İslam Dini 'nde bilmemiz gerekenler..!

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Kolay mı son nefeste "lailahe illallah" diyebilmek.?

Hz. Allah, son nefesinde inandığını söyleyen fir'avn'a nasıl muamele ediyor bakalım.!

İsrail oğullarını denizden geçirdik, Fir'avn ve askerleri de zulmetmek ve saldırmak için onların arkalarına düştü. Nihayet boğulma kendisini yakalayınca (Fir'avn): "Gerçekten İsrail oğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, ben de müslümanlardanım!" dedi.
(Yunus sûresi 90)

Şimdi mi.? Oysa daha önce isyan etmiş, bozgunculardan olmuştun..
(Yunus sûresi 91)

Bugün senin bedenini, kurtarıp bir tepeye atacağız ki senden sonra gelenlere ibret olasın. Ama insanlardan çoğu bizim ayetlerimizden gafildirler.
(Yunus süresi 92)

Hz. Allah, ömrü hayatı boyunca hiç Allah demeyene, "son nefesinde Allah dedirtirim, işte O Allah benim" buyuruyor.

Son nefeste Allah demek..?

İşte Firavun örneği...İşi son nefese bırakmak yanlış hesap, büyük bir kayıp..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Dünya mendupdur, güzeldir. Dünya 'daki kazanç hiçbir yerde yoktur. Ne kabirde, ne mahşerde.! Gafil olmayalım.!

Dünya, ben-i adem’in rahmet kaynağı ve manen ihya yeridir.!

Tasavvufta Ben'i adem : Ademoğlu, Adem 'in, lügat manası ise, yok, yokluk demektir.

Kul, Hz. Allah 'ı bildiği, subuti sıfatlarını müşahede ettiği zaman Adem 'likten, yokluktan kurtulup, insan sıfatını alır. Hz. Allah 'ı bilemeyenler ise, Adem 'likten kurtulamamış, terakki edememiş demektir.

Dünya ve ahirette mesut olmak istiyorsak, Yaratanımıza kul olmanın zevkine erme çabasında olalım. Rabbımıza layık kul
olmanın hazzından, zevkinden uzak durmayalım. Sonsuz rahmet-i ilahiden nasipli, ihya olmuş, rahmeti ilahiyeye vesile
kılınmış, bahtiyar kullarının saflarında bulunmak gayemiz ve zevkimiz olsun.

Şunu hiç unutmayalım, Hz. Allah kullarını gazabı için yaratmadı. Dünyaya başka gözle bakmayalım. Dünya kazanç ve
rahmeti ilahiyenin kaynaştığı yerdir. Mendubdur... Dünyadaki manevi kazancı başka bir yerde arama, bulamazsın.!

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: ''Sizin en hayırlınız, dünya için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyendir''. Dünya kazanç yeridir. Zarar yeri değil.

Dünya, ezel-i ervahda imtihanı veremeyen ruhlara, rahmetimden istifade etsinler diye, Rabbimizin sonsuz rahmetinin tecelli yeridir . Yani bütün insanlık için, ikinci bir fırsattır..

Bu alem kazanç yeridir. Hz. Allah ’ı bilenler için rahmettir. Bilmeyenler için cifedir, uyarıdır, netice olarak o da rahmettir.
 

VOYAGER

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
8 Şubat 2024
Mesajlar
41
Tepkime puanı
3
Hz. Allah 'ı hatırlatan her bir davranış, zikir olarak ifade edilse de, bu devamlılığı sağlayan tek mercii, Tasavvuftur.. Bu da ancak, Kamil bir Mürşid 'e intisap etmek, günlük olarak, aksatılmadan yapılan vird ile mümkündür.
Çok uzun yıllardır tartışılan ve "tasavvuf" kelimesi ile anlatılan ama bunun da bir çok farklı anlayışa ayrıldığı görüş veya görüşlerin Peygamber zamanında aslında hiç de olmadığı ve ondan çok sonra ortaya çıktığı halde sabit itikadî ve amelî hükümlere sonradan eklenmeye çalışıldığı itirazlarına akla uygun bir cevap acaba var mıdır? Öte yandan, kâmil bir mürşide intisap etmek gerektiği iddiasının bir geçerliliğinin olmadığı itirazı ve eğer öyle olsaydı bunun Veda Hutbesinde niye belirtilmediği itirazı ortada durmaktadır. Bir takım kişilerin hangi yetkiyle ve izinle Silsile-i Aliyyenin filanca halkasında oldukları ve irşada memur kılındıkları iddia edilebilmektedir? Veda hutbesi ortadayken, Kuran ve hadisler ortadayken, emir ve yasaklar belli iken bu zevat başkaca ne yapacaktır? Acaba müslümanların itikad ve amelde bir yanlışları varsa bunları görmek ve düzeltmek için bu zevat mı devreye girecektir? Ahirette kişilere mürşidin kim diye mi sorulacaktır? Mürşid olduğu iddia edilen zevat, müridlerine vird buyurma yetkisini nereden ne zaman almışlardır? Bir müslümanın şöyle şöyle vird alması ve takip etmesi gereklidir şeklinde bir Peygamber sözü acaba var mıdır? Vardır da gizlenmiş midir ve sadece mürşid olduğu varsayılan kişilere gizlice nesiller boyunca mı bildirilmiştir? Buna kargalar bile güler denilse cevabınız ne olur?

Seyyid oldukları iddiası ile ki, bunun hem doğruluğu şüphelidir hem de es kaza gerçekten doğru bile olsa kişinin soyuna değil takvasına bakılır ilkesi gereği zerre kadar kıymeti yoktur, müslümanlara bir de üstelik "gavs iddiası" ile seslenen malûm cemaatın görüşü veya mesela Pakistan'daki meşhur "Çuf Çuf hoca" cemaatının ne olduğunu bilmediğimiz görüşü veyahut ta bunlardan çok daha ayrı olarak tevhid ilkesini "Lâ ilahe illallah" değil de ısrarla "Lâ mevcude illallah" şeklinde anlamak isteyen ve "Sen çekil aradan, ortaya çıksın Yaradan" demeyi marifetullah olarak ileri süren görüş gibi ehl-i sünnet akaidi ile bağdaşmayan pek çok görüşler ortadayken sizin bahsettiğiniz tasavvuf görüşünün yeri acaba nereye düşmektedir? Her müslüman, ibadetini kendisi yapmakla mükellef ve mesul olduğu halde mürşit olduğu varsayılan kişinin müslüman ile Allah arasında bir aracı gibi gözükmesine bir diyeceğiniz var mıdır?

Allah idrakimizi artırsın, hatadan ve günahtan muhafaza eylesin, âmin.
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Ah akıl ah..! Sen nelere kadirsin.

Akıl ; Mevlâna hazretlerine göre, Hz. Allah 'ın ilmi karşısında ''çamura batmış merkebe'' benzetiliyor. Ne demek bu.?

Akıl, külli iradenin karşısında yok mesabesindedir ki, her şeyi ölçüp biçmeye muktedir değildir. Her şeyi akılla ölçmeye kalkışırsan, bırak ahiret için bir şeyler elde etmeyi, ahiretin kıyısından dahi geçirmezler.. Hangi akıldan bahsediyorsun.?

İnsana verilmiş olan akıl, ''dünya hayatını idame ettirebileceği'' kadarla sınırlıdır. Dahası var mı..? Yok...

Akıl, madde ilminde bir nebze işe yarasa da, mana ilmine vakıf değildir, olamaz da. O akıl ki, beş duyu ile alakalıdır, gördüğü, dokunduğu, işittiği, tattığı, kokladığı şeylerden haberdardır, kabullenir. Dışındaki hallerle pek alakalı değildir. Kabullenemez.

Halbuki İslam, fizikten de öte, metafizik hallerle donatılıdır. İşte akıl bunu anlamaya, çözmeye, idrake muktedir yaratılmamıştır. Aklın pek işi olmaz ama, Hz. Allah 'ı görmediğin, işitmediğin, hissetmediğin, beş duyunun dışında nasıl düşüne biliyorsun.? Zandan öte bir inancın var mı.?

Varlığını kabul ettiğin, ancak şahidi olamadığın, zanni bir yaratıcı inancından öteye yolunun olmadığından eminim. Şayet ''eşhedüenlailahe illallah'' ın manasını idrak etmiş ve Hz. Allah 'ın gerçek şahidi olmuş olsa idin, bu satırları karalamaktan ''içtinap'' ederdin, cesaret edemezdin.

Madem ki aklın senden ileride, orucu, abdest ve namazı, haccı, kurbanı, tavafı, say'ı, şeytan taşlamayı, arafatı, tüm ibadetleri akıl ve mantık ölçüsünde bir anlatıver de istifade edelim. Hz. Allah 'ı nasıl biliyorsun, nasıl kabulleniyorsun, şahitliğini bir anlat da istifade edelim..

''EVLİYA''...! Hakkında Hz. Allah şöyle buyuruyor.!

Yunus 62 ..
İyi bilin ki, Allah’ın Evliya 'sına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.

Yunus 63..
Onlar, iman edip de takvaya ermiş kullarımdır.

Yunus 64..
Onlar için dünya hayatında da ahirette de “müjde” vardır. Allah’ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.

İmani bir konu, zorlama yok, ısrar yok.. Adem a.s 'dan günümüze kadar Hz. Allah 'ın vazifeli kulları, peygamber varisi Evliyaullah, her daim var olmuş ve kıyamete kadar da var olacaklardır. Hz. Allah kainatı tek bir an boş bırakmamış, bırakmayacaktır. Peygamberlerin hayatta olmadığı zamanları, bu varisleri ile doldurmuştur.

Kuran 'da Hz. Allah ..! Peygamber, Elçi, Nebi, Uyarıcı, Mürşid, Veli, Evliya gibi ayrı ifadeler kullanıyor. Akıl ölçüsü kullanan kardeşim, haydi bunların açıklamasını akıl ölçüsünde bizler için yapıver..

Dünya hayatından, ahirete irtihal etmiş bir peygambere, nasıl biat ettiğini bizlere anlatırmısın..? Biat, biat'ı Resulullah 'tır ki, ancak ve ancak, hayatta olan bir elçiye yapılabilir. Hayatta olmayan bir elçiye nasıl biat edebilirsin.? Gıyaben mi..?

İşinize geldiğinde Kuran 'ın evrenselliğinden bahsedip, işinize gelmediğinde, bazı durumları dünde bırakmak, ne evrenselliğinden bahsetmiş olduğunuz Kuran 'a, ne de varlığını kabullendiğiniz, ancak şahidi olamadığınız, zanni Allah inancına uyar..

Beşikten mezara kadar muhtaç yaratılan sen.. Aklınla bu dünyayı halledip, yine aklınla ahireti elde edebileceğini mi zannediyorsun.?
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
''Ustasız sanat haram'' buyrulmuş.. Dünya hayatında her daim bir ustaya ihtiyacı olan, terbiyeye muhtaç yaratılan, beşikten mezara kadar ilim tavsiye edilen insan olmaya namzet kişi...

Zannediyor musun ki, ahiret yurduna gidişte, bir Elçiye, bir Uyarıcıya, bir Evliya 'ya, bir Veliy 'ye muhtaçlığın olmasın..!

Onların koruma ve muahafazasına sığınmadan, terbiyesine girmeden dünya hayatını tamam edebilesin..!

Kırmızı ışıkta durmaya mecbur olan kardeşim.. Ahireti elde etmenin, Evliya 'sız mümkün olduğunu mu zannediyorsun.?

Alemdeki her bir bir şey, başka bir şey için vesiledir. Amaç değildir. Evliyaullah da insanlık için vesiledir, amaç değildir. Amaç, Allah 'ı bilmektir ki, Evliya bunun için elzemdir. Allah 'ı bilmenin başkaca bir yolu, yönü yoktur.

Evliyaullah kişiyi kendisine çevirir, ''nefsini bilen, Rabbını bilir'' hitabına eriştirir ki, kişiye nefsini tanıtıp, Rabbini bildirir.. Gayrıya bakmaya değil, Hakka bakmasını öğretir. Amaç değil, vesiledir..

Uykusuzluk, uyumaya, susamak, su içmeye, acıkmak, yemek yemeye vesiledir. Amaç karın doyurmak ise, açlık doymaya vesiledir. Amaç su içmek ise, susamak, susuzluğun giderilmesi için vesiledir. Maksat uyumak ise, uykusuzluk uyumaya vesiledir.

Evliyaullah da, şeriatına tabii olduğun Peygamberinin izinden gitmek için vesiledir, amaç değildir.. Dünya hayatında Evaliyaullah 'a biat eden bir kimse, onun vesilesi ile Peygamberine biat vecibesini yerine getirmiş demektir..

Allah ile kul arasına girmek diye bir şey yok. İşte, madde ilminden, satır ilminden kurtulamayanların iddiası, bundan öte gidemez. Allah 'ı ne zannediyorsun ki.? Bütün azameti ile her şeyleri kuşatmış..!

Hz. Allah, Kâf suresi 16. ayette;

''Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona verid damarından daha yakınız''. Buyuruyor..

Bu ayeti kerimeyi aklın ile nasıl açıklaya bileceksin.? Hangi aradan bahsediyorsun.?

Bugün ekranlarda, nette ve daha başka yerlerde, Tasavvuf ehli olmayan, herhangi bir Evliya 'nın elinden tutmayan, biattan uzak kişiler, zanni bir inançtan başka bir ilme muktedir olamazlar.. Hz. Allah 'ı bilme sanatından bahsedemezler. Her ne kadar Allah inancına sahip olsalar da, manen mutmain olamazlar. Bu kadar, kesin ve net..

Bir başkasını eğitmeye, öğretmeye kendilerini vazifeli görseler de, kendilerini bundan muaf görürler. Hz. Allah 'ı sadece fiili sıfatları ile anlata bilirler..

Hz. Allah bu manada Al'i İmran suresi 31. ayette;

De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." Buyurmakta..

Yine bu manada Hz. Allah Fetih suresi 10. ayette;

''Sana bi'at edenler, gerçekte Allah'a bi'at etmektedirler. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. Ve kim Allah'a verdiği sözü tutarsa Allah ona büyük bir mükafat verecektir''. Buyurmakta..

Ne madden, ne manen, hiç bir şeyin kendiliğinden ortaya çıkması mümkün değildir. Güç, kuvvet, kudret Hz. Allah 'ın.. Tertip, taktir, tanzim, Hz. Allah 'ın.. Allah 'a ait olan hiç bir şeyi de akıl çerçevesinde düşünmek, anlamak, çözmek, anlatabilmek mümkün değildir.

Şayet bütün bunları, akıl ve lisan ile ifade edebilmek mümkün olmuş olsa idi, işte o zaman, haşa Hz. Allah 'ın azametinden, bütün tasarrufatın Zatına ait olduğundan, hayrı ve şerri, kaderi ve kazayı yaratan olduğundan bahsedilemezdi.

İman nedir.? Gayb 'dır. Gayb nedir.? Bilinmeyen, görülmeyen.. Bilinmesi ve görülmesi mümkün olmayan.. Akıllı kardeşim şimdi söz sırası sende. Akıl ve mantık ölçüsünde gaybı buyur anlat...
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Vird 'in tarifi şöyle ;

''Allah'a yaklaşmak için belirli zamanda ve belli miktarda yapılan ibadet, dua ve zikri ifade eden tasavvufi terim''.

Evliyaullah, bunun adedini kendisi belirleyemez. Manada ne emredilmişse, dervişe onu bildirir. Adet meselesi değil, devamlılık esastır. Kişi müntesip oldu, biat etti, ölünceye kadar vermiş olduğu bu sözden sorumludur.

Evliyaullah 'ın vesilesinde kul, Hz. Allah 'a söz vermiştir. Bu ahdini ölünceye kadar yapmakla mükelleftir. Bir gün yaptı, beş gün yapmadı, beş gün yaptı, bir gün yapmadı gibi bir lüksü yoktur. Devamlılık esastır ve bu ahdinde sadakatli olması gerekir.

Bu manada, ''ibadetin az, amma devamlı olanı makbuldür'' hitabı dervişe 'dir. Bazen yapmak, bazen yapmamak, bazen az, bazen çok değil.. Sadakat ve samimiyet ölçüsünde devamlılığı düsturudur, bozmaz, halel getirmez, ahdinde sadık kalır.

Ey akıl..! Gerçekten de insana en büyük zararı veren sensin.. Kişinin kendisine vermiş olduğu zararı, bir başkası veremez. Akıl her şeyi anladığını, her şeyi bildiğini zanneder ki, asla öyle değildir. Topluma, etrafa, kendimize bir bakalım. Genelde bildiğimizi, anladığımızı zannettiğimiz şeylerdir bize hep kaybettiren..

Çok zaman, madde aleminde kendi yaptığımız şeyleri beğenmezken, manevi alem için, gayb alemi için devreye giren akla nasıl güvenile bilir.? Allah 'ı bilmeden, zanlı bir inanışla, edilebilir ise tefekkür et bakalım..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
"Çuf Çuf hoca" cemaatının ne olduğunu bilmediğimiz görüşü veyahut ta bunlardan çok daha ayrı olarak tevhid ilkesini "Lâ ilahe illallah" değil de ısrarla "Lâ mevcude illallah" şeklinde anlamak isteyen ve "Sen çekil aradan, ortaya çıksın Yaradan" demeyi marifetullah olarak ileri süren görüş gibi ehl-i sünnet akaidi ile bağdaşmayan pek çok görüşler ortadayken sizin bahsettiğiniz tasavvuf görüşünün yeri acaba nereye düşmektedir? Her müslüman, ibadetini kendisi yapmakla mükellef ve mesul olduğu halde mürşit olduğu varsayılan kişinin müslüman ile Allah arasında bir aracı gibi gözükmesine bir diyeceğiniz var mıdır?

Allah idrakimizi artırsın, hatadan ve günahtan muhafaza eylesin, âmin.
Sap ile saman birbirine karışmış..

''Lâ mevcude illallah'' : Cümle mevcudatta, Hz. Allah 'ın varlığını görmek, her şeyi O 'nunla müşahede etmektir. Her bir zerre, O 'nun varlığı ile vardır. Bi'zatihi değil, izafidir, mecazidir.. O 'nun ilim ve iradesinin tenezzülen zuhurudur.

Dileyen, tertip eden, taktir eden, tanzim eden O 'dur. O 'nun ilim ve iradesinin dışında, ne maddede, ne manada bir şeyin zuhur etmesi mümkün değildir.

Hz. Allah Musa a.s 'a hünnap ağacından seslendi. Kasas suresi 30. ayette;

Oraya gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ kıyısından, ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi: Ey Musa.! Bil ki ben, alemlerin Rabbi olan Allah’ım.

Ey aklı selim olan, aklı ile her şeyi anladığını zanneden voyager..! Haşa ki haşa..!

Ağaç mı Allah 'idi..? Allah mı ağaç..? Akıl bunu anlamaya, ifade etmeye muktedir mi.? Hayır.. Ancak anlatıldığı kadar, duyduğun, okuduğun kadar bildiğini zannedersin. Tecelliyat, zuhurat der, geçersin..

Elbette ki sen çıkacaksın aradan ki, kalacak Yaradan. İki var bir arada olmaz. Sen varlık iddiası yürütürken, Allah 'ı nasıl bilecek, nasıl idrak edeceksin.?

Nefsini bileceksin ki, Rabbını tanıyacaksın. Nefsini bilmeden Rabbını tanıyamazsın. Sana verid damarından daha yakın bir Yaratıcıdan haberin yok iken, içindeki nefsten nasıl haberin olacak.?

Her kişi, kendi anladığından, kendi bildiğinden sorumlu. Elbette ki anladığını, bildiğini yaşayacaksın. Amma, henüz Hz. Allah 'ın madde aleminde yarattıklarından bi haberken, varlığından bahsedilen onsekiz bin alemin mevcudiyetini çözememişken, akılcı din ile nereye gideceğini zannediyorsun.?

Mürşidi, aracı gibi gören göz, sendeki göz..! Tekraren ;

Mürşid, vesiledir, amaç değildir. Amaç Allah 'ı bilmektir. Vesilesiz yaratılmış, maddede tek bir zerre olmadığı gibi, manada da tek bir zuhurat bulamazsın. Mana alemini ne zannediyorsun, nesinden haberdarsın da, böyle teferruatlarla alakalısın.?

Yunus Emre şöyle der;

Beni bende demen, bende değilem,
Bir ben vardır bende, benden içeru..!

Bu da ancak nefsini bildiğinde ortaya çıkar ki, nefsimi biliyorum demek, nefsini bildiğin anlamına gelmez..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Allah idrakimizi artırsın, hatadan ve günahtan muhafaza eylesin, âmin.
Amin..

Musa a.s ve Hızır a.s ile ilgili ayet, malumunuzdur..

Musa a.s, Hızır a.s ile karşılaşınca, bana da sendeki ilimden öğretmezmisin diye soruyor. Musa a.s 'a cevaben Hızır a.s buyuruyor ki, sen buna tahammül gösteremezsin. Musa a.s, gösteririm dediği halde, tahammül gösteremiyor.

Neden.? Sebepsiz yere delinmiş bir tekne, sebepsiz yere öldürülmüş bir çocuk, sebepsiz yere örülmüş bir duvar..

Aynen senin gibi ''ilm'i ledün'' 'den, Hz. Allah 'ın ilminden habersiz, sürekli itiraz ediyor ve neticesinde ayrılık gerçekleşiyor. Kıssadan hisse.! Şuna dikkat çekmek istiyorum;

Hz. Allah 'ın Peygamberi, Hz. Allah 'ın ilminden habersiz.. Haşa buna ben muktedir değilim ancak, ayet bu veçhile..

Yani, Hz. Allah, Hızır a.s 'a verdiği ilmi, peygamberi Hz. Musa a.s 'a vermemiş.

Hal böyle iken, hızır mısın, hayır. Musa mısın, hayır. Evliya mısın, yine hayır..!

Öyle ise hangi akıl ve mantık çerçevesinde manayı anlamak ve çözmek peşindesin voyager.?
 

VOYAGER

Katılımcı Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
8 Şubat 2024
Mesajlar
41
Tepkime puanı
3
İtiraz edilen hususa cevaben akla uygun bir cevap İslam tarihinde kaydedilmediği için hiç ilgisi yokken Allah'ın insana verdiği en önemli nimet olan akıl nimetini değersizleştirmeye çalışarak "çamura batmış merkep" gibi ilgisiz ve çok yanlış bir örnek verdiniz. Bu cevabı vermek için bile aklınızı kullanmadınız mı acaba? Dinin sadece akıl sahiplerine gönderildiğini unutmuş olamazsınız. Allah'ın ilmi ile insan aklını karşılaştırmak abes olup - hâşâ - asıl konu değildir ki zaten! Konu sadece tasavvuf denilen çeşit çeşit görüşlerin Peygamber zamanından çok sonra ortaya çıkması itirazının haklı olmasıdır. Bu haklılığı neden kabul etmek istemediniz? Sonradan çıkan ve dinin itikadi ve ameli hükümlerine eklenmeye çalışılan görüşler sıkıntılı değil midir? Mürşit-mürit-rabıta-toplu zikir gibi dinin aslında olmayan "sonradan eklemeler/katmalar" için bir diyeceğiniz olabilir mi acaba?

Her şeyi akıl ile ölçmeye kalkıştığımı da nereden çıkardınız? Lütfen konuyla alakasız bilgileri ekleyip konuyu uzatarak cevap verdiğinizi zannetmeyin. Gereksiz uzunluktaki yorumunuzun her cümlesine verecek cevabım var elbette (merak etmeyin yanlış bilinen bir saygısızca sözde vecize ile devam etmiyorum çünkü o sözde vecizeyi zaten peşinen ret ediyorum) fakat buna hem şimdilik gerek yok hem de zamanım yok.

İnsana verilen görev tevhid ilkesini kabul etmek ve islam dininin vecibelerini yerine getirmektir ama bunun için mürşite intisap etmek gibi sonradan icat edilmiş iddia ve görüşleri sanki farzmış gibi kabul ettirmeye çalışmak vebaldir.

"Nefsini bilen rabbini bilir" sözünün aslında hadis olmadığını, "kelâm-ı kibar" denilen ve aslında başka kişilerce söylenmiş bir söz olduğunu hiç duymadınızsa veya okumadınızsa lütfen araştırın. Çok yerde rastlanılan ve Arapça "Kenz-i mahfi" olarak bilinen sözün de benzer şekilde aslında Peygamber (S.A.V.) tarafından söylenmiş olmadığı ile ilgili görüşleri lütfen araştırın.

Faydasız ilimden uzak durulması gerekir ilkesini doğru anlamak önemlidir. Başkalarının yazdığı cümlelerden onun amacı veya diğer amaçları hakkında tahminî olarak çıkarımda bulunarak eleştirmek yâni "zan" etmek doğru değildir ve kibir ihtimali de taşıyabilir. Lütfen bundan kaçının çünkü zannın bir kısmı bildiğiniz gibi günahtır.
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
"Akıl, maneviyatın karşısında çamura batmış merkebe benzer"..

Maneviyatı akıl ile çözebileceğini zanneden kişinin, maddeden öte nasibi yoktur.

Akıl, nefs ile at başı gider. Akıl, nefsin himayesi altındadır. Hz. Allah 'ın ilmini anlamaya yetkili değildir.

Akıl, akıl..!

Maneviyatı hisseden gönüldür, akıl değil. Akıl, dünyevi yaşantı için elzemdir, maneviyat için değil.

..Abdûlkadir Geylani,
..Seyyid Ahmed'er Rufai,
..Seyyid Ahmed'el Bedevi,
..Mevlâna Celaleddin'i Rumi,
..Hacı Bayram'ı Veli ve daha niceleri..

Kimlerdi bunlar.?

Yok dedin, yok olacak değil. Evliya her devirde var idi, kıyamete kadar da var olacak.

Kuran biatı emrediyor. Kuran, Evliya 'dan bahsediyor. Kuran, Veli, Mürşid, Uyarıcı, Elçi 'den bahsediyor.

İslamı, şartlı yaşayan, Lailahe illallah diyen kişinin Müslümanlığını kabul edemeyen, Evliya 'ya dost diyen, gönlü ihmal edip, aklı mürşit edinen bir kişinin...

Tasavvuf 'u, Evliya 'yı kabul etmesi zaten beklenemez.

Yaptığım paylaşımlarda, aklın her şeyi anlamaya yeterli olmadığını, farklı örneklerle ifade etmeye çalışmıştım. Amma, anladım ki, anlattıklarım, sizin anladığınız kadar..

Evliya, Hz. Allah 'ın tertip ve tanzimidir. Evliya 'ya yok demek, Hz. Allah 'a noksan sıfat isnat etmektir.

Kuran neden Evliya 'dan bahsediyor.? Neden Elçi, Uyarıcı, Mürşid, Veli 'den bahsediyor.?

Neden yalnızca Peygamber hitabı kullanılmamış da Evliya 'dan bahsediliyor.?

Tasavvuf mu sizi rahatsız eden, yoksa zikir ehli olanlar, dergahlar mı.?

Ya da akıl çerçevesine sığdıramadığınız Evliyaullah mı.?
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
İtiraz edilen hususa cevaben akla uygun bir cevap İslam tarihinde kaydedilmediği için hiç ilgisi yokken Allah'ın insana verdiği en önemli nimet olan akıl nimetini değersizleştirmeye çalışarak "çamura batmış merkep" gibi ilgisiz ve çok yanlış bir örnek verdiniz. Bu cevabı vermek için bile aklınızı kullanmadınız mı acaba?
Belli ki kelam ilmin bayağı kuvvetli. Satır aralarına ustaca gizlenmiş bu ifadeyi görmedik zannetme.. Kötü söz sahibinindir.
Dinin sadece akıl sahiplerine gönderildiğini unutmuş olamazsınız. Allah'ın ilmi ile insan aklını karşılaştırmak abes olup - hâşâ - asıl konu değildir ki zaten! Konu sadece tasavvuf denilen çeşit çeşit görüşlerin Peygamber zamanından çok sonra ortaya çıkması itirazının haklı olmasıdır. Bu haklılığı neden kabul etmek istemediniz? Sonradan çıkan ve dinin itikadi ve ameli hükümlerine eklenmeye çalışılan görüşler sıkıntılı değil midir? Mürşit-mürit-rabıta-toplu zikir gibi dinin aslında olmayan "sonradan eklemeler/katmalar" için bir diyeceğiniz olabilir mi acaba?
Tasavvuf 'u Din-i İslam 'ın dışında görmek, beş duyunun esiri, felsefi, materyalist bir yaklaşım. Madde aleminden öte yolu olmayan bu yaklaşım, Allah 'ı nereden bilecek.? Bildiğini zannettiği bir yaratıcı inancından öte geçmez.

Akıl hayvanda da mevcut. Bütün hayvanları belli bir ölçüde terbiye etmek, onları kendi amaçlarımızda kullanmak onlara verilmiş olan akıl sayesindedir. Amma fikir yok, irade yok, ilim yok.. Hayvanı insandan ayıran gönüldür. Gönüldür Hakkı, batıldan ayıran, iyi ve kötü ayrımını yapan. Gönüldür seven, aşkı hisseden, merhameti, şefkati, vicdanı ortaya koyan..

Akılmış..! Hangi akıl.?

Şeytan da akıllı, Allah 'ı en iyi bilenlerden. Hırsız akıllı, fahişesi akıllı, kumarbazı akıllı, alkoliği akıllı, hacısı akıllı, hocası akıllı, dinlisi akıllı, dinsizi akıllı, akıllı.. Akılsız tek bir mahlukat göster. Amma, gönüle gelince işler değişir. Gönül devreye girince, muhabbet, aşk, sevgi, vicdan, merhamet devreye girer. Niyazi Mısrî şöyle ifade eder;

Alemin Halik'ı birdir
Niçin bazısı kafirdir.?
Bu ne hikmet, bu ne sırdır.?
Bilen gelsin bu meydane..!

Mezhepler de Peygamberimiz efendimizden sonra çıktı. Sana gör din dışı mı.? Hadislerin bir çoğu, peygamber efendimiz zamanında yazılmadı ve Peygamberden sonra çıktı.. Hepsinin de sıhhatinden emin misin.? Karma, katma, kime göre.? Şahsınıza.! Önem arzeden bir yanı var mı.? Hayır, asla..

Tasavvuf, Tarikat ilave etmez, yaşam tarzıdır, Din-i İslam 'ın yaşanıla bilirliğidir. Evliyaullah, Hz. Resulullah 'ın varisleridir, biat mercileridir, manevi terbiye ile vazifeli, Hz. Allah 'ın selahiyetli kullarıdır. Neden, Yunus sûresi 62, 63, 64 ile alakalı değildin.? Sadece bu değil, Kuran 'da bahsi geçen Evliya ile neden alakasızsın.?

Çünkü Evliya 'ya karşısın, çünkü Tasavvuf ve Tarikat karşıtısın. Çünkü akıl ile her şeyi anlayıp, akıl ile her şeyi çözebileceğini zanneden, felsefi, materyalist bir düşünceye sahipsin. Bu alemde ne kadar cevap verilse de, hakikat-i alemde yapmaya çaılştığın bu tahribatın hesabı karşına çıkacaktır.

Her şeyi akıl ile ölçmeye kalkıştığımı da nereden çıkardınız? Lütfen konuyla alakasız bilgileri ekleyip konuyu uzatarak cevap verdiğinizi zannetmeyin. Gereksiz uzunluktaki yorumunuzun her cümlesine verecek cevabım var elbette (merak etmeyin yanlış bilinen bir saygısızca sözde vecize ile devam etmiyorum çünkü o sözde vecizeyi zaten peşinen ret ediyorum) fakat buna hem şimdilik gerek yok hem de zamanım yok.
Hangi vecize.? Cımbızla kopardığınız konu mu sizi meşgul eden.? Tarikat, Tasavvuf, Şeyh, mürid, rabıta..! Bunlardan mı rahatsızsınız.? Salikleri sizinle aynı fikirde değiller. Hepsinin de mutmain olduğunu ifade edebilirim.

Sizin içinizdeki rahatsızlıklar, sizi bu türlü konulara çekiyor. Neden.? Çünkü Allah 'ı bilmiyorsunuz..! Çünkü, mutmain değilsiniz. Çünkü, iç aleminizle çekişiyor, çelişiyorsunuz. Nedeni, hakikatın dışında başka mecralar sizi yeterince oyalıyor, meşgul ediyor. Bahane hazır, zaman yok, gerek yok..!
İnsana verilen görev tevhid ilkesini kabul etmek ve islam dininin vecibelerini yerine getirmektir ama bunun için mürşite intisap etmek gibi sonradan icat edilmiş iddia ve görüşleri sanki farzmış gibi kabul ettirmeye çalışmak vebaldir.
Tevidi biliyor musunuz ki Tevhidden bahsediyorsunuz. Allah bilinmeden Tevhid anlaşılır mı.? Hiç bir Tarikat Allah 'ın emir ve yasakları dışında ilave denilebilecek eklemeler yapmaz. Terbiye usülleri farklılık arzeder ve günlük yapmaları gereken virdleri vardır. Bu da ahiret için gerekli zikirlerdir.

Hamdeder, selavat okur, tövbe eder, kelime'i tevhid, lafza'i celal okur. Bunlar İslam 'a ilave değil, kişinin ahiret yurdu ve kurtuluşu için elzemdir. Beş vakit namazına beş daha ilave eder, teheccüd, vit'r, kuşluk, duha, evvabin namazlarını kılar. Var mı İslam dışı bir ibadet.?

Tam da yeri gelmişkeni zuhr-u ahir diye bilinen şeyi kabul etmezler.. Çünkü ibadet değil, namaz değil, farz değil, sünnet değil, vacip değil, müstehap değil..
"Nefsini bilen rabbini bilir" sözünün aslında hadis olmadığını, "kelâm-ı kibar" denilen ve aslında başka kişilerce söylenmiş bir söz olduğunu hiç duymadınızsa veya okumadınızsa lütfen araştırın. Çok yerde rastlanılan ve Arapça "Kenz-i mahfi" olarak bilinen sözün de benzer şekilde aslında Peygamber (S.A.V.) tarafından söylenmiş olmadığı ile ilgili görüşleri lütfen araştırın.
Tasavvufu araştırın, Tarikat 'ı araştırın, Evliya 'yı araştırın, Dergah, Derviş, Mürşid nedir, araştırın. Biz, bildiğimiz, gördüğümüz, anladığımız ve idrak ettiğimiz için bu noktadayız. Bakması, araştırması gerekenin siz olduğu kesin ve net..
Faydasız ilimden uzak durulması gerekir ilkesini doğru anlamak önemlidir. Başkalarının yazdığı cümlelerden onun amacı veya diğer amaçları hakkında tahminî olarak çıkarımda bulunarak eleştirmek yâni "zan" etmek doğru değildir ve kibir ihtimali de taşıyabilir. Lütfen bundan kaçının çünkü zannın bir kısmı bildiğiniz gibi günahtır.
Faydasız ilim, sahibinindir. Kişi neyin müşterisi ise, arar, bulur, alır.. Evliyaullah 'ın, çengelde kokmuş eti yoktur.

Kelleden beklenen, beyin..

Gaflet ile Hakk 'ı buldum diyenler,
Er yarın Hakk divanında belli olur.
Ahir tedarikin gördüm diyenler,
Er yarın Hakk divanında belli olur..

Unutmadan şunu ifade etmek isterim ki, muhatabınız ben gibi görünsem de, iş kabağın sahibine aittir. Dolayısı ile muhalefetinizin muhatabı da ben değilim. Ben almış olduğum manevi terbiyeden bir şeyler paylaşmaya çalışan dervişim.

Karşı duruşunuz doğrudan Evliyaullah 'a, doğrudan maneviyata uyarmak istedim..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Akıl, en basit ifade ile..!

Nefsin dıştan görünür hali, insanın imtihana tabii yanıdır.

Nefs ise, iblisten hiç bir farkı olmayan, hatta insanın iblisten daha şerli yanıdır ki, toplumlarda meydana gelen olumsuz her bir hadisenin baş aktörüdür.

Denilir ki, içinde nefs gibi bir düşmanın varken, dışarıdan hangi tehlikerden korunmayı düşünüyorsun.?

Nefsani mi, akli mi bunu ayırtedebilmek pek mümkün olmasa da, hadiselere emir ve yasaklar ölçüsünde bakabilmek, işin çözümüdür.


Nefsin azgınlığı, aşırılığı, aklı ön planda tutmak, kişideki bütün olumsuz hal, düşünce ve davranışların müsebbibidir.

Kin, nefret, bağımlılık, bitmez tükenmez bir arzu istek, aşırılık, varlık, benlik, kibir, her şeylere sahip olma arzusu, başkasına muhtaç olmama içgüdüsü, başıboş hayvan gibi yaşama dürtüsü v.s daha daha daha..

Nefs ile akıl işbirliği yapar. Araya hiç bir şeyin girmesine tahammül göstermezler. Hep, "ben" derler. Ki, bu da alemlerin sahibi Hz. Allah 'ın hiç sevmediği haslettir. Varlık, Hz. Allah 'ın Zatına mahsustur.

Başka durumlar önem arzetmez, yeri geldiğinde nefs ve akıl, mevcut her şeylerini feda etmeye, her şeylerinden vazgeçmeye daima hazırdırlar.

İşte bütün bunlar, akıl ölçüsü ve nefsin işbirliği içerisinde at başı gider.
Birbirleri ile iyi anlaşır, iyi geçinirler.

Taa ki, Allah için doğruya, hakikate yönelinceye dek bu kural değişmez.

Evliyaullah der ki ; "Nefs Allah 'tan kaçar, siz onu bir yere bağlayınız"..

Biat bunun için gereklidir.

Bir çoğumuzun hissettiği bir haldir ki, neredeyse bununla imtihan olmayanımız yoktur.

Bir yardım toplanacak, her bireyin buna katkı sunması isteniyor, manevi ortamda cammide bahsedilen konuların etkisinde kalan kişi, ilk anda aklından (nefsani) yüz TL vermeyi geçirdi diyelim.

Hoca henüz hutbeden inmeden kişi, bu rakam seksen TL. ye, farz namaza başlamadan hemen önce elli TL. ye, namazı kılıp çıktığında ve toplanan parayı gördüğünde ise bu rakamı yirmi TL. ye düşürmek ister.

Makbul olan hangisi mi.? İlk düşündüğü rakamı verebilmek. İşte bu, nefs ile mücadelenin en belirgin yanıdır.

Akılsız nefs, nefs 'siz akıl meczupluktur ki, ne madden, ne manen hiç bir sorumluluğu yoktur.

Çünkü insan, her ne kadar düşmanı olsa da, kendisine verilen nefs ile bir değerdir. Onunla mücadele edebildiği, onu alt edebildiği ölçüde insan olmaya namzettir.

Akılmış, hangi akıl.?

Aklının ve nefsinin esiri olmuş insan için, dünyevi ihtiyaçlarını karşılayacak, dünyevi saltanatını idame ettirebilecek maddeyi buldu mu, hakikat onun için önem arzetmez. Çünkü kimseye muhtaç değildir, nefsinin arzuladığı her şeyi elde etmiştir.

Halbuki, aklını ve nefsini tahakküm altına almış, kalbini doldurup, gönül sahibi olmuş bir kimseye, onlarca para teklif edilse de, tek bir vakit namazından vazgeçirilemez..

Aklımızı ve nefsimizi iyi tanıyalım da... Dünyevi işler için gerekli olan, aklımızın, her mecraya burnunu sokmasına müsaade etmeyelm.

Özellikle de manevi konulara..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
.. Firav 'n akıllı idi.
.. Karun da,
.. Nemrut da,
.. Ebu cehil de akıllı idi. Hatta peygamberimiz efendimizin amcaları..

Daha niceleri.. Hepsi de akıllarına yenik düştüler. Manevi olarak gönderilen, Allah tarafından seçilmiş kişilerin peygamberliğini kabul edemediler.

Sebebi neydi.? Zenginlik ve fakirlik.. Hepsinin de maddi durumları yerindeydi.. Bunlara göre, şayet peygamberlik verilecekse, kendilerine, zenginlerden birisine verilmeliydi.

Kendilerindeki mal, mülk, para, evlat çokluğu, kibirlerini artırdı, inançlarının önüne geçti. Akılları onları, hem dünyada, hem de ahirette rüsvaylığa götürdü.

Sonuç.! Elbette ki cehennem..

Akıl, mantık, kişiyi cehennemden başka yöne götürmeye muktedir değildir..

Fakat gönül gözü ile bakan, gönül gözü ile gören kimsede, tevazu, alçak gönüllülük, merhamet, vicdan duyguları eksik olmaz, hesapları ise, geçici dünya hayatı değil, ebedi ahiret yurdudur.

Hz. Allah 'ın karşısında, kul ne kadar alçalırsa, ne kadar hiçliğini idrak ederse, o kadar makbuldur.

Baki olan, var olan Hz. Allah 'tır. Gayrısı yok mesabesindedir.

Maneviyatta hiçlik, Hz. Allah 'a karşı derecedir.

Gönül sevginin durağıdır. Kalp sevgi ile donanırsa ismi gönül olur, gönül olmaz ise sevgi nereye konur.? Denilmiştir..

Aklı ön planda tutup, gönlü ihmal eden kişi, kaybetmiş demektir...
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
''Lailahe illallah'' diyene kafir, gavur demeyelim.

İster İngilizce söylesin, ister Fransızca, ister Arapça, isterse Türkçe söylesin, kardeşimizdir.

Peygamber Efendimiz: ''Ben, kişiler “Lailahe illallah” deyinceye kadar cihat etmekle emrolundum. Ondan sonrası ''Allah’a ait''.! Buyurmakta..

Bizler bilmeyiz, biz ancak kelimeyi biliyoruz. Kelime-i tevhid, hangi şeriatta olursa olsun, İslamiyete girişin anahtarıdır.

Sonrası, Hz. Allah 'a malum. Gayrı hallerine bakmak bizim ölçümüz değil. Amentüye iman, İslam 'ın temel ibadet ve taatları, emir ve yasaklara uyumluluğu, kişilerde Allah inancından sonra başlamalıdır. Allah inancı olmadan yapılan her türlü inanç ve ibadetler boştur.

İslam’ın beş şartı yok. Savm-u salat, Hacc-u zekat, kelime-yi şehadet.. Bunlar İslam’ın değil, iman ve kemalat ölçüsüdür.

Mü’min olmaya çaba göstermek, hepimizin görevidir... Mü’min olmanın nedenlerine dikkat edelim. Maddi gıdaya muhtaç olduğumuz gibi manevi gıdaya daha muhtaç yaratıldık. İhmal, manevi kayıp demektir.

Peygamberimiz Efendimiz bir hadislerinde buyurdular ki:
Kişi mü’min olmadan cennete giremez. Birbirinizi sevmedikçe de mü’min olamazsınız. Ey Allah ’ın kulları, kardeş olunuz.”

Her müslüman manasını, manasının anlamını kabiliyeti nispetinde az çok bilerek iman etmeli.
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
İslam, teferruat değil, özdür.

Bu öz ise, işin aslını oluşturan Allah inancı ile başlar, amentüye iman ile devam eder, Hz. Kuran ve Hz. Peygamberin tebliği, ibadetler ile devamı makbuldür. Bu sıralamanın dışındaki ifadeler ise, teferruattır.

Neden teferruat.?

Çünkü işin aslını teşkil eden, Allah inancı ve iman oluşmadıkça kul, gerçek manada İslam 'a vakıf olamaz.

Allah yolunda, Allah için mücadele edecek isek, evvela işin aslından başlamamız, işin aslından bahsetmemiz gerekir.

İşin aslı kelime-i şehadet değil, Allah inancıdır..! İslam olmanın, Müslüman olmanın başlangıç noktası budur.

Halbuki ''Kelime-i şehadet'', İslam Dini 'nin, imanın zirvesidir ki, malumunuz, manası, ''şahitlik ederim ki, Allah 'tan başka ilah yoktur, yine şahitlik ederim ki, Muhammed s.a.v Allah 'ın kulu ve Resulüdür''..

Günümüzde halâ, ben Müslüman olmak istiyorum diyene, başlangıç olarak ''kelime-i şehadet'' telkininde bulunulmakta. Hiç sorulmuyor ki, kişide Yaratıcı inancı var mı.? Hiç sorulmuyor ki, yaratıcıdan kasıt, Allah inancı var mı.? Var ise zaten Müslüman ve o zaman sonrasından bahsetmek gerekir.

Hz. Allah 'ın emri, Gayb 'a iman oluşmadan, bütün meleklere, indirilen tüm kitaplara, bütün peygamberlere, ahirete, kader ve kazanın, hayır ve şerrin ancak Allah 'tan olduğuna, öldükten sonra dirilineceğine iman oluşmadan, hangi şahitlik..?

Bütün bu saydıklarımızı insanların hazmedebilmeleri kolay mı.? Henüz işin başlangıcında, acabasız bir imana sahip olabilmeleri mümkün mü.? Henüz temel oluşmadan, inşaatı tamam saymak..! İslam 'a girişte, imanın zirvesi şahitlikten başlatmak..! Hangi aklın ürünü belli değil.

Dünyevi işlerde dahi başlangıç önem arzeder. Bir kimse okumadan tahsil görmüş sayılamaz. Tahsil gören bir kimse, ilmi ile alakalı bir işte yeterli sayılamaz. Yeterli sayılabilmesi için, tabiri caiz ise, bir kaç fırın ekmek yemesi gerekir. Dünyevi işlerde böyle..

Peki ya ahiret için..! Bunun hiç mi önemi yok.? Kulda bu temelin oluşması şartı aranmaz mı.?

Genel manada olmasa da, bir çok kimse, babaannesinden duyduğu inancı, İslam 'ı anlatmaya çabalıyor. Hakikat yönünde kimsede bir sorumluluk hissi yok. Tek bir kişiye yanlış telkinde bulunmak, insanı ahirette kayba götürür.

Bunun için çaba gösteren kimseler, kendilerinden daha fazla sorumlu olduklarının farkında değiller.

Kelime-i şehadetle değil..! İslam, Allah inancı ile başlar..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
İslamiyet 'in kelime olarak ifadesi “La ilahe illallah” tır...

Allah ’a inanan kul Müslüman 'dır.! Anlamını yaşıyorsa, emir ve yasaklara uyuyorsa, ölçü Hz. Allah ’a mahsus olup, kişi mü’mindir.

Size din olarak İslam’ı seçtim, dininizi tamamladım” tebliği, umumidir. Cümle peygamber efendilerimizin getirdiği şeriatlarının anlamını kapsar, kelam, mana itibarı ile İslamiyet ’tir..!

Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin” diye, din olarak Nuh’a tavsiye ettiğimizi, sana vahyettiğimizi, İbrahim ’e, Musa ’ya ve İsa ’ya tavsiye ettiğimizi, sizin için hukuk düzeni yaptı. Fakat kendilerini çağırdığın bu nizam Allah ’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.”
(Şura Suresi 13)

Daha evvelki şeriatta kalanlar kafir ve gavur, gayri müslüm değildir. Yeter ki, Allah ’ı tanısın şirke düşmesin!...
Hz. Allah 'ın kabul ettiği Müslüman, korkulan insan değil, yaşantısına gıpta edilen insandır. Başkalarına örnek, izinde
gidilecek insandır..!

Sonra gelen şeriat, evvelki şeriatı iptal etmez. Daha sonra gelen Allah elçileri, evvelki gelenleri tasdik, sonra gelenleri müjdeleyici olarak gönderildiler. Cümlesi de din-i İslam ve Tevhid Dini 'dir.

Hz. Allah kimin gönlünü İslam ’a açmışsa o Rabbinden bir nur üzerinde değil midir.? Allah ’ı zikretmek hususunda kalpleri
katılaşmış olanlara yazıklar olsun.! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
(Zümer Suresi 22)

İslam ’a açılmış gönül rahmettir. Rabbimizden bahşedilen nurdur. İslam, bir zümreye mahsus olmayıp, cem-i semavi dindir,
İslamiyyet 'tir... Cümle peygamber efendilerimizin tebliğ ettikleri din, İslamiyet ’tir. Tabi olan ben-i adem Müslüman 'dır. Tevhidin anlamı budur.

Her güzellik dindir. İnd-i ilahide makbul din, İslam 'dır. İslam ise meşru yönden güzellik ve adalettir. Bilmeyenler İslam’ın
dışında "güzellik bulduk" zannederler. Bilmezler ki, o buldukları güzellik, İslam 'dır.

Çirkinlikleri dinin malı ve parçası gibi gösterenleri tasvip etmediğimiz gibi, yakınında dahi bulunmayalım. Din mahrumiyet değil, güzellikler manzumesidir..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
Kimse, kimseyi kandırmasın. ''Kelin ilacı olsa, evvela kendi bağına sürer'' deyimi boşa değildir.

Hangi duayı okudun da, bahsini ettiğin kurtuluşu elde ettin diye adama sormazlar mı.? Yalvartmadan, göz yaşı döktürtmeden, yapmış olduğu hatayı farkettirmeden, yok öyle kolay mama..

Hz. Allah 'ın hoşnutluğunu kazanabilmek için kul, evvela iman sahibi olacak.

.. Hz. Allah 'ın emir ve yasaklarına riayet ediyor olacak.

.. Allah 'tan başka güç, kuvvet, kudret tanımayacak.

.. Düştükten sonra değil, işin başlangıcında Hz. Allah 'a tevekkül olacak.

Şu duayı okursan şunu elde edersin, bu duayı okursan bunu elde edersin, ne kadar da basit değil mi.? Hz. Allah 'ı kızdırmak, öfkelendirmek, (haşa bir kul, bir beşer gibi olmasa da) çok kolay, çok basit. Şirk koşan bir kişi bunu çok çabuk elde eder.

Amma, Hz. Allah 'ın rızasını tekraren kazanabilmek, Hz. Allah 'ı hoşnut edebilmek öyle bir kaç satır dua ile hemen oluverecek bir şey değil. Hz. Allah, işin sonunda değil, işin başında müracaat edilmesi gereken merciidir.

O halde beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin; nankörlük etmeyin.
(Bakara suresi 152)

Ey iman edenler.! Sabır ve namaz ile Allah ’tan yardım isteyin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
(Bakara suresi 153)

De ki: Yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?
(Furkan suresi 77)

İman olmadan, yaptığın duanın hiç bir faydası olmaz. Hz. Allah 'ı işin başında hatırlamayan, dara düştüğünde başka kapı bulamadığı için feryat, figan eden kimde, hiç kusura bakmasın. Yok öyle kolay mama..
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
İman, önce iman..!

Sağlam bir iman olmadan, ne ibadetler makbul, ne de ebedi ahiret yurdu için kurtuluş mümkün olur. İmandır insanı kurtaracak olan, imandır insanı ateşten koruyan, imandır insanı, Hz. Allah 'a karşı makbul kılan...

Daha evvel de bahsettiğimiz gibi, kişi imanı ile cenneti, yapmış olduğu ibadetler ile de manevi makamını elde eder.

Hz. Allah 'ın Kuran-ı Kerim 'de sürekli vurguladığı ''gayb 'a iman'' .! Kuran 'ın hemen başında ayette ;

Kendisinde hiçbir şekilde şüphe olmayan o kitap, muttakiler için bir hidayet kaynağı ve yol göstericidir.
O muttakîler ki, gaibe inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz mallardan infak ederler...
Onlar ki, Sana indirilenlere ve senden önce indiren kitap ve peygamberlere ve ahiret gününe iman ederler.
Onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.
(Bakara 2-3-4-5)

İnsanları o kadar lüzumsuz şeylere yönlendiriyorlar ki, bidat, hurafe, teferruat, milyonda bir bile ihtimali olmayan şeylere inandırıyorlar. İman olmadan dua, kişiye hiç bir fayda sağlamaz. Hele ki, Allah inancı olmayan kişiye hiç bir fayda sağlamaz.

.. Müslüman, yalnızca Allah 'ın varlığına inanmış kişiye denir. İman henüz yok..

.. Mü-min, amentünün altı şartına da acabasız inanmış, iman eden kişiye denir. İbadet ve taatlar henüz yok..

.. Müttakiy, amentüye iman etmiş, Hz. Allah 'ın emir ve yasaklarına uyan kişiye denir. Yani, İslam 'ın temel ibadetlerini yerine getiren, namaz, oruç, hac, zekat ve kelime'i şehadet ile iştigal eden kişidir...

Gayb 'a iman, ahiret yurdu için olmazsa, olmazdır.
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
"Sonraki gelen semavi din evvelki gelen dini iptal etmez" başka din yok ki İslamiyet ’ten gayrısını iptal edesin, şeriatlar dahi iptal edilmez iken..!

Sonra gelen şeriatlara salikin geçmesi emr-i ilahiye uygun olup, geriye gidilmemesi de emr-i ilahidir... Sonra gelen şeriatlar kulların kültür ve bilgilerine göre ihsan edilmiş, kişinin inisiyatifine göre lutfedilmiştir, rahmettir.

"Dinde cebir yoktur" anlamı budur. Hz. Kur'an 'ın da bildirisi budur.

Hala ''bir şeriat geldi mi, evvelki şeriatlar iptal olur" iddiasında ısrar edenler Hz. Allah 'a zulüm isnat ederler. Hz. Kur'an 'la çelişkiye düşerler. Çünkü Hz. Allah 'ın lütfettiği küllü rahmeti ilahiler geçici değildir. Mizaç itibarı ile kul inandığı bir davayı kolayca bırakmaya müsait olmayıp daha kemalatlısını seçebilmesi kültürünün kemalatına bağlıdır!..

Samimiyetle arayan kul, hiç şüphesi olmasın, bilgisi müsaitse mutlaka bulur.
 

omer_ömer

Çalışkan Kardeşimiz
Üyemiz
Katılım
22 Mart 2024
Mesajlar
188
Tepkime puanı
6
''Kimin kalbinde Allah var ise, onun yardımcısı Hz. Allah’tır''.

''Kimin Kalbinde Allah yok ise, onun hasmı Hz. Allah’tır''.
Hz. Muhammed (s.a.v)

Bir kimsede acabasız Allah inancı var ise, Hz. Allah bu kimsenin işlerini asan eder, kolaylaştırır, bu kulunun yardımcısıdır.. Kulunun duasına icabet eder, inancı ile kul, Hz. Allah 'ın muhafazası altına girer.

Fakat bir kimdese Allah inancı yok ise, dilediği kadar dua etse, gece gündüz yalvarsa neye yarar.? Böyle bir yaratılmışın, ne duaya, ne de duayı yaratana ihtiyacı yok demektir.! Bir şeyler talep etmek için, talep edilecek makamın kabulü gerekir.

Sayfalar dolusu paylaşımlar yapılıyor. Şu dua buna, bu dua şuna iyi gelir. Şu adette, bu kadar okursan şöyle olur, böyle olur.. Yalan, safsata, kandırmaca...

Kendisinin inanmadığı, hiç bir tecrübesi olmayan, bir yerlerden kulaktan dolma bilgileri, hakikatmiş gibi pazarlamaya çalışanların varlığı az değil. İnternet ortamlarında sayfalar dolusu, kopyala yapıştır, yahut kendi inancını her şeylerin üzerinde görenler.. Aman Allah 'ım aman..

Allah var, gam yok.. İlk önce Allah inancı için bir gayret göster. Sonrasında bu inancı iman ile doldur. Telkinleri bu yönde yap ki, sonucuna erişilebilinsin.. Allah inancı olmadan imanın, iman olmadan da ibadet ve taatların hiç bir ehemmiyeti yoktur.

Evliyaullah der ki ; ''İnsanı dıştan ahlaklaştırmak imkansızdır. Onu, en derin varlığa inandırmak gereklidir. Yoksa satıhta kalınca, eşyanın ve hadiselerin esiri olmaya mahkumdur''.

Dini aklın ve mantığın içine sokmak ve boyunduruğu altında tutmak doğru olmayıp, bu suretle hareket, insanı yanlış yere götürür. Ne aklın, ne mantığın buna gücü yetmez. İnsan, kendi azabını, esiri olduğu huyu ile hazırlar ve sonra kendinde galip olan sıfatları ile haşrolunur.

Hakikatten bahsetmenin de bir sorumluluğu vardır. İnsanlara, her ne kadar hakikatten bahsediyor gibi görülse de, kolaycılığa, aldatmaya, kendisinin emin olmadığı, yaşamadığı bir mecraya sürüklemeye hiç kimsenin haddi de, hakkı da yoktur.

Kimse, kimseyi kandırmasın. Evvela Allah inancı, sonrasında iman, dahasında ise ibadet ve taatlarla meşguliyet olmadan, hiç bir dua, hiç bir insana, hiç bir kazanç sağlamaz..

Kolay olanı tercih ederek kurtuluşa erebilmek mümkün değil. Çiğnemeden, lokma yutulamıyor ise, yutkunmadan su, boğazdan aşağı inmiyor ise, Allah inancı olmadan yapılan duadan da hayır gelmez. Kendimizi de, başkalarını da kandırmayalım..!
 
Üst Alt