediyor?

Kur'ân şeriatı tahsis etmek, insanları kula kulluktan kurtarıp Allah'a kulluğa çağırmak, yeryüzünü ve sosyal yapıyı irşad etmek için indirilmiş bir ilim ve irşad kitabı mıdır?

Yoksa bundan başka bir amacı(örnek: gizli sırlar) mı vardır?

Batıni alim olmayan kimseye gerçek alim denilmez. Yani alim denildiğinde ilk anlaşılacak kişiler (batıni alim olan) evliyalardır. 4 Mezhep İmamının da evliya olduğunu biliyor olmalısınız.
4 Mezhep imamımız, yukarıda ismini zikrettiklerinizin akidesinden uzaktır. Tabii ki İmam Gazali (rahimehullah) hariç. Ayrıca 4 mezhep imamı hiçbir zaman batınî bir âlim gibi bir tanımlamaya gitmemiş, bu vasfın gerektirdiği bâtıl, bid'ât hasletlere yönelmemişlerdir. Aksini iddia ediyorsanız o sizin âlim diye saydıklarınızın akidesini kitap ismi ve sayfa numarasıyla birlikte yazarsınız. Ben de kitap ve sayfa numaralarıyla birlikte 4 mezhep imamının kavillerini yazarım ve karşılaştırırız, bakalım aynı mıymış??

Tevhidi onlar gereği gibi bilmiyor ve anlamıyordu ama biz onlardan daha iyi biliyoruz demeniz, onlara cahillik isnat etmek değil de nedir ?
Onlara âlim diyen sizsiniz. Her ilmî olana âlim denmez. Rasulullah (sav) ilmi, faydalı ve faydasız ilim olmak üzere ikiye ayırmış ve faydasız ilimden Allah'a sığınmıştır.

Biz âlim derken Kur'ân, Sünnet, sahabe, tabiin ve onların yolundan gidenleri kastediyoruz. Ebu Hanife, Malik, Şafiî, Ahmed, Sufyan es-Sevrî, Evzaî, Abdullah ibn Mubarek, Taberi, İbn Kesir, Aliyyul Kari, Alusi, Birgivi, Ebu Yusuf, Muhammed bin Hasan vs... bize göre âlim bunlardır. (rahimehullahu ecmâin)

Siz Zekeriya aleyhisselamı ve Yahya aleyhisselamı öldüren Yahudilerin din âlimlerini sırf âlim oldukları için destekliyor musunuz?
"Onlar âlim, bizim onlar kadar ilmimiz yok." demezsiniz, değil mi?
Fıkhi kurala göre cemaat ile arasına yol girmiş kimselerin veya önündeki cemaate uymayan kimselerin namazları fasid (geçersiz) olur.. Nasıl ki bir önceki saftakine tabi olmayan kimse, imama uymamış sayılıyor ise (bu zamandaki) evliya zatın sesine kulak vermeyen kişiler de İmam'a uymamış (ve kendince bir namaz kılmış) olur.
İşte anlamadığınız mesele bu.
Evliya dedikleriniz Kur'ân ve Sünneti inkâr edip muhalefet ediyor. Allah'a eksiklik izafe edip iftiraların en sapkını, en büyüğünü ve en korkuncunu atıyor.
Siz ise o evliyaların; Allah ve Rasûlüne, ashabına uyduklarını iddia ediyorsunuz. Böylece iftiranızı katmerleyerek işlediğiniz cürümü, işlemeyenlere de nispet etmiş oluyorsunuz.

"Bir kimse, bir müminde olmayan bir şeyi ona isnat ederse (iftira ederse), yaptığı iftiranın cezasını çekmeden Allah Teâlâ onu koyduğu cehennemden çıkarmaz.” (Ebu Davud, Akdiye, 14; İbn Mace, Eşribe,4)

“...Kim (karalamak gayesiyle) bir Müslümana bir iftira ederse, Allah o kimseyi bu söylediği sözler (in vebâlin)den (tamamen temize) çıkıncaya kadar cehennem köprüsü (sırat) üzerinde bekletir.” (Ebu Davud, Edeb, 36)


"Bir de inkârlarından ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından ve “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik..." (Nisa 156-157)

Meryem aleyhisselama iftira atan ve inkâr edenlerin kalpleri mühürleniyorsa Allah'a iftira eden ve O'nun indirdiği dini inkâr edenin hâli nasıl olur?

Said Nursi'nin Allah'ı bırakıp, Abdulkadir Geylani'ye dua etmesine bile (uyarılmasına rağmen) kılıf uydurmaya çalışan ve kendi arzusunu ilâh edinmiş, cinsî sapık bir adamın hikayelerini, din diye öne sürmeye çalışan birinden bu soruların cevabını ve ithamların delillerini istemekle hata mı ediyorum, bekleyelim ve görelim.

"Ta ki helak olan; apaçık bir delilden dolayı helak olsun, yaşayan da apaçık bir delilden dolayı yaşasın." (Enfâl 42)

Önceki alimleri cahillikle suçlamak aynen kendisinden önce saf tutmuş kimselere uymayıp, arasına bir yol koyan kimse gibidir. İşte bu 72 fırkadan birinin yolunu, cemaat ile kendisi arasında bir engel olarak koyar. Arasında yol geçen kimselerin durduğu saf kendisine uyanlara göre birinci saf olur. Yani arkasında namaz duranlar imama değil, yoldan sonraki birinci saffa tabi olur. Yani sadece yoldan sonraki birinci saftakilerin değil onlara uyanların namazları da fasid olur.
Sizin durumunuz şu ayette bahsedilen kimselere benziyor;

"Allah'ı bırakıp din bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i (İsa'yı) rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır."
(Tevbe 31)

Adiy b. Hatim (r.anh) diyor ki:
"Ben, Rasulullah'ın yanına gittim. Boynumda altından bir haç bulunuyordu.
Bana dedi ki: "Ey Adiy, bu putu çıkarıp at."
Ben onun, Tevbe suresinin "Onlar, hahamlarını, papazlarını ve Meryemoğlu İsa Mesihi, Allah'tan başka rabler edindiler." âyetini okuduğunu işittim.
Dedim ki: "Ey Allah'ın Rasulu, biz onlara ibadet etmiyorduk ki."
Rasulullah da buyurdu ki: "Dikkat edin, Yahudi ve Hristiyanlar, din adamlarına tapmıyorlardı. Fakat onlar, hahamlar ve papazlar kendilerine bir şeyi helal kılınca onu helal sayıyorlardı, bir şeyi haram kılınca da onu haram kabul ediyorlardı. (İşte bu Allah’tan başkasını Rabb edinmek demektir.)"
(Tirmizi K. Tefsir el-Kur'ân sure 9 bab: 10, Hadis No: 3095)

Bu ayet esasen Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyen, Allah'ın helallerini, haram; haramlarını, helal yapanlara delil olduğu gibi âlim dediği insanları ilâhlaştıran ve onları, Allah ve Rasûlünün önüne geçiren (ya da sizin deyiminizle imam diye âlimlere tâbi olan)lere de delildir.

Sizin her sorunuza cevap vermekle uğraşmayacağım.. Cevap veremeyeceğimden değil, beyhude bir iş olduğu için.. Çünkü ne siz beni gittiğim yoldan döndürebilirsiniz ne de ben sizi..
Doğru, çünkü biz cevap isterken aklî yorumlar veya fıkhî kuralın tasavvufî açıklamalarını değil; Allah'ın Kitabından, Rasûlünün sözlerinden, yahut da sahabe sözünden delil kabul ediyoruz. Bizim dinimizin iki kaynağı; Kur'ân ve Sünnet'tir. Akıl, bunları algılamak içindir. Akıl dinde delil olamaz. Çünkü sizde de akıl var, bende de akıl var. Ama fikirlerimiz farklı, değil mi? Şu an olduğu gibi mesela, bir meselede ihtilaf ediyoruz... Peki bu ihtilafı çözmek için ne yapmamız gerekir?

"Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Rasûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir." (Nisa 59)

Bizim itikadımıza göre ihtilafa düştüğümüz meseleyi; Allah ve Rasûlüne götürmemiz gerekir.
Ama siz âlim dediğiniz insanların zaten onlara tabi olduğunu iddia ediyor ve dolayısıyla âlimlere götürülmesi gerektiğini savunuyorsunuz. İşte ayrıldığımız nokta burası...
O zâtlar görüşleriyle Allah'ın dinine isyan ediyor ve bâtılı savunuyorlar. Kaldı ki muteber bir âlim bile olsa hata da edebilir, isabet de edebilir.

Ama Âlemlerin Rabbi olan Allah bütün eksikliklerden uzaktır ve yücedir. O, el-Adl ve el-Hakem, olandır. Kıyamet gününde kulları arasında adaletle hükmedecek olan O'dur. Biz ancak O'na kulluk eder, O'na dua eder, O'na tevekkül ederiz. Şehâdet ederim ki, Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah'tan başka ilâh yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed, Allah'ın kulu ve rasûludur.

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin, sizden olan Ulu’l-emre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız- onu, Allah’a ve Peygambere götürün. Bu, elde edilecek sonuç bakımından hem hayırlıdır hem de en güzelidir. Nisa 59

Ulu'l-Emr denilen kimseler zannedilenin aksine yöneticiler değildir.. Gerçek Ulu'l-Emr sahibi kimseler Evliya Zâtlardır.
1- Ayette ulul emr'den önce Allah ve Peygamber geçiyor. Ulul emr ise 3. sırada zikredilmiş. Eğer ki ulul emrin görüşleri Kur'ân ve Sünnete muhalif ise ona itaat edilmez.

"İtaat ancak meşrû emre olur" (Buhârî, Ahkâm, 4, Megazî, 59 ; Ebû Bekir İbnu’l-Arabî, I, 452).

"Allah'a isyanın söz konusu olduğu yerde kula itaat yoktur. İtaat ancak iyiliktedir."
(Muslim, K. İmara, bab: 39, Hadis no: 1840 ; Ebu Davud, K.el-Cıhad, bab: 87 Hadis No 2625)

2- Madem âlimleri/evliya zâtlara tâbi oluyorsunuz. O zaman söyleyin. Hangi mufessir, bu ayete sizin verdiğiniz anlamı vermiş? Vermişse hangi delile binâen vermiş? Yoksa siz ve âlimleriniz hevanıza göre mi tefsire girişiyorsunuz?

“Kim bilgisi olmadığı halde Kur’an’la ilgili söz söylerse / Kur’an’ı tefsir ederse, ateşteki / cehennemdeki yerine hazırlansın.” (Tirmizî, Tefsir, 1; Tirmizî, bu hadisin hasen ve sahih olduğunu belirtmiştir- ).

Farklı bir rivayet ise şöyledir;
“Kim bilerek bana yalandan bir söz isnat ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın. Kim de bilgisi olmadığı halde kendi görüşüne / fikrine dayanarak Kur’an’la ilgili söz söylerse / Kur’an’ı tefsir ederse, ateşteki / cehennemdeki yerine hazırlansın.” (Tirmizî aynı yerde nakletmiştir.)

Konuşmamı kısa kesmemin nedeni size hakikat incilerini saçmak istemeyişimdendir.. Selametle..
Benim konuyu açmamın ve açıklamalar yapmamın sebebi ise Rabbim katında mazeret beyan edebilmeyi isteyişimdendir. Çünkü;

"Bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin." (Bakara 42)

"Artık hakikat ortaya çıktı ve onların yaptıkları bir hiç olup gitti." (A'râf 118)

"De ki: “Hak geldi. Batıl zail oldu. Şüphesiz ki batıl, yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ 81)

"Bilakis biz, hakkı bâtılın tepesine bindiririz de o, bâtılın işini bitirir. Bir de bakarsınız ki, bâtıl yok olup gitmiştir. (Allah'a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!" (Enbiyâ 18)

“Her kime öğrendiği dini ilim sorulursa o da çeşitli sebeplerden dolayı o bilgisini gizlerse kıyamet günü o kimseye ateşten bir gem vurulacaktır.” (İbn Mace, Mukaddime 24; Ebû Davûd, İlim, 17; Tirmizi, İlim 3)

"De ki: Hangi şey şehadetçe en büyüktür? De ki: Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur'an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu. Yoksa siz, Allah ile beraber başka tanrılar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz? De ki: «Ben buna şahitlik etmem.» «O ancak bir tek Allah'tır, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle uzağım» de." (En'âm 19)

Selametle...
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
120
Tepkime puanı
23
el-Velâ ve'l-Berâ yani "Allah için sevmek, Allah için buğz etmek" kaidesi, "Lâ ilâhe illaAllah"dan sonradır. Bir kişi, yalnızca Allah'a ibâdet etmedikçe ve Allah dışında tapılanları reddetmedikçe iman sahibi değildir. İman etmek budur. Ulemâ arasında bu konuda ihtilaf yoktur.
Anlamak senin için neden bu kadar zor.. Bir kişinin iman sahibi olduğunu gösteren yegane gösterge Hubbi Fillah Buğdi Fillah'tır.. Sen istediğin kadar La ilahe illallah de.. İstediğin kadar namaz kıl.. Bu bir şey ifade etmez..

Sapla samanı birbirine karıştırıyorsunuz. Dininizi, Kur'ân ve Sünnetten değil de, dinimizislam gibi yerlerden alınca işte ortaya böyle sonuçlar ne yazık ki çıkıyor...
Neden ki senin dinin islam değil mi ? O sitede yazan kaynaklar başka bir dine mi ait ?

kişinin sevdiğine bakarak böyle bir çıkarım yapmak bâtıldır
Kişi sevdiği ile beraberdir.. Meşhur bir hadis.. Ama çok azlarının bildiği şey, dünyada iken bile onunla beraberdir. Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.. Daha niceleri.. Bülbül güle, karga leşe götürür sözü de meşhurdur.
Eğer öyle olsa Ebu Talib'in Müslüman olması gerekirdi.
Ehli sünnete göre, Ebu Talib öldükten sonra Allah onu tekrar diriltmiş ve iman edip tekrar ölmüştür.. Peygamber Efendimizin s.a.v Anne-babası da Ümmeti Muhammed'den olabilmesi için onları diriltilmiş ve O'nun peygamberliğine iman edip Ümmeti Muhammed'den olmuşlardır.
“Cehennemliklerin azap itibari ile en ehveni Ebû Talib’dir. O dahi iki ayakkabı giyecek, onlardan beyni kaynayacaktır.”
Bu hadis Ebu Talip diriltilip iman etmeden önceki zamanı içindir.. Allah c.c, Peygamberimizin hürmetine onu tekrar diriltmiş ve o da iman edip tekrar vefat etmiştir..

"Her kim Kur'ân'da gizli bir ilim (sır) bulunduğunu iddia ederse sapık bir bid'âtçidir. Çünkü bunu ümmetin selefi bile iddia etmemiştir."
Ebu Hüreyre (ra), şöyle demiştir:

"Resûlullah (asm)’dan iki kap (dolusu) ilim öğrendim. Birisini yaydım, anlatıp herkese duyurdum; ikincisini söyleyecek olsam, şu boğazım kesilirdi." (Buhârî, İlim, 42)

Yoksa bundan başka bir amacı(örnek: gizli sırlar) mı vardır?
Kuran'ın sırları olmadığını söylüyorsanız o zaman sürelerin başlarındaki harfi mukattaa harflerini bize açıklayın da bilelim..

4 Mezhep imamımız, yukarıda ismini zikrettiklerinizin akidesinden uzaktır. Tabii ki İmam Gazali (rahimehullah) hariç. Ayrıca 4 mezhep imamı hiçbir zaman batınî bir âlim gibi bir tanımlamaya gitmemiş, bu vasfın gerektirdiği bâtıl, bid'ât hasletlere yönelmemişlerdir. Aksini iddia ediyorsanız o sizin âlim diye saydıklarınızın akidesini kitap ismi ve sayfa numarasıyla birlikte yazarsınız. Ben de kitap ve sayfa numaralarıyla birlikte 4 mezhep imamının kavillerini yazarım ve karşılaştırırız, bakalım aynı mıymış??
Alim kelimesinden ne anlıyorsun kardeş ??? Her şeyi bilene alim denir.. Eğer ağaç üzerindeki yaprak sayısını bilemiyorsa o kişi alim sayılmaz.. İşte bu ilme; fıkıh, tefsir, hadis okuyan kimseler erişemez.. Ancak Allah dostu olan gerçek alim zatlar erişebilir.. İmam-ı Azam Hz.leri bu zamandaki araçları bilmiyor olsaydı, eşek üzerinde namaz kılmayı anlatır mıydı ? Eşek üzerinden insin de öyle kılsın namazını derdi değil mi ?

Onlara âlim diyen sizsiniz. Her ilmî olana âlim denmez.
Ehli sünnet alimlerinin ittifak ettiği kişiler hakkında bu alim değildir derseniz biz de size, siz de kim oluyorsunuz deriz.

Biz âlim derken Kur'ân, Sünnet, sahabe, tabiin ve onların yolundan gidenleri kastediyoruz. Ebu Hanife, Malik, Şafiî, Ahmed, Sufyan es-Sevrî, Evzaî, Abdullah ibn Mubarek, Taberi, İbn Kesir, Aliyyul Kari, Alusi, Birgivi, Ebu Yusuf, Muhammed bin Hasan vs... bize göre âlim bunlardır. (rahimehullahu ecmâin)
Biz bunları da alim olarak görürüz, saydığımız kimseleri de.. Biz birini kabul edip (sizin gibi) diğerini inkar etmeyiz..

Siz ise o evliyaların; Allah ve Rasûlüne, ashabına uyduklarını iddia ediyorsunuz.
Evliya nasıl olunur.. Önce onu iyice bi araştır.. Mesela sen niye evliya olamıyorsun onu da kendine sor..
cinsî sapık bir adamın hikayelerini

"Göğüsleri irileşmiş, genç kızlık çağında, yaşıt dilberler var." Nebe 33

Eğer ateist olmuş olsaydın bu ayeti öne sürecektin.. Müslüman olduğun için mesnevideki hikayeyi öne sürüyorsun.. Bu ayeti bir ateiste nasıl izah ederdin..

".. oysa Allah, Hak(kı açıklamak)tan utanmaz." Ahzab 53

Allah dostları, Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmıştır.. Onlar bir gerçeği anlatmak için halktan asla utanmaz ve çekinmezler. Bu fıkıhta da bir kuraldır.. Eğer soru soran sorduğu sorudan utanacak olsa veya cevap veren cevap vermekten utanacak olsa o zaman kimse aileye dair konuları öğrenemezdi.. Güslu gerektiren şeyler nelerdir diye size sorulsa siz de cinsi münasebeti edebinizden dolayı söylemez miydiniz.. İşte Allah hakkı açıklamaktan utanmaz.. Evliyalar da..

Bu ayet esasen Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyen, Allah'ın helallerini, haram; haramlarını, helal yapanlara delil olduğu gibi âlim dediği insanları ilâhlaştıran ve onları, Allah ve Rasûlünün önüne geçiren (ya da sizin deyiminizle imam diye âlimlere tâbi olan)lere de delildir.
Âlimler, yeryüzünün kandilleri, Peygamberlerin halifeleri, benim ve diğer Peygamberlerin vârisleridir. [Ebu Nuaym, İbni Adiy]

Âlimler, dünyada Peygamberlerin halifeleridir, ahirette ise şehitlerdendir. [Hatib]

Biz hiç bir alimi Peygamber Efendimizden üstün tutmayız.. Peygamber Efendimizi de Allah'tan üstün tutmayız.. Hak dostları (batıni alimler), bizleri Peygamber Efendimize ulaştırır.. Peygamber Efendimiz de Allah'a.. Biz böyle iman etmişizdir..

Doğru, çünkü biz cevap isterken aklî yorumlar veya fıkhî kuralın tasavvufî açıklamalarını değil; Allah'ın Kitabından, Rasûlünün sözlerinden, yahut da sahabe sözünden delil kabul ediyoruz.
Herkesi sizin gibi laf dalaşı yapmasını mı istiyorsun.. Ne kadar da seviyorsun münakaşayı..

Bizim itikadımıza göre ihtilafa düştüğümüz meseleyi; Allah ve Rasûlüne götürmemiz gerekir.
Ama siz âlim dediğiniz insanların zaten onlara tabi olduğunu iddia ediyor ve dolayısıyla âlimlere götürülmesi gerektiğini savunuyorsunuz. İşte ayrıldığımız nokta burası...
"Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun" Nahl 34

Buradaki zikir ehli acep kim ola.. Hak dostu zâtlar olamaz değil mi.. Yok yok burada başka bir şey demeli ki bu bizim anladığımız zikir ehli kimseler olmamalı. Olursa maazallah imanımızdan oluruz.. Biz en iyisi zikir ehline giydirmeye devam edelim.. (Bunu sizin ağzınızdan konuştum yoksa tabi ki ayet açık ve net..)

1- Ayette ulul emr'den önce Allah ve Peygamber geçiyor. Ulul emr ise 3. sırada zikredilmiş. Eğer ki ulul emrin görüşleri Kur'ân ve Sünnete muhalif ise ona itaat edilmez.
Biz aksini mi iddia ettik.. "Ben ilmin şehriyim, Ali ise kapısıdır", "Evlere kapılardan girin"

Siz kapıdan geçmeden hemen bahçeye girmek istiyorsunuz.. Biz de diyoruz ki, önce kapıdan girmelisin.. Alim zatlar zaten kişiyi Peygamber Efendimize s.a.v götürür.. Bu hadiste Ali, genel anlamıyla İnsan-ı Kamil olan zatı, özel anlamda ise Hz. Ali'yi temsil eder..
"İtaat ancak meşrû emre olur" (Buhârî, Ahkâm, 4, Megazî, 59 ; Ebû Bekir İbnu’l-Arabî, I, 452).

"Allah'a isyanın söz konusu olduğu yerde kula itaat yoktur. İtaat ancak iyiliktedir."
(Muslim, K. İmara, bab: 39, Hadis no: 1840 ; Ebu Davud, K.el-Cıhad, bab: 87 Hadis No 2625)
Allah'a isyan şöyle dursun, Kuran ve Sünnet'ten bir karış ayrılana bile tabi olunmaz ki.

Madem âlimleri/evliya zâtlara tâbi oluyorsunuz. O zaman söyleyin. Hangi mufessir, bu ayete sizin verdiğiniz anlamı vermiş? Vermişse hangi delile binâen vermiş? Yoksa siz ve âlimleriniz hevanıza göre mi tefsire girişiyorsunuz?
Ulu'l-Emr kelimesinin içine nüfus etmen lazım.. Emr sahiplerinden kasıt nedir.. Emir denilen şey nedir ve kim tarafından verilir.. Sana bunu açıklamak isterdim ama anlayamayacağın için anlatmıyorum.. Ama ayetteki sıraya göre iner emir.. Allah'tan Peygamber Efendimize, Peygamber Efendimizden İnsan-ı Kamil olan zata.. Bu kadarıyla yetin..

“Kim bilerek bana yalandan bir söz isnat ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın. Kim de bilgisi olmadığı halde kendi görüşüne / fikrine dayanarak Kur’an’la ilgili söz söylerse / Kur’an’ı tefsir ederse, ateşteki / cehennemdeki yerine hazırlansın.” (Tirmizî aynı yerde nakletmiştir.)
Aynı şey senin için de geçerli.. Yoksa kendini korunmuş mu hissediyorsun.. Yoksa kendini unutuyor musun..

İnsanlara iyilik etmelerini emrediyorsunuz da kendinizi unutuyor musunuz? Ve kitabı okumaktasınız siz. Aklınız mı yok, düşünmez misiniz? Bakara 44

Benim konuyu açmamın ve açıklamalar yapmamın sebebi ise Rabbim katında mazeret beyan edebilmeyi isteyişimdendir. Çünkü;

Her şey herkese söylenmez.. Hakikat sırları ise onu kişi hak etmiyorsa söylenmesi hem haram hem de büyük bir vebal.. Söyleyen kişi manevi olarak tokat yer.. Her sözünü neredeyse açıkladım.. Cevaplarıma karşı başka bir cevap yazma.. Çünkü bu sonsuz döngü gibi.. Boş ver ben bildiğim gibi yaşayım sen de bildiğin gibi yaşa..
 
T

Tevhid Akidesi

Kayıtsız
Misafir
Anlamak senin için neden bu kadar zor.. Bir kişinin iman sahibi olduğunu gösteren yegane gösterge Hubbi Fillah Buğdi Fillah'tır.. Sen istediğin kadar La ilahe illallah de.. İstediğin kadar namaz kıl.. Bu bir şey ifade etmez..
Rasûlullah(sav), "Kim Lâ ilâhe illaAllah der ve Allah dışında tapılanları reddederse canı ve malı -İslâm'ın hakkı hariç- haramdır, hesabı Allah'a kalmıştır." buyuruyor. Sen ise imanın kamilliği hakkında varid olmuş bir hadisi, ısrarla delil getirmeye çalışıyorsun. Hangi ayet, hangi hadiste gördün, bunun dışında bir şeyin imanın şartı olduğunu?
Hubbi Fillah Buğdi Fillah'a dikkat eden bir kimse; senin veya savunduğun zatlar gibi Allah dışında birisine ibâdeti, kabirlere tapmayı, Allah'a eksiklik (hâşâ) isnad etmeyi ve bunun gibi insanı ebedî cehennemlik kâfir yapacak görüşleri savunuyorsa ona fayda verir mi? Sahabeyi sevmesi, peygamberleri sevmesi, ondan kâfir hükmünü alır mı? Tabii ki almaz.

Neden ki senin dinin islam değil mi ? O sitede yazan kaynaklar başka bir dine mi ait ?
Evet, başka dine ait.
1- Onlar kandil geceleri gibi bir takım bid'âtleri dine sokuyorlar. Ehl-i Sünnet'e göre ise faziletli tek gün: Kadir gecesidir.
2- Onlar Allah mekandan münezzehtir, diyorlar. Oysa Allah, Rasûlü, sahabe, tabiin, tebeuttabiin ve Ehl-i Sünnet, Allah'ın arşına istiva ettiğini, kendini nasıl nitelendirdiyse teşbihsiz, tecimsiz ve kendine has bir şekilde bütün eksiklik ve benzerliklerden yüce olduğu konusunda ittifak etmiştir.
3- Onlar Ehl-i Sünnet inancını Vahhabilik adı altında lekelemeye çalışarak kendilerinin Ehl-i Sünnet olduklarını iddia ediyorlar. Ve Vahhabi dedikleri âlimlere ise iftiralar atmaktan zerre çekinmiyorlar. Açıkçası ben Muhammed bin Abdulvahhab'ın hayatını ve kendi kitaplarını okumasaydım ve direkt olarak o siteden onu tanısaydım, açık söyleyeyim öyle birisinden ben de kaçardım. Allah'ın laneti; insanları Allah yolundan saptıran ve iftira edenlerin üzerine olsun.
4-Ameli, imandan bir parça saymıyorlar. Oysa Ehl-i Sünnet'e göre amel, imandan bir parçadır. Sevaplar ile iman artar, günahlarla eksilir.
5- Ne lügat, ne hadis, ne usul, ne ayet, ne tefsir konusunda hiçbir bilgileri yok. "Yere göğe sığmam, mu'min kulumun kalbine sığarım" diye geçen İsrailî bir rivayeti bile kudsi hadis sanacak kadar bilgisizce insanları Allah yolundan saptırıyorlar. Ehl-i Sünnet ise Kur'ân, Sünnet ve ümmetin selefinin yolundan gider, usulunu/yolunu/yordamını bilmedikleri meseleler hakkında cahilce konuşmazlar.

Şimdi... liste daha uzar fakat bu kadarla yetinmemiz kâfi. Delillerini de zikretsem çok uzun olacaktı. Sormak istediğiniz delili sorabilirsiniz. Siz aslında, ikimiz de birbirimizin fikrini değiştiremeyeceğimizi düşünerek konuşmayı sonlandırma taraftarısınız, farkındayım. Ancak konuşmadıkça hak ile bâtıl ortaya çıkmayacak. Bu yüzden Rabbim izin verirse sonuna kadar gideceğim inşâAllah. İtirazınız varsa buyurabilirsiniz...

Kişi sevdiği ile beraberdir.. Meşhur bir hadis.. Ama çok azlarının bildiği şey, dünyada iken bile onunla beraberdir. Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.. Daha niceleri.. Bülbül güle, karga leşe götürür sözü de meşhurdur.
Ali radiyallahu anh, Ebu Talib'in oğlu idi ve ikisi de birbirini severdi. Ama Ebu Talib ebedî cehennemlik bir kâfir iken Ali radiyallahu anh ise cennetle müjdelenmiş on sahabinin dördüncüsüdür. Umulur ki düşünürsünüz...

Ehli sünnete göre, Ebu Talib öldükten sonra Allah onu tekrar diriltmiş ve iman edip tekrar ölmüştür.. Peygamber Efendimizin s.a.v Anne-babası da Ümmeti Muhammed'den olabilmesi için onları diriltilmiş ve O'nun peygamberliğine iman edip Ümmeti Muhammed'den olmuşlardır.
Ehl-i Sünnete göre mi? Çok iddialı bir söz ortaya attınız...
O zaman neden Ehl-i Sünnet âlimleri Tevbe 113. ayetinin Ebu Talib hakkında indiğinden bahsediyorlar? Ayriyeten bu hadis en sâhih kaynaklarımız olan Buhâri ve Müslim'de neden nakledilmiş? Yoksa Buhari ve Müslim'i Ehl-i Sünnet mi saymıyorsunuz?

"Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara." (Tevbe 113)

Keşke bir laf söylediğiniz zaman delillerini de atsaydınız. Ama merak etmeyesiniz. Ben sizin neyden bahsettiğinizi neyse ki biliyorum. Şimdi "Ehl-i Sünnete" göre delillerimiz aktaralım;

Ebû Hurayra’den (r.anh) yapılan bir rivayete göre Rasûlullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:
Anneme mağfiret dilemem hususunda Rabbimden izin istedim, izin vermedi. Kabrini ziyaret edeyim diye izin istedim, bana izin verdi
(Muslim, Cenâiz, 105, 106, 108; Tirmizî, Cenâiz, 60; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 77; Nesâî, Cenâiz, 101; Ahmed b. Hanbel, Musned, II, 441; V, 356.)

Başka bir rivayette de şöyle denilmektedir:
Rasûlullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) annesinin kabrini ziyaret etti. (Kabrin yanındayken) ağladı. Yanındakileri de ağlattı. Sonra şöyle buyurdu:
Anneme mağfiret dilemem hususunda Rabbimden izin istedim, izin vermedi. Kabrini ziyaret edeyim diye izin istedim, bana izin verdi. Kabirleri ziyaret ediniz, çünkü onlar ölümü hatırlatır
(Ebû Dâvud, Cenâiz 77; İbn Mâce, Cenâiz 49)

Enes’ten nakledilen bir rivayette de şöyle anlatılmaktadır:
Biri: Ya Rasûlullah, babam nerededir? diye sordu.
Rasûlullah (sallAllahu aleyhi ve sellem): Cehennemdedir” buyurdu.
Adam, arkasını dönüp gidecekken, Rasûlullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) onu çağırdı ve: “Benim de, senin de baban cehennemdedir” buyurdu.
(Muslim, İman 347; Ebû Dâvûd, Sunne, 17; Ahmed b. Hanbel, Musned, 119, 268.)

Rasulullah (s.a.v.) anne - babasının cahiliye üzere olduklarını ileri sürenlerin delillerden biri de; Ebû Hanife’nin (ö.150/767)
Ebeveyn-i rasûl hakkındaki bazı el-Fıkhu’l-ekber nushalarında yer alan “Rasulullah’ın anne-babası küfür üzere ölmüştür.” ifadesidir. (A.g.e, Cilt IX/1, s. 125-160)

Yoksa siz Ebu Hanife (rahimehullah)'ı da mı Ehl-i Sünnet'ten saymıyorsunuz?

Her neyse Ehl-i Sünnetin delili neymiş gördük. Şimdi ise sizin bahsettiğiniz rivayetlere gelelim:

حديث : ذهبت لقبر أمي فسألت الله أن يحييها فأحياها فآمنت بي ، وردها الله تعالى
"Annemin kabrine gittim ve Allah’ın onu diriltmesini istedim. Allah da onu diriltti o da bana iman etti. Allah onu sonra tekrar eski haline çevirdi."

Bu rivayetin sıhhati hakkında muhaddislerin reddiyesi şöyledir:

رواه الخطيب عن عائشة مرفوعاً ، ورواه ابن شاهين عنها
قال ابن ناصر : هو موضوع . وفي إسناده : محمد بن زياد النقاش ، ليس بثقة ، وأحمد بن يحيى الحضرمي ، ومحمد بن يحيى الزهري ، مجهولان

El-Hatib bunu, Aişe’den (r.anha)’dan merfu olarak rivayet etmiştir. İbn Şahin de Aişe’den rivayet etmiştir.
İbn Nasr dedi ki: Bu hadis uydurmadır. İsnadında Muhammed İbn Ziyad en-Nakkaş vardır güvenilir değildir. Ahmed İbn Yahya el-Hadrami ve Muhammed İbn Yahya ez-Zuhri mechul kimselerdir.

قال ابن حجر في اللسان : أما محمد بن يحيى فليس بمجهول ، بل معروف . وقال في الميزان : في ترجمة أحمد بن يحيى الحضرمي : روى عن حرملة التجيبي ، ولينه ابن يونس وأما النقاش : فقال الذهي : صار شيخ المقرئين في عصره ، على ضعف فيه

İbn Hacer el-Lisan’da dedi ki: Muhammed İbn Yahya mechul değildir aksine o bilinen bir kimsedir. el-Mizan’da Ahmed İbn Yahya el-Hadrami Harmele et-Tuceybi’den rivayet etti. İbn Yunus onun hadiste gevşek olduğunu söylemiştir. en-Nakkaş ise ez-Zehebi’nin söyleyişine göre çağında Kur’an okuyucularının hocasıdır. Ancak onda buna rağmen zayıflık vardır.

وقد أطال في اللآلىء الكلام على هذا الحديث . وقال : الصواب الحكم عليه بالضعف لا بالوضع . قال : وقد ألفت في ذلك جزاءاً ( 539 ) . انتهى
Es-Suyuti, el-Leali’de bu hadis hakkında uzunca konuşur. Doğrusu bu hadis uydurma değil, zayıftır. Dedi ki: Bunun hakkında bir cûz de yazdım. (İmam eş-Şevkani el-Fevaid el-Mecmua Fi’l-Ehadis el-Mevdua, s.424.425)


Hiçbir hadîsçi böyle bir şey söylememiş ve âlimler de bunun uydurma bir yalan olduğunda ittifak etmişlerdir.
Böyle bir rivayet Ebû Bekr el-Hatîb el-Bağdadî'nin "es-Sâbık ve'l-Lâhık" adlı kitabında geçmektedir.
Yine bunu Ebû'l-Kâsım es-Suheylî "Şerhu's-Sîre" de meçhul râvilerin bulunduğu bir senedle zikretmiş ve Ebû Abdillah el-Kurtubî "et-Tezkira" da belirtmiş ise de âlimlerin kaydettikleri gibi, bunun düzmece bir yalan olduğu ittifakla sabittir.

Sahih, Sunen ve Musnedlerden muteber hiçbir hadîs kitabında böyle bir şey yoktur.
Meğazî ve tefsir sahiplerinin kitaplarında da, içlerinde sahîh ve zayıf rivayetler bulunmasına rağmen böyle bir şey zikredilmemiştir.

Çünkü her müslüman, bunun yalan olduğunu rahatlıkla anlar.

Böyle bir şey meydana gelseydi nakletmek için insanlar birbiriyle yarışırdı. Zira bu, iki yönden, yâni hem ölülerin diriltilmesi ve hem de ölümden sonra imân etme yönünden fevkalâde bir olaydır. Onun için böyle bir şeyi nakletmek başka şeyleri nakletmekten evlâ olurdu. Güvenilir kimselerden rivayet edilmemesi, bunun yalan olduğunu göstermektedir.

Bunu "es-Sâbık ve'l-Lâhık" kitabında Hatîb el-Bağdadî'nin zikretmekteki amacı, rivayet edilen şeyler ister doğru ister yalan olsun, önce ve sonra gelip bir tek kişiden rivayet eden muhaddisleri göstermektir. İbn Şahin de doğru ve yanlış her şeyi rivayet ediyor.
Es-Suheylî de bunu, içinde meçhul kişilerin bulunduğu bir senedle rivayet etmiştir.
Sonra böyle bir şey Kur'ân, Sunnet ve ummetin de icmâına aykırıdır.


Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"Allah kötülüğü bilmeyerek yapıp da hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul etmeyi üzerine almıştır. Allah işte onların tevbesini kabul eder, Allah bilendir, Hakim olandır. Kötülükleri işleyip dururken, ölüm kendisine geldiği zaman 'şimdi tevbe ettim' diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tevbesi makbul değildir. İşte onlara elem verici azâb hazırlamışızdır" (Nisa 17-18)

Yüce Allah, kâfir olarak ölenlerin tevbesinin söz konusu olmadığını açıklamıştır. Yine:
"Ama şiddetli azabımızı görüp de öyle inanmaları kendilerine fayda verecek değildi. Bu, Allah'ın kulları hakkında, öteden beri yürürlükte olan yasasıdır. İşte inkarcılar o zaman hüsranda kaldılar" (Mu'min 85) buyurarak azabı gördükten sonra inanmalının hiçbir yararı olmadığının ilâhî bir yasa olduğunu belirtmiştir. Böyle olunca ölümden sonra nasıl yarar sağlasın?!

Ayrıyeten Ebu Talib ile ilgili hem Buhârî, hem Müslim'in rivayet ettikleri "Muttefekun Aleyh" olan bir hadisi nakletmeme rağmen nasıl böyle bir iftira atabildiniz, şaşılacak şey doğrusu... Unuttuysanız tekrar nakledeyim;

Abbâs (r.anh), Rasûlullah(sav)'e şöyle demiştir; "Dalâletteki amcan sana yarar sağlıyordu, ona bir yararın oldu mu?"
Rasûlullah bu soruya karşılık şöyle buyurmuştur:
"Hakkında şefaatim kabul edildi de ince bir ateş tabakası içinde oldu. Ayağında ateşten iki ayakkabı var, onlar yüzünden beyni kaynıyor. Ben olmasaydım, ateşin en alt tabakasında olurdu"
(Buhârî, Rikâk, 51; Muslim, İmân, 362-364; Tirmizî, Cehennem, 12; Dârimî, Rikâk, 121; Ahmed İbn Hanbel, 1/295, 2/432, 439, 3/13, 4/274)

Bu hadis Ebu Talib'in ebedî cehennemlik olduğuna kat'î bir delildir. Fazla söze hacet yoktur.

Bu hadis Ebu Talip diriltilip iman etmeden önceki zamanı içindir.. Allah c.c, Peygamberimizin hürmetine onu tekrar diriltmiş ve o da iman edip tekrar vefat etmiştir..
Bunun neden olamayacağını yukarıda zikrettik. Nisa suresinin 17 ve 18. ayetleri ile Mu'min suresinin 85. ayetini okursanız ne denli büyük bir iftira attığınızı görebilirsiniz.

Ebu Hüreyre (ra), şöyle demiştir:

"Resûlullah (asm)’dan iki kap (dolusu) ilim öğrendim. Birisini yaydım, anlatıp herkese duyurdum; ikincisini söyleyecek olsam, şu boğazım kesilirdi." (Buhârî, İlim, 42)
Şimdi evvela şu soruyu sorayım: İbn Hacer'in muhaddis oluşu konusunda sanırım ikimiz de ittifak ediyoruzdur, değil mi? Yani rivayetleri toplama, senetlerini inceleme, işin usûlunu bilme konusunda yetkin bir âlimdi. Ve aynı zamanda Sâhih-i Buhârî'ye yazdığı "Fethu'l-Bârî" isimli şerhin de müellifidir. Bakalım o, bu hadis hakkında ne demiş;

İbnu'l-Muneyyir şöyle demiştir: Bâtınîler kendi bâtıl inançlarını doğru göstermek için Ebû Hurayra'nin bu sözlerini delil olarak kullanmışlar ve şeriatın bir zahir bir de bâtını olduğuna inanmışlardır. Bu bâtın ise dinden çıkmadır.

Ebû Hurayra (r.anh) "boğazım kesilir" sözü ile; zalim idareciler kendisinin onların uygulamalarını eleştirdiğini ve hareketlerini sapıklıkla nitelediğini duyduklarında başının kesileceğini kasdetmiştir.
Şu husus da bunu destekler:
Onun gizleyerek söylemediği hadisler dini hükümlerden olsaydı bunları gizlemesi caiz olmazdı. Nitekim Ebû Hurayra önceki hadiste ilmi gizleyenleri kınayan âyeti (Bakara 159 - 160) okumuştur.

Başka hadis yorumcuları ise Ebû Hurayra'nin gizlediği ilmin; kıyamet alametleri, âhir zamanda durumların değişmesi ve savaşlar ile ilgili hadisler olabileceğini söylemişlerdir. Zira bu tür haberlere alışık olmayanlar bunları inkar edebilir ve bunların hakikatini anlamayanlar buna itiraz edebilirler.
(İbn Hacer el Askalani; Fethu'l Bari, C. 1, İlim bab 42, Hadis no: 120. Sayfa 285 - 286)

Evet... Sır bildiğini mi iddia ediyormuş Ebu Hurayra? Şimdi ne diyorsunuz? İbn Hacer'in de mi Ehl-i Sünnet olmadığını söylüyorsunuz yoksa başka bir sözünüz mü var?

Kuran'ın sırları olmadığını söylüyorsanız o zaman sürelerin başlarındaki harfi mukattaa harflerini bize açıklayın da bilelim..
Kur'ân'ı tefsir etmenin 4 yolu vardır:
1- Kur'ân'ı yine Kur'ân ile tefsir etmek
2- Kur'ân'ı hadis ile tefsir etmek
3- Kur'ân'ı sahabe tefsiriyle tefsir etmek
4- Kur'ân'ı Arap lugâtıyla tefsir etmek

Kur'ân ve hadislerde bu konuyla ilgili bir bilgi bulunmamaktadır. Sahabeden gelen rivayetler ise şöyledir;

Selef âlimlerinden meydana gelen bir gruba göre hurûf-ı mukattaa, te’vilini yalnızca Allah’ın bildiği müteşâbih âyetlerden olup bu harfler üzerinde yorum yapmak mümkün değildir. Hulefâ-yi Râşidîn, İbn Mes‘ûd ve İbn Abbas gibi sahâbîlerin bu kanaattedir. (Fahreddin er-Râzî, II, 3; Kurtubî, I, 154; Nîsâbûrî, I, 134)

Şa‘bî, Süfyân es-Sevrî, İbn Hibbân, İbn Hazm, Ebû Hayyân el-Endelüsî ve Süyûtî gibi âlimlerin de bu görüşe katıldığı bildirilir. (Tabersî, I, 112).

Şevkânî de hurûf-ı mukattaanın mânasına dair Rasûlullah’tan hiçbir açıklamanın gelmemesi, sahâbe ve tâbiîn âlimleri tarafından ortaya konulan çok farklı görüşlerin bir noktada birleştirilememesi, ayrıca teklif edilen mânalardan hiçbirinin Arap dilinde yaygın olmaması gibi sebeplerle bu mesele hakkında görüş bildirmemeyi tercih etmiş, söz konusu harflerin indirilişinde Allah’ın mutlaka bir hikmetinin bulunduğunu, ancak insanların idrakinin bu hikmeti kavrayamayacağını söylemekle yetinmiştir (Fetḥu’l-ḳadîr, I, 30-32)

Görüldüğü üzere bu işin te'vilini yalnızca Allah bilir, demişler. Kur'ân'da bunu tasdik eder. (bknz: Al-i İmrân 7)
Ben size bize indiriliş amacının "gizli sırlara vakıf olmak" olup olmadığını sordum. Bize indiriliş amacı; müjdeleyici, uyarıcı olması, ibret olması, ilim ve irşad kitabı olması, Allah'ın onunla pek çok kimseleri saptırması ve pek çok kimseleri de doğru yola iletmesidir. Kimse bundan gizli sırlar çıkarmamıştır. Ortada te'vili/açıklaması bilinmeyen bir şey vardır. Ancak bize indiriliş amacı, bunu öğrenmeye çalışmak değildir. Onu Allah yalnızca bilir.

Alim kelimesinden ne anlıyorsun kardeş ??? Her şeyi bilene alim denir.. Eğer ağaç üzerindeki yaprak sayısını bilemiyorsa o kişi alim sayılmaz.. İşte bu ilme; fıkıh, tefsir, hadis okuyan kimseler erişemez.. Ancak Allah dostu olan gerçek alim zatlar erişebilir.. İmam-ı Azam Hz.leri bu zamandaki araçları bilmiyor olsaydı, eşek üzerinde namaz kılmayı anlatır mıydı ? Eşek üzerinden insin de öyle kılsın namazını derdi değil mi ?

Her şeyi bilen ancak Allah'tır. "O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler." (Bakara 255)

Ayrıca "ağaç üzerindeki yaprak sayısını bilemiyorsa âlim denmez" nasıl bir sözdür? Eğer bu sözünüzle Ebu Hanife'nin gaybı bildiğini iddia ediyorsanız büyük küfür işliyorsunuz demektir. Çünkü Allah'ın peygamberleri bile öylesi bir ilme sahip değildi. Allah'ın vahiy ile gaybtan bazı olayları bildirmesi dışında onlar bile hiçbir şeyi bilmiyorken âlimlerin bildiğini iddia ediyorsunuz.

Kardeşleri dediler ki: “Biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde Yûsuf ve kardeşi (Bunyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir.” “Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz.” Onlardan bir sözcü, “Yûsuf’u öldürmeyin, Onu bir kuyunun dibine bırakın ki geçen kervanlardan biri onu bulub alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın” dedi. Babalarına şöyle dediler: “Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Halbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz.” “Yarın onu bizimle beraber gönder de gezip oynasın. Şubhesiz biz onu koruruz.” Babaları “Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer diye korkuyorum.” Onlar da, “Andolsun biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse (o takdirde) biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz” dediler. (Yusuf 8-14)

Yani size göre Yakub aleyhisselam burada, Yusuf'a ne yapılacağını bilmediği için Ebu Hanife'den daha az ilme mi sahiptir?

Çevrenizdeki bedevilerden munafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, biz onları biliriz. Biz onları iki kere azablandıracağız, sonra onlar büyük bir azaba döndürülecekler”. (Tevbe 101)

Yine burada Allah Rasûlü (sav), münafıklıkta maharet kazanmış olanları bilememesi de ilmi olmadığı anlamına mı gelir? Hani dediniz ya: "Her şeyi bilene âlim denir" diye... Allah sizi ıslah etsin.

Namazı binek üzerinde kılmak, Ebu Hanife'nin değil, Rabbimizin buyruğudur:

“Eğer (bir şeyden) korkarsanız (namazı) yaya veya binek üzerinde kılın.” (Bakara: 239)

"Rasulullah (s.a.v.) bineği üzerinde iken, kendisini ne tarafa çevirirse o tarafa doğru nafile kılardı. Farz kılmak istediğinde ise bineğinden iner ve kıbleye dönerek kılardı."
(el-Hindî, Kenzu'l-Ummal, 8/385)

Ehli sünnet alimlerinin ittifak ettiği kişiler hakkında bu alim değildir derseniz biz de size, siz de kim oluyorsunuz deriz.
Yalan söylemekten Allah'a sığınarak "Ehl-i Sünnet" olduğumuzu söyleriz. Ve deriz ki: Bizim âlimlerimiz onlar hakkında ittifak etmemiştir. Örnek olması için İbn Arabi'yi tekfir eden Hanefi, Şafiî, Malikî ve Hanbelî'lerin listesini kaynağıyla birlikte veriyorum.

1- Zeynuddin el-Iraki
2- Ebu Zur'a Veliyuddin Ahmed İbn Zeynuddin
3- İmam el-Mizzi (H.654/724)
4- Yusuf İbnu'z-Zeki Abdurrahman İbn Abdilmelik Ebu'l-Haccac Cemaluddin
5- İmam Ebu Ali İbn Halil es-Sukuti
6- İz İbn Abdusselam
7- İbn Ebi'l-Kasım es-Sulemi
8- Şihabuddin Ahmed İbn Yahya İbn Ebi Halce et-Telamsani el-Hanefi
9- Bedruddin Huseyn İbnu'l-Ehled Seyfuddin İbn Abdullatif İbn Balaban es-Suudi es-Sufi
10- Takıyuddin Ebu'l-Feth Muhammed İbn Ali el-Kuşeyri İbn Dakik el-İyad (H.625-702)
11- Ebu'l-Feth el-Yâmuri
12- es-Salah Halil es-Safdi
13- Ebu'l-Feth İbn Seyidi'n-Nas
14- Muhammed İbn Muhammed İbn Ali İbn Yusuf (İbnu'l-Ceziri) eş-Şafi
15- İmaduddin İsmail İbn Kesir
16- Takiyuddin Ebu'l-Hasen Ali İbn Abdi'l-Kafi es-Subki
17- Kutbuddin İbnu'l-Kastallani
18- İmaduddin İbn Ahmed İbn İbrahim el-Vasiti
19- Burhanuddin İbrahim İbn Mûdad el-Cu,beri
20- Zeynuddin Ömer İbn Ebi'l-Harem el-Kittani eş-Şafi
21- Mufessir Ebu Hayyan Muhammed İbn Yusuf el-Endulisi
22- et-Takiyy el-Hisni
23- Takiyuddin el-Fasi
24- Bahauddin es-Subki
25- Alleme Şemsuddin Muhammed el-Ayzeri eş-Şafii
26- Şerefuddin İsa İbn Mesud ez-Zevavi el-Maliki
27- İmam Nuruddin Ali İbn Yâkub el-Bekri eş-Şafii
28- Alleme Necmuddin Muhammed İbn Akil el-Balisi eş-Şafii
29- Cemaluddin Abdullah Yusuf İbn Hişam
30- Lisanuddin Muhibb İbnu'l-Hatib el-Endelusi el-Maliki
31- Şemsuddin Ebu Abdillah Muhammed el-Mevsıli eş-Şafii
32- Şemsuddin Muhammed İbn Ahmed el-Bisati el-Maliki
33- (Mısır kadısı) İmam Şuhabuddin Ebu'l-Fadl Ahmed İbn Hacer
34- Şeyhulislam Siracuddin Ömer İbn Reslan el-Bulkini
35- Allame Burhanuddin es-Sefakisi
36- İmam Şemsuddin Muhammed İbn Ahmed İbn Osman ez-Zehebi
37- Seyfuddin İbnu'l-Mecd Ali el-Hariri
38- et-Tac el-Baranbari
39- İbrahim er-Rakki
40- Ebu Zeyd Abdurrahman İbn Muhammed el-Hudari İbn Haldun
41- İmam Radiyuddin Ebu Bekr İbn Muhammed İbn Salih el-Cibliyy (İbnu,l-Hayyat eş-Şafii)
42- Kadı Şihabuddin Ahmed İbn Ali en-Naşıri
43- Alauddin Muhammed İbn Muhammed el-Buhari el-Hanefi

(el-Bikai, Tenbihu'l-Gabiyyi İla Tekfiri İbn Arabi (sayfa: 135-183)

Evliya nasıl olunur.. Önce onu iyice bi araştır.. Mesela sen niye evliya olamıyorsun onu da kendine sor..
Allah'ın sevgisine mazhar olunarak. Bunun yolu da, Rasûlullah(sav)'e tabi olmaktır.

“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun, ta ki Allah ta sizi sevsin.”(Âl-i İmran, 3/31)

Ben Allah'a makamımı yüceltmek için değil, O'nun rızasını kazanmak için kulluk ediyorum. O, benim için ne dilemişse; ne eksik, ne fazla o muhakkak ki beni bulacaktır.

"Göğüsleri irileşmiş, genç kızlık çağında, yaşıt dilberler var." Nebe 33

Eğer ateist olmuş olsaydın bu ayeti öne sürecektin.. Müslüman olduğun için mesnevideki hikayeyi öne sürüyorsun.. Bu ayeti bir ateiste nasıl izah ederdin..

".. oysa Allah, Hak(kı açıklamak)tan utanmaz." Ahzab 53

Allah dostları, Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmıştır.. Onlar bir gerçeği anlatmak için halktan asla utanmaz ve çekinmezler. Bu fıkıhta da bir kuraldır.. Eğer soru soran sorduğu sorudan utanacak olsa veya cevap veren cevap vermekten utanacak olsa o zaman kimse aileye dair konuları öğrenemezdi.. Güslu gerektiren şeyler nelerdir diye size sorulsa siz de cinsi münasebeti edebinizden dolayı söylemez miydiniz.. İşte Allah hakkı açıklamaktan utanmaz.. Evliyalar da..
Öncelikle şunu diyeyim: Nebe suresindeki ayet, cennet hurilerinden bahsediyor. Mesnevi'deki hikaye ise Allah'tan bahsettiğini iddia ediyor. Hâşâ! Âlemlerin Rabbi olan Allah, bütün eksikliklerden uzak ve yücedir. Evvela burayı anlaman gerekiyor. Siz eğer ki Allah'ı, yaratılmışa benzetiyorsanız zaten kâfirsiniz demektir. Çünkü ehl-i sünnet, müşebbihe ve mücessimeyi tekfir etmiştir. Bu konuda ulemâ arasında ihtilaf yoktur.

Gusûl veya cinsellik meseleleri insan ile ilgilidir. Siz insana yapılan şeyin, Allah'a da yapılabileceğini söylüyorsunuz. Umulur ki tevbe edersiniz...

Âlimler, yeryüzünün kandilleri, Peygamberlerin halifeleri, benim ve diğer Peygamberlerin vârisleridir. [Ebu Nuaym, İbni Adiy]

Âlimler, dünyada Peygamberlerin halifeleridir, ahirette ise şehitlerdendir. [Hatib]

Biz hiç bir alimi Peygamber Efendimizden üstün tutmayız.. Peygamber Efendimizi de Allah'tan üstün tutmayız.. Hak dostları (batıni alimler), bizleri Peygamber Efendimize ulaştırır.. Peygamber Efendimiz de Allah'a.. Biz böyle iman etmişizdir..
Yani Fususul Hikem'de şu şiiri söyleyen İbn Arabi'yi red mi ediyorsunuz:

Nubuvvet makamı bir berzahtadır ki
Rasulun az üstünde, velînin altında


Peki madem ki öyle iman ettiğinizi söylüyorsunuz, o zaman gayet mâkul bir soru soruyorum: Neden Allah'a eksiklik isnad eden ve kitaplarında küfür ve şirk sözleri dolu olanları ısrarla savunmaya çalışıyorsunuz. Allah'ı seviyorsanız Allah dostlarına uymanız gerekmez mi? Neden şeytanın dostlarına tabi oluyorsunuz, ben de bunu soruyorum.

Herkesi sizin gibi laf dalaşı yapmasını mı istiyorsun.. Ne kadar da seviyorsun münakaşayı..
Allah'ın dinini anlatmak laf dalaşı mı oluyor? İkimizin de birbirimizin fikrini değiştiremeyeceğinden söz etmişsiniz, ben de dedim ki: "Biz Kur'ân ve Sünnetten delillere tabi oluyoruz."
Size İbn Arabi ve Celaleddin Rumi ve Nursî gibilerin bâtıl akidelerini söylediğim hâlde ısrarla Kur'ân ve Sünnetten yüz çeviriyorsunuz.

"Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır." (Bakara 256)

"Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun" Nahl 34

Buradaki zikir ehli acep kim ola.. Hak dostu zâtlar olamaz değil mi.. Yok yok burada başka bir şey demeli ki bu bizim anladığımız zikir ehli kimseler olmamalı. Olursa maazallah imanımızdan oluruz.. Biz en iyisi zikir ehline giydirmeye devam edelim.. (Bunu sizin ağzınızdan konuştum yoksa tabi ki ayet açık ve net..)
Zikir ehli, bilenler demektir. Kur'ân ve Sünneti bilenler. BİLENLER. Allah adına iftira uyduranlar ve muhalefet edenler değil. Hele ki Allah'ı, yaratılmışa benzetenler hiç değil. SubhanAllah!

Biz aksini mi iddia ettik.. "Ben ilmin şehriyim, Ali ise kapısıdır", "Evlere kapılardan girin"

Siz kapıdan geçmeden hemen bahçeye girmek istiyorsunuz.. Biz de diyoruz ki, önce kapıdan girmelisin.. Alim zatlar zaten kişiyi Peygamber Efendimize s.a.v götürür.. Bu hadiste Ali, genel anlamıyla İnsan-ı Kamil olan zatı, özel anlamda ise Hz. Ali'yi temsil eder..
İlim ile kulluk/hakimiyet/muhakeme meselesinin ilgisi nedir? Bu söz, ilim ile ilgili söylenmiş bir sözdür. Bu zaten aşikârdır. Muhakeme meselesiyle ilgili bu sözü delil getirmenizin amacını çözemedim. Aramızda ihtilaf olursa evvela Allah'ın Kitabına ve Rasûlünün sünnetine götürmemiz gerektiğinden bahsetmişim. Siz ise bilerek veya bilmeyerek bunu reddederek "âlimler, zaten kişiyi Nebi (sav)'e götürür" diyerek karşı çıkmışsınız.
Ve yine delilsiz bir tefsire girişmişsiniz.
"Bu hadiste Ali, genel anlamıyla insan-ı kamil olan zâtı; özel anlamda ise Ali radiyallahu anh'ı temsil eder."

Peki deliliniz nedir? Neye göre yaptınız bu yorumu?

De ki: Eğer doğru söylüyorsanız siz kesin delilinizi getirin! (Neml 64)

Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var? (Saffat 156)

Allah'a isyan şöyle dursun, Kuran ve Sünnet'ten bir karış ayrılana bile tabi olunmaz ki.
İşte ben de size onu anlatmaya çalışıyorum. Neden Kur'ân ve Sünnetten bir karış bile ayrılana tabi olunmazken Allah hakkında teşbih, tecsim ve vahded-i vucud gibi küfür görüşlerine sahip olanları aklamaya çalışıyorsunuz?
O zaman ben sizi Allah için tevbeye davet ediyorum. Tevbe edin ve samimiyetinizi gösterin.

Ulu'l-Emr kelimesinin içine nüfus etmen lazım.. Emr sahiplerinden kasıt nedir.. Emir denilen şey nedir ve kim tarafından verilir.. Sana bunu açıklamak isterdim ama anlayamayacağın için anlatmıyorum.. Ama ayetteki sıraya göre iner emir.. Allah'tan Peygamber Efendimize, Peygamber Efendimizden İnsan-ı Kamil olan zata.. Bu kadarıyla yetin..
Açıklayacağım ve bakalım Kur'ân ve Sünnete tabi olanlardan mısın göreceğiz...

Bu ayet, seriyye kumandanlığı hakkında inmiştir(Bknz: Müslim, “İmâre”, 31; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 87)
Ayetin umumi manâsına göre ise ulul emr; müslümanların emiri, halifesi, komutanı demektir.

"Müslüman kişiye, hoşuna giden veya gitmeyen her hususta itaat etmesi gerekir. Ancak, masiyet (Allah'a isyan) emredilmişse o hariç, eğer masiyet emredilmişse, dinlemek de yok, itaat de yok."
(Buhârî, Ahkâm 4, Cihad 108; Müslim, İmâret 38, (1839); Tirmizî, Cihad 29, (1708); Ebû Davud, Cihad 86, (2626); Nesâî, Bey'at 34, (7,160).)

İşte "ulul emr" olarak geçen kelimenin manâsı, Sünnete göre budur. "Kur'ân ve Sünnetten bir karış bile ayrılana tabi olunmaz." demiştin. Sünnetin görüşü ortadadır. Hangi görüşe tabi oluyorsun?

Aynı şey senin için de geçerli.. Yoksa kendini korunmuş mu hissediyorsun.. Yoksa kendini unutuyor musun..

İnsanlara iyilik etmelerini emrediyorsunuz da kendinizi unutuyor musunuz? Ve kitabı okumaktasınız siz. Aklınız mı yok, düşünmez misiniz? Bakara 44
Allah'a sığınırım. Delilsiz konuştuğum yer neresi? Bana göster hemen delillendireyim. Eğer ki hata yapmışsam da tevbe edip hatamı düzelteyim.

Her şey herkese söylenmez.. Hakikat sırları ise onu kişi hak etmiyorsa söylenmesi hem haram hem de büyük bir vebal.. Söyleyen kişi manevi olarak tokat yer.. Her sözünü neredeyse açıkladım.. Cevaplarıma karşı başka bir cevap yazma.. Çünkü bu sonsuz döngü gibi.. Boş ver ben bildiğim gibi yaşayım sen de bildiğin gibi yaşa..
Nebevî metod(Sünnet) ise bunun tam zıttıdır.

"Kalk, ve (insanları) uyar." (Muddessir 2)

Bu "hakîkat sırları kişi hak etmiyorsa söylenmesi hem haram, hem vebal... Söyleyen kişi manevî tokat yer." sözünüzü hangi ayet ve hangi hadisten aldınız? "Her şey herkese söylenmez" kısmı doğru. Mesela 10 yaşındaki bir çocuğa had cezalarının tatbiki konusunu anlatılmaz. Ama tevhid konusu bütün insanları ilgilendirir ve herkese anlatılması gerekir.

"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zâriyat 56)

Bu ayetin kapsamına bütün insanlar ve bütün cinler girer.
Cevaplarına karşı cevap yazmasaydım, iftiralar havada kalırdı. Bu yüzden yazmam gerekti.

Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. Salât ve selâm ise Rasûlüne, ashabına ve kıyamete kadar onların yolundan gidenlerin üzerine olsun...
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
120
Tepkime puanı
23
İstediğim şeyi aldım, bu yüzden size cevap vermek için uğraşmayacağım. Kendinizi çok güzel ifade ettiğinizi düşünüyorum. Amacım sizin vahhabi olduğunuzu (bu yazıyı okuyanlara) göstermekti. Bunu kendinizin söylemesi beni açıkça memnun etti.

Dersinize çok iyi çalışmışsınız ve sanırım her soru için özel cevap kalıpları kullanıyorsunuz. Kendinizi Ehli Sünnet inancında olduğunuza da bir o kadar inandırmışsınız.

*****************************************
Burada genel bir anlatım söz konusudur. Kimse üzerine alınmasın..
*****************************************

İyileşmek isteyen kimse öncelikle kendisinin hasta olduğunu kabul etmelidir. Eğer kişi kendisini hasta görmüyorsa, o kişinin iyileşmeye çalışması gibi bir durumu da söz konusu olamaz.

Evliya zâtlar, kendisine mürid olmak isteyen ve medrese tahsili görmüş kimselere öncelikle tüm öğrenmiş oldukları şeyleri unutmalarını söylemişlerdir. (Örn. Üftade Hz.leri ile Aziz Mahmud Hüdai Hz.leri)

Çünkü dolu bardağa su koyamazsınız. Ancak kendisini cahil gören kimseye ilim verirler. Zengine sadaka vermezsiniz değil mi.. Ancak o kişi ben fakirim derse ona sadaka verirsiniz.

Mevlana Hz.leri hakikat ilmine ulaşmamış ilim erbabı kimseler için Ulu-a'ma demiştir. Ulema kelimesini Ulu a'ma (kör) şeklinde kullanmıştır. İlim tek başına yeterli değildir. Yeterli olsaydı şeytan en büyük velilerden olurdu.

Melekler levhi mahfuzda bir kulun Allah'a isyan edeceğini görmüşler ve korkuyla Azazile gelip o kulun kendileri olmaması için ondan Allah'a dua etmesini istemişler. Kendisinin Allah'a isyan etmeyeceğinden emin bir şekilde melekler için dua etmiş ve kendisini de o duaya dahil etmemişti. İşte Allah'a isyan eden kul kendisi olmuş ve İblis adını almıştır.

İlmine veya ameline güvenen kimseler şeytanın hatasına düşmüş ve ziyana uğrayanlardan olmuşlardır. Şeytan o kimselerin sağ tarafından yanaşmakta ve o kimse ile çocukla oynadığı gibi oynamaktadırlar.

Bu kimseler girdikleri tartışmalardan sürekli olarak galip ayrılırlar. Eğer o kimselere sizinle tartışmak istemiyorum denilse bile onlar hala tartışmayı sürdürmek isterler. Çünkü onlar için tek bir haz vardır o da tartışmayı sürdürmektir. Çünkü ancak o zaman istediklerini alırlar. Her ne kadar bunu başka bir niyet için yaptıklarını iddia etseler de içten içe bu duyguyla bezenmişlerdir.

Bizler her gün 5 vakit namazlarımızda 40 defa neden Allah'a "Bizi doğru yola ilet" diyoruz. Hem de doğru yola iletildiğimiz halde (yani namaz kıldığımız halde). Demek ki doğru yol, her zaman kendisini doğru yolda olmadığını düşünmek ile elde ediliyormuş ve sürekli Allah'a bizi doğru ilet şeklinde dua ederek.. Kurtuluşa eren Fırkayi Naciye ise asla kendisini kurtulmuş görmeyen kimselerin yoludur. İşte kim ki biz kurtulan taraftayız diyecek olursa o kişi 72 fırkadan birine mensuptur.

Ya Mukallibel Kulûb ! Sebbit Kalbi alâ dinik.

(Ey Kalpleri evirip çeviren ! Benim kalbimi dinin üzerinde sabit kıl. Amin)

*****************************************

Haklı olduğu halde tartışmadan ayrılan kimseler için Cennet'in ortasını vaad edilmiştir. Tartışmaya devam eden kimse içinse Cennet'in kenarı.. (Cennetin ortası en yüksek yeri iken, kenarı ise en düşük yeridir.)

Hala tartışmayı sürdürmeye devam etmek mi istiyorsun. Karar senin.. Ama bil ki sana cevap vermekle uğraşmayacağım..
 
T

Tevhid Akidesi

Kayıtsız
Misafir
Tartışma iki taraf için de bitmiştir.
Forum yönetimine direkt saldırıya geçmeyip mesajlarımı onayladığı için teşekkür ediyorum.

Münazara ettiğimiz arkadaşa değil, son olarak genele hitap ederek şunu söylemek istiyorum;
Bu konuda konuşulan meselelerin havada kalmaması, ayağı yere basması için son olarak bir link eklemek istedim. Başka bir yöntem bulamadım ne yazık ki...
 

Ashab

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
7 Nisan 2021
Mesajlar
148
Tepkime puanı
43
Konum
İstanbul
Tevhid Dünyada ve ahirette kişinin kurtulduğu tek kelimedir.
Ne yazık ki insanlar Tevhid akidesinden sapmış farklı meşerplere farklı ideolojilere gitmişlerdir. Unutmamak gerekir ki Tevhid birleştiricidir bir Butundur içinde vela ve bara akidesi bulunur Tağutu şirki reddi var.

Tevhid meselesini defalarca burada dile getirdim fakat çoğu engelledi geri kalan kısmı ise insanların İncik buncuk şeylerle meşgul oluyorlar.
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
120
Tepkime puanı
23
Tevhid Dünyada ve ahirette kişinin kurtulduğu tek kelimedir.
Ne yazık ki insanlar Tevhid akidesinden sapmış farklı meşerplere farklı ideolojilere gitmişlerdir. Unutmamak gerekir ki Tevhid birleştiricidir bir Butundur içinde vela ve bara akidesi bulunur Tağutu şirki reddi var.

Tevhid meselesini defalarca burada dile getirdim fakat çoğu engelledi geri kalan kısmı ise insanların İncik buncuk şeylerle meşgul oluyorlar.
İman yetmiş küsur şubedir. En üstünü “La ilahe illallah”, en aşağısı da, yolda sıkıntı veren bir şeyi kaldırmaktır. [Tirmizi]

İmanın en üstün derecesi hadiste buyrulduğu gibi La ilahe illallah sözüdür. En aşağısı ise bu yolda önünüze çıkan ve size sıkıntı veren şeyi (yolunuzdan) kaldırmaktır. İman şubeleri bittiği an hakikat ve marifet şubeleri başlar.. Çünkü iman gayba olan şeye inanmaktır.. Gözünüzle gördüğünüz şeye inanmaya iman denilmez..

La ilahe illallah sözünün hakikatine erişmiş kimseler için gayb söz konusu değildir. O kimse cenneti de görür cehennemi de. Mizanı da sıratı da. Bizler için gayb denilen şeylerin hepsini bizzat kendi gözleri ile görmüştür. Artık o kimse hakikat ve marifet denizlerinde yol alır..

Gerçek Tevhid ehli kimseler, ayrıştırıcı değil birleştiricidir. Nefret ettiren değil sevdirendir.

Bağırsağı tek başına ele aldığınızda onu içerisinde pislik bulunan bir organ gibi görürsünüz. Ama organları bir bütün olarak değerlendirirseniz, onun vücud için çok önemli bir fonksiyonu yerine getirdiğini görürsünüz.. İşte Tevhid gözüyle görebilirsek, kimseye düşmanlık etmeyiz ve kimseyi ayrıştırmayız.. Bağırsağı pislik taşıdığı için ondan nefret eden kimse var mıdır ?

Peki yukarıda Hubbi Fillah, Buğdi fillah demiştin diyecek olursanız, bu söz imanın esasıdır.. Tevhid ehli zâtlar, hakikat ehli yani iman şubelerini geçmiş kimselerdir.. Onların söz ve davranışları ancak şeriatı korumak içindir. Yoksa onlar kimseye düşman değildirler ve olamazlar da.

Hakikat ehli zâtlar; Eğer hakikat sırları (insanlarca) bilinmiş olsaydı imtihan sırrı ve şeriat ahkamları ortadan kalkardı buyurmuşlardır.. O kimseler daimi salât içerisindedirler.. Namazı ancak şeriatın zahirini (dış yüzünü) korumak için kılarlar.. Yemek yemeleri aç kaldıklarından değil, yeyiniz, içiniz ayeti sebebiyledir. Uykuları uyumak için değil sizin için uykuyu dinlenme yaptı ayeti sebebiyledir.. Acziyet içerisinde olmaları, Allah'a ubudiyyet içerisinde kulluk ettikleri içindir. Çünkü onlar, Peygamber Efendimizin s.a.v sünnetinin dışına çıkamazlar..
 

Ashab

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
7 Nisan 2021
Mesajlar
148
Tepkime puanı
43
Konum
İstanbul
ve Aleyküm Selam,

Yazınızı okumaya başladığım an sizin neden bahsedeceğinizi kolayca anladım.

Öncelikle şunda karar kılalım. Ahir zamanda mıyız değil miyiz ? Eğer ahir zamanda olduğumuzu biliyor isek o zaman ahir zaman hadislerinden ne kadar haberdarız ? Ahir zaman hadislerinin belki de en önemlisi şu hadislerdir.

Ahir zamanda sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacaktır. [İbni Asakir]

Bu ümmetin son zamanlarında gelenler, önceki âlimleri kötülediği zaman, ilmini gizleyen, Allah’ın indirdiği Kur’anı gizlemiş olur. [İbni Mace, İbni Adiy, İbni Asakir]

Eğer anlamada bir zorluğunuz yoksa, ahir zamanda gelecek olan kişiler kendisinden çok önce gelmiş alimlere sataşacaklardır. Kim ki bu zamanda, tarihte yaşamış ehli sünnet alimlerine kötü bir söz söylüyorsa bu o kişinin kötülüğünden kaynaklanır.

Bir hadisi şerifte mealen, Ümmetim için en çok korktuğum şey müşriklere inen ayetlerin müslümanlara söylenmesidir buyurulmaktadır.

Örnek olarak verdiğiniz ayetlerin müşrikler için olduğunu söylemeye gerek bile yok. Peki ya bu müşriklere inen ayetleri müslümanlar için söyleyen kimselerin ahiretteki durumu ne olur ?

Gelelim Tevhide.. Bir kimse bir şeyi ne kadar çok söylüyorsa o şeyi o kadar az biliyordur. Tevhid kelimesini çok kullanan kimseler de tevhidden bir o kadar uzak kimselerdir. Tevhid kelimesi birlemek anlamına geliyor iken o kişiler hep bir ayrıştırma içerisine girerler.

Bilenler söylemez, söyleyenler bilmez.. İşte tevhid böyle bir şeydir.

Allah'ın 99 Esması vardır. İnsanı kamil kimseler bu esmaların hepsinin mazharıdırlar. Bunun içerisinde El-Mudill esması da vardır. Bir evliyanın derecesi ne kadar yüksekse kendisine inanmayanlara kapı aralamak için (El-Mudill esması nedeniyle) o kişilerin ekmeğine yağ çalar.

Bunu şöyle düşünün.. Bir sorudan elde edilecek puan ne kadar çoksa o sorunun cevabında yer alan yanlış şıkkın da o kadar akıl karıştırıcı olması gerekir. Buna ceviz örneğini ile de cevap verebiliriz. Cevizin üstünde yeşil bir tabaka vardır. Allah c.c, cevizin özüne herkes erişemesin diye onu acı yeşil bir katmanla örtmüştür. Onu yemeye çalışan kişi bu ne acı şeymiş diye onu bırakır. Bazı kimseler ise o yeşil katmanı soyar ama bu kez sert bir katmanla karşılaşır. Onu da geçen kimseyi bu kez çok ince bir katman karşılar. İşte cevizin özü o ince tabakanın da altındadır.

Muhyiddin Arabi Hz.lerinin Sizin taptığınız ayaklarımın altındadır sözü ile yüzyıllarca sizin gibi kişiler tarafından tekfir edilegelmişti. Yavuz Sultan Selim Han Hz.leriyle bu sözün sırrı ortaya çıkmış ama bu sürede çok kişiler bu söz sebebiyle onu kötülemişlerdi. İşte bu o zâtın El-Mudill esmasının da mazharı olmasından dolayıdır.

Gelelim kabak tadı veren şeye.. Bizim öncelikle dilimizi bozdular. Dilimizle beraber ahlakımızı da bozdular. Bu ikisi bozulduktan sonra dinimiz çok hızlı bir şekilde bozulur ve öyle de oldu. Her bir söz ve kelimenin bir ruhu vardır. O kelimeler aynı zamanda o toplumun ahlaki değerlerini de içerir.

Helada def-i hacetimi eyledim diyen bir kimse için bu ne kadar terbiyesiz demezsiniz değil mi ? Peki tuvalete s.çmaya gittim diyen bir kişi için ne düşünürsünüz. İki cümlede aynı şeyi anlatırken birinden rahatsız olmazken diğerinden neden rahatsız oldunuz. İşte bu o kelimelere atfedilen anlam sebebiyledir. İşte bizim dilimizle beraber ahlakımız da bozulduğu için Mesnevi Şerifte geçen hikayeleri de bu minvalde anlıyoruz veya anlamak istiyoruz.

Medrese ve okul kelimelerini ele alalım. İkisi de mana olarak aynı şey olsa da aslında ikisi birbirinden çok farklı anlamdadırlar. Bizim dinimizle olan bağı kesmeleri için öncelikle dilimizi değiştirmeleri gerekiyordu. Yeni kelimeler üreterek onlara istediği anlamı yükleyebileceklerdi ve öyle de oldu. Medrese deyince aklımıza dini eğitim veren bir yer gelirken okul dediğimizde ise bu anlam hiç gelmemektedir. Çünkü okul kelimesi dinle hiç bir zaman ilişkilendirilmemiştir.

Mesnevide ahlaksız hikayeler şeklinde söylenen şeyler aslında bizim toplumca ahlaksız bireyler olduğumuzdan dolayıdır. Mesnevi bilindiği üzere 6 cilttir. Bu hikayeler 5. ve 6. ciltinde yer alır. Mevlana Hz.leri Mesnevide bir öğrenci yetiştirir gibi davranmıştır. Kişi belli bir olgunluğa geldikten sonra o hikayeleri söylemiştir. Eğer ilk 5 cildi okumamışsanız direkt o hikayeleri okumuşsanız siz zaten o hikayeleri anlayabilecek olgunlukta değilsiniz.

Bunu şu örnekle açıklayayım.. Bizlere orta okulda verilen biyoloji dersinin ilkokulda verildiğini düşünün..Erkek ve kadının cinsi uzuvları, birleşmesi vb. bunun gibi şeyleri.. Gelişim çağında olan ve olgunlaşmamış kişileri bir anda ahlaki olarak çökertirsiniz. Eğer o öğrenciye olgunluk çağına geldiğinde bu dersi verirseniz o bunu garipsemez ve onda ahlaki bir çöküntüde yaşanmaz.

Tıb öğrencisinin, öğretmenine bize bu kadavrayı ne gösteriyorsun bizim ahlakımızı bozuyorsun demesi gibi bir şey.. İnsanı Kamil mertebesine ulaşacak kişi, şehevi tüm şeylerden arınmış olmalıdır. İşte siz o hikayeler benim ahlakımı bozuyor diyorsanız siz hala çocuk mertebesindesiniz. Siz gidin en iyisi arkadaşlarınızla oyun oynayın..
Sizde dersinizi iyi çalışmışsınız. Üstelik de kaliteli ve süslü kalıplar biraz mevlanadan biraz hacı bayramı veliden biraz yunus emreden Sizde aynı soru için özel cevap kalıpları kullanmışsınız. Değişen nedir peki DEĞİŞEN ŞU TEVHİD ehlinin inancı esası ve misyonu anladığı Tevhid sudur. Tevhid akidesi statüsü bellidir Kaynağını direk vahiyden alır onun temeli ayetlerle serpiştirilmiş kökü yerden sabit dalları göğe doğru yükseltmiştir.
Batılın statüsü ise bellidir hep süslü sözler sermayesi buz'dur güneşten korkar işte batıl da balona benzer şiştikce şişer hükmü ise bir iğneye maruz kaldımı patlar batıl da böyle
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
120
Tepkime puanı
23
Sizde dersinizi iyi çalışmışsınız. Üstelik de kaliteli ve süslü kalıplar biraz mevlanadan biraz hacı bayramı veliden biraz yunus emreden Sizde aynı soru için özel cevap kalıpları kullanmışsınız. Değişen nedir peki DEĞİŞEN ŞU TEVHİD ehlinin inancı esası ve misyonu anladığı Tevhid sudur. Tevhid akidesi statüsü bellidir Kaynağını direk vahiyden alır onun temeli ayetlerle serpiştirilmiş kökü yerden sabit dalları göğe doğru yükseltmiştir.
Batılın statüsü ise bellidir hep süslü sözler sermayesi buz'dur güneşten korkar işte batıl da balona benzer şiştikce şişer hükmü ise bir iğneye maruz kaldımı patlar batıl da böyle
Hayatımın büyük bir kısmını ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okuyarak geçirdim.. Bu süre zarfında forum sitelerinde dolaşmadım ve tartışma ortamlarında bulunmadım.. Kullandığım sözler özel cevap kalıpları değil o anda yazılmış sözlerdir. Bu bilgileri size; Forum forum gezen, hayatı boyunca tartışma ortamlarından hiç çıkmamış ve sürekli aynı cevap kalıplarını kullanan kişilerden olmadığımı dile getirmek için yazdım.

Size bir soru yöneltmek istiyorum. Eğer bu soruya Evet cevabını verecek olursanız, o zaman doğru yolda olmadığınıza kanaat getirebilirsiniz..

(İmani konularda) Çocukluk döneminde inandığınız ama şimdi onun doğru olmadığını düşündüğünüz bir şey var mı ?

Siz onun cevabını düşünürken, bu konuya biraz açıklık getireyim..

Bizler ruhlar aleminden anne karnına ve oradan da dünyaya geliriz.. Yani bizim en temiz ve en saf duygulara sahip olduğumuz dönem, çocukluk çağımızdır.. Herkesin çocukluk dönemini özlemesi o zamanın iyi olmasından dolayı değil, bizlerin o dönemde temiz ve saf olmamızdan dolayıdır.. Mesela 90'larda çocuk olan bir kimse 90'ları özler.. Ama babanız ise 70'leri özler.. (90'ların zorluklarını o dönemde yetişkin olanlardan dinleyebilirsiniz.)

Hani derler ya nerede kaldı eski bayramlar diye.. Aslında bayramlarda bir değişme yok, değişen şey kişinin kendi temizliği ve saflığıdır.. İmanı konularda da aynı şey söz konusudur.. Aslında her çocuk evliya gibi bir hayat yaşar.. Bu cümleyi şöyle de anlayabilirsiniz. Eğer evliya olmak isterseniz çocuk gibi olun..

Çocuklar; Kin tutmaz, hased etmez, yalan söylemez, anne-babasının sözünden çıkmaz, büyüklerine saygılı davranır, kimseye düşmanlık beslemez, geçmişe üzülmez ve yarını düşünmezler. (bu zamandaki çocukların böyle olmaması bu gerçeği değiştirmez.)

Eğer bilgi başkalaşıma uğruyorsa o bilgi hakikat bilgisi değildir.. Hakikat bilgisi genişleyerek ilerler. Mesela bize ilkokulda matematik işlemlerinde sadece sayıların kullanılacağı öğretilir, ortaokulda ise sayıların yanında harfler de kullanabilirsiniz denir, lisede sayılara gerek olmadan da matematik işlemlerini yapabileceğiniz öğretilir.

Ama hiç birinde önceki okulda öğrendiğiniz şeyler doğru değildir denilmez.. Eğer bir bilgi sizin bilgilerinizi genişletmiyor ve hatta eski bilginizi kullanılamaz hale getiriyorsa o bilgide yanlış olan bir şey vardır..

Çocuklarda saf bir iman olduğu için her çocuk evliyaları sever.. Eğer siz büyüdükçe evliyalardan uzaklaşıyorsanız, o sizin imandan da uzaklaştığınızı gösterir.. Güneşten ne kadar uzaklaşırsanız, o kadar soğukluk hissedersiniz..

Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Marifet.. Hepsi aslında bir bilginin gelişmiş tezahürleridir.. Aynen; İlkokul, Ortaokul, Lise ve Üniversite gibi.. Tüm bu okulları bitiren kişiye Mürşidi Kamil denir ve diğerlerine öğretmenlik yapar.. Herkese kendi mertebesinden ve kendi aklı miktarınca..
 
Son düzenleme:
T

Tevhid Akidesi

Kayıtsız
Misafir
Batılın statüsü ise bellidir hep süslü sözler sermayesi buz'dur güneşten korkar işte batıl da balona benzer şiştikce şişer hükmü ise bir iğneye maruz kaldımı patlar batıl da böyle
Buraya bir ekleme yapmak istiyorum;

"İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını, Allah'a denk ilâhlar edinir de onları, Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi." (Bakara 165)

İşte hak ile bâtıl arasındaki farkı anlatmaya bu yeter.

Bâtıl ehli; imanı, ilâhlaştırdıkları evliya sevgisine bağlar. Hatta öyle bir duruma gelir ki, evliyadan uzaklaşmayı, imandan uzaklaşmak olarak niteler. İşte bu, evliyayı ilâhlaştırmaktır.

Hak ehlinin Allah'a olan sevgisi ise onlarınkinden çok daha fazladır. Onlar imanın; Allah'ı birlemek, Allah'ı sevmek, Allah'a itaat etmek olduğunu ve Allah dışındaki tüm düzmece/sahte ilâhları terk etmek, reddetmek ve ehlini tekfir etmek olduğunu bilirler.
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
120
Tepkime puanı
23
Bâtıl ehli; imanı, ilâhlaştırdıkları evliya sevgisine bağlar. Hatta öyle bir duruma gelir ki, evliyadan uzaklaşmayı, imandan uzaklaşmak olarak niteler. İşte bu, evliyayı ilâhlaştırmaktır.
İman'ın 6 şartı vardır değil mi ? Hayır yanılıyorsun.. İman 6 kategoride toplanmıştır.. Evliyalara inanmak ve onları sevmek, Peygamberlere İman'ın alt şubesidir.

Yani bir kimse, evliyaları sevmiyorsa o kimsenin Peygambere olan sevgisinde eksiklik vardır.. İmanın 6 şartından hangisinde bir eksikliğiniz varsa, onu düzeltmedikçe imanınız kabul edilmez. (Cüz'i inkar, küll'i inkar gibidir.)

Fıkıhta bir kural vardır.. Kişi çıktığı kapıdan geri girmedikçe o kişinin imanı kabul edilmez şeklinde.. Yani iman dairesinin hangi kapısından çıktıysanız, o kapıdan geri girmedikçe imanınız kabul edilmez..

Kur'an'ı kerimde Müslüman ve Mü'min ifadeleri geçmekte.. Sizce ikisi aynı manada mıdır ? Mü'min şeklinde ifade edilen kimseler, tahkiki iman ehli kimselerdir.. Müslüman kelimesi ile ifade edilen kimseler ise, taklit ehli yani tahkiki imana ermemiş kimselerdir..

Bedeviler (her asırdaki cahil, gafil ve menfaatçi kesimler; kavim ve kabilesiyle övünen cahil kimseler): "Biz de iman ettik" derler. (Onlara) De ki: "(Hayır) Siz (hâlâ) iman etmediniz; ancak (mecburen ve görünüşte) İslam (veya teslim) olduk deyin.” (Çünkü) İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah’a ve Resulüne (tam iman ve) itaat ederseniz (Kur’an ve Sünnet ölçülerine göre hayatınızı düzenlerseniz), O (zaman Allah CC) sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmeyecek (ve emeklerinizi boşa vermeyecektir). Şüphesiz Allah, çok Bağışlayandır, çok Esirgeyendir. (Hucurat 14)

Bu ayette gelen لَمْ تُؤْمِنُوا (inanmadınız) ve اَسْلَمْنَا (teslim olduk) kelimelerini iyice inceleyin.. Müslüman, teslim olan kimseye denir.. Mü'min ise (hakiki manada) iman etmiş kimseye denir. Mü'min şeklinde ifade edilen ayetleri tek tek inceleyin göreceksiniz ki evliyalar, Kur'an'da Mü'min ile ifade edilen kimselerdir.. Bizlerin imanı hâla taklididir.

Hal böyleyken, mü'min kimseleri sevmenin onları ilahlaştırmak olduğunu düşünmek ancak bilgisizlikten başka bir şey değildir.. Peygamber Efendimizi s.a.v, Sahabe Efendilerimizi ve Ehli Beytini sevdiğimizi söylediğimizde onları ilahlaştırmış mı oluyoruz.. Bunlardan birini sevmemek bile iman ehli olmadığınızın göstergesi iken.

Siz kapıdan çıkmakla kalmamışsınız o kapının yerine tuğlalar örmüşsünüz.. Umarım ördüğünüz tuğlaları kırar ve tekrar o kapıdan içeri girersiniz.. Ben sadece size kapıyı gösteriyorum. Oradan içeri girmek veya girmemek sizin tercihiniz.

Bu arada siz de çocukken evliyaları severdiniz değil mi ? (Cevap vermekten utanmayın.. Bu kötü bir şey değildir. İmanın 6 şartından, Peygambere iman etmenin alt şubesidir.)
 
T

Tevhid Akidesi

Kayıtsız
Misafir
Bu arada siz de çocukken evliyaları severdiniz değil mi ? (Cevap vermekten utanmayın.. Bu kötü bir şey değildir. İmanın 6 şartından, Peygambere iman etmenin alt şubesidir.)
Evliyaları her müslüman sever. Biz mufsitlerin, kâfir ve bid'âtçi sapıklara, evliya demesine ve onların küfürlerini/bid'âtlarını savunmaya çalışmasına karşı çıkıyoruz.

Hala tartışmayı sürdürmeye devam etmek mi istiyorsun. Karar senin.. Ama bil ki sana cevap vermekle uğraşmayacağım..
Senin mesajını değil, başka bir üyenin mesajını yanıtlamama rağmen "cevap vermekle uğraşmayacağım" deyip ısrarla cevap vermenden, tartışmadan kimin hoşlandığını da anlamış bulunuyoruz.

"Kur'ân ve Sünnetten bir karış bile ayrılana tabi olunmaz." dedikten sonra Kur'ân ve Sunnetten, İbn Hacer gibi muhaddislerden ve diğer âlimlerden delillerle nakiller yapmama rağmen bunları görmeyerek, bana vahhabi demen ve aynı kalıpları kullandığımı söylemekle yetinip hiçbir söylediğine delil getirememenden tuğla örenin kim olduğu da ortaya çıkmış oldu.

Bütün iftiralar bertaraf edildiğine göre yeni bir münanzara daha başlamaması için tartışmanın bittiğini yeniden hatırlatırım.

=•=•=•=•=•=•=•=•

Son olarak konuyu okuyan tüm insanlara bir not bırakayım;
Bilesiniz ki insanlara hataya düşüren pek çok sebep vardır. Atalara tabi olmak, çoğunluğu hak zannetmek, önyargı, yüz çevirme, kibir, korku ve daha pek çok şey...

Naçizane tavsiyem: Düşman sandığınız birine bile önyargıyla yaklaşmayın. Eğer o size erdemli ve mertçe davranıyorsa hainlik etmediği sürece siz de ona mertçe yaklaşın. İnsanlar onun hakkında iftiralar atıyor olabilirler, hepsi bir ağızdan birbirinden işittikleri şeyleri söylüyor olabilirler. Siz o kişiyi tanımak istiyorsanız, o kişinin kendi sözüne ve kitaplarına bakmalısınız.

Yani düşünün ki, insanlar benim hakkımda konuşuyor ve kitaplar yazıyorlar. Siz ise benim fikirlerime, konuştuklarıma, yürüdüğüm yola ve yaptıklarıma bakmak yerine, başkalarının benim hakkımda söylediği sözlere bakıyorsunuz. Ne kadar abes bir şey, değil mi?

Herkes benim hakkımda istediğini söyleyebilir. Düşmanım olan kişi beni karalayabilir. Çıkarcı olanlar benim kötü biri olduğumu söyleyebilir. Ama siz beni tanımak istiyorsanız önce bana bakmalısınız. Aksi halde eğer ki bana bir iftira atılmış ise siz de onu dillendirmenin günahına ortak olmuş olursunuz.

Dillerinizin, ellerinizin ve ayaklarınızın aleyhinize şahitlik yapacağı bir gün, muhakkak gelecektir. Bunu sakın ola unutmayın.

Şeyh Muhammed bin Abdulvahhab'ın kitaplarını bile okumadan, hayatını bilmeden ona ve diğer müslümanlara "Vahhabi" veya "ingiliz ajanı" dendiğini işitmişsinizdir. Peki kaçınız onun hayatını okudu? Kaçınız en azından bir tek kitabını(örnek: Kitabut Tevhid) açıp içinde ne yazdığına baktı? Neden ingiliz ajanı(!) denilen adam, insanları Kur'ân'a, Sunnete ve sahabe sözünden başka bir şeye davet etmiyor?

Ben insanların İslâm'a girmesinden hoşlanan bir ingiliz görmedim. Siz gördünüz mü? Şimdi iki seçenek var. Ya o adam, insanları Kur'ân ve Sunnetten başka bir şeye davet ediyor olmalı... ki böyle bir durumda bunu onun eserlerinden ve hayatından ispat etmeniz gerekir.

Ya da ikinci seçenek; siz Ehl-i Sunnete "vahhabi" diyen iftiracılarsınız. Artık hangisi olduğuna siz karar verin. Ama karar verirken huzurunda toplanacağınız Allah'a hesap vereceğinizi unutmayın.

"Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur." (Nur 15)
 

Intruder

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
23 Haziran 2023
Mesajlar
120
Tepkime puanı
23
Heyhat ! Size değil Ashab isimli kişiye cevap yazmıştım, araya sen daldın birden.. Sonra da çıkmış hani cevap vermeyecektin diyorsun ? Sen yazmamış olsaydın seni çoktan unutmuştum bile..

Demek ki günlerdir, biri cevap yazsa da konuşmaya dahil olsam diye bekliyormuşsunuz.

Sanırım bu senin yeni bir tartışma başlatabilmen için çok iyi bir fırsat oldu.. Ama seni fazla umutlandırmamak adına sözümü kısa kesiyorum. Siz yazmaya devam edebilirsiniz. Ves-selam..
 
Üst Alt